Sosyal Demokrasi Okulu Ders Notları

Ercan Karakaş

 

 

ÖZGÜRLÜK, ÇOĞULCULUK VE DEMOKRASİ

 

Özgürlük, eşitlik ve dayanışma sosyal demokrasinin temel evrensel değerleridir. Bu değerler bir toplumla ve ülkeyle sınırlı değildir, herkes ve her yer için geçerlidir.

 

Bu değerler nitelikli, sağlıklı bir toplum için ölçüt olduğu gibi sosyal demokratların davranışlarını da yönlendiren değerlerdir.

 

Özgürlük:

 

Sosyal demokrasiye göre özgür yaşamak insanların doğuştan elde ettikleri en temel haktır. Siyasetin ve toplumun görevi insanların özgürce yaşamalarının ve kendilerini geliştirmelerinin koşullarını yaratmak olmalıdır.

 

Yurttaş hak ve özgürlükleri, yani eşit ve genel oy hakkı, düşünce ve inanış özgürlüğü, düşünceleri açıklama ve örgütlenme özgürlükleri sosyal demokrasinin vazgeçilmez ilkeleridir.

 

Hedef herkesin bu özgürlüklerden yararlanarak kendisini özgürce geliştirebileceği bir toplum yaratmaktır. Böyle bir toplumda herkes siyasi, ekonomik ve kültürel yaşama katılarak ve sorumluluk alarak etkin bir konumda olmalıdır.

 

Sosyal demokratlar için özgürlük herkesin ve öncelikle de farklı düşüncelerin özgürlüğüdür. Herkesi kapsamayan yalnızca belirli kişi ve kesimlerin yararlanacağı özgürlük, özgürlük değil ayrıcalıktır.

 

Bireyin özgürlüğünün sınırını diğer bireylerin özgürlükleri olarak değerlendiren sosyal demokratlar her zaman özgürlüklerin genişletilmesinden yana olmuşlardır.

 

Ancak özgürlüklerin kullanılması için insanların sosyal açıdan güvence içerisinde olmaları gerekir. O nedenle sosyal demokratlar özgürlüğün gerçekleşmesi için yaşam koşullarının herkes için eşit olmasını ve kapsamlı sosyal güvenceyi savunurlar.

 

Sosyal demokratlar özgürlük, eşitlik ve dayanışmayı birbirinin tamamlayıcısı olarak görürler. Özgürlükleri kısıtlamadan eşitliği ve dayanışmayı gerçekleştirmeye çalışırlar.

 

Sosyal demokrasi için temel özgürlükler olan ifade ve örgütlenme özgürlüğü olmadan demokrasi gerçekleşemez.

 

Çoğulculuk – Demokrasi:

 

Demokrasi, aynı zamanda “farklı görüş ve çıkarları olan birey ve grupların iktidara gelmek ya da iktidarda kalmak için giriştikleri bir yarışma”dır.

 

Sosyal demokratların demokrasi anlayışı çoğulcu ve katılımcıdır. Demokraside çoğunluğu oluşturan güç her şeyi yapma hakkına sahip değildir. Hukukla sınırlıdır. Çoğunluk azınlıkta kalanları yok saymak hakkına sahip değildir. Demokrasilerde farklı gruplar barışçıl yöntemlerle olmak koşuluyla  yarışa eşit biçimde katılma olanağına sahiptirler. Diğer yandan demokrasinin öznesi insan temeli de insan haklarıdır.

 

Sosyal demokratlar için demokrasinin son aşaması yoktur. Bir dizi tarihi gelişimin ürünü olan demokrasiyi sürekli olarak geliştirmek, derinleştirmek ve yaygınlaştırmak gerekir.

 

Batı demokrasileri çoğulcudur. Toplumda hiç bir düşüncenin devlet katında ayrıcalığı yoktur. Her düşünce özgürdür. Açıklanır, örgütlenir ve iktidar yarışına katılabilir.

 

Demokrasilerde düşünce ve açıklanması suç olmaz. Çünkü bir düşünceyi açıklamanın suç sayılması, düşüncenin özüne karışmak anlamına gelir.

 

Yasaklamalar, şiddete başvurma, açık biçimde şiddete çağrı yapma, ya da suça teşvik vb. hallerde söz konusu olur. Yani düşünceler değil şiddete başvurma ya da şiddete teşvik cezalandırılır.

 

Yüzyılın başlarında solun bölünmesinde sosyalizm hedefi için izlenecek yöntem de belirleyici olmuştur. Sosyal demokratlar demokrasiyi sosyalizmin “manevi ve siyasal temeli” olarak gördüler. Onun “sosyalist ahlak ve tanımlamadan” soyutlanamayacağını savundular.

 

Sosyal demokrasinin kuramcılarından ve kurucularından  Eduard Bernstein; demokrasiyi “Demokrasi aynı zamanda hem amaç hem de araçtır. Sosyalizmin mücadele aracı ve sosyalizmin gerçekleşme biçimidir.” Şeklinde tanımlarken, demokratik sosyalizmin diğer ünlü kuramcısı Karl Kautsky de; “Bizim için demokratik olmayan sosyalizm düşünülemez…Demokrasi olmadan sosyalizm olamaz” demekteydi.

 

Görüldüğü gibi sosyal demokratlar başından beri demokrasiyi sürekli biçimde sahiplenmişlerdir.

 

Ancak sosyal demokrasinin demokrasi anlayışı siyasi demokrasiyle sınırlı değildir. Demokrasi anlayışının diğer boyutları sosyal ve ekonomik alanı kapsamaktadır. Sosyal alandaki demokrasi, kurumlaşmış bir sosyal devleti ve herkesi kapsayan bir sosyal güvenlik ağını kapsamaktadır.

 

Sosyal demokratlar ekonominin de demokratikleşmesinden yanadır. Diğer bir deyişle ekonomik demokrasiyi de hedeflemektedirler. Ekonomik demokrasi “kamunun çıkarlarını korumak, ekonomik gücü denetlemek ve ekonomik gelişmeyi sağlamak olarak” tanımlanmaktadır.

 

Çalışanların her düzeyde ekonomik kararlara katılması da ekonomik demokrasinin önemli bir unsuru olmaktadır.

 

Devlet:

 

Sosyal demokrasi her zaman devletin yapısının ve işleyişinin demokratik olmasını ve toplumsal sorumluluk taşımasını savunmuştur.

 

Devletin; hukuk devleti olması için mücadele etmiş, devletin sosyal ve demokratik niteliğini geliştirmeye çalışmıştır.

 

Sosyal demokrasinin devlet anlayışı liberalizmin devlet anlayışından farklıdır. Liberaller teoride ve uygulamada devletin yalnızca güvenlik ve dış politika ile ilgilenmesini, ekonomiye ve topluma karışmamasını savundular.

 

Sosyal demokratlar ise “ekonomik ve toplumsal ilişkileri vatandaşların özel konuları olarak gören” devlet anlayışının aslında “ortalığı ekonomik açıdan güçlülere bırakmak olacağı” görüşünü savundular ve devleti tüm toplumun çıkarına yönelik tarafsız bir araca dönüştürmeye çalıştılar.

 

Bu mücadeleden, sosyal demokratik hukuk devleti doğdu. Diğer yandan da yerel yönetimler güçlendirilerek ve özerkleştirilerek merkezi devletin gücü olabildiğince sınırlandırıldı.

 

Özet olarak sosyal demokrasi anlayışında devlet “kutsal” değildir. Yurttaşların/bireylerin insanlık onuruna uygun yaşamasının zeminini oluşturmakla yükümlü bir olgudur. Ve devlet mutlaka demokratik, sosyal hukuk devleti olmalıdır.

 

Ayrıca devletin ve yönetimin saydam olması gerekir. “Devlet vatandaşı değil, vatandaş devleti denetlemelidir.” Vatandaşın devleti denetleyebilmesi için kendilerini ve toplumu ilgilendiren her konuda bilgi edinme hakkının olması ve bu hakların da güvence altına alınması gerekir.

 

Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve güçsüzlere öncelik verilmesi devletin temel görevidir.

 

Sendika ve Sivil Toplum:

 

Batıda sosyal demokrasi ile sendikaların tarihi ortaktır. Çünkü her ikisi de işçi sınıfına dayalı olarak kurulmuştur.


Sendikalar dün olduğu gibi bugün de işçilerin yaşam koşullarını iyileştirme mücadelesinin yanı sıra demokrasinin ve sosyal devletin kurumlaşması için de mücadele etmektedirler. Sendikalar ve işçiler bu doğrultudaki siyasi mücadelelerini sol partilerin içinde yer alarak yürütmektedirler.

 

İngiltere ve İsveç gibi bazı ülkelerde parti-sendika ilişkisi organik hale dönüşmüş ve uzunca bir süre sendika üyeleri otomatikman parti üyesi sayılmışlardır. Diğer Avrupa ülkelerinde ise sendikalar sosyal demokrat partilerle çok yakın işbirliği içerisinde olmalarına rağmen ilişkilerin organik hale gelmesi istenmemiştir.   

 

Sosyal demokrasi için sendikalar güçlü sivil toplum örgütleridir. Özgür sendikalar olmadan demokrasinin korunması ve geliştirilmesi kolay değildir. Çünkü demokrasi aynı zamanda örgütlü toplum demektir.

 

Sendikalar da sosyal demokrat partiler gibi siyasi demokrasinin işlemesi ve sürekliliği için ekonomik demokrasinin kaçınılmaz olduğunu savunmaktadırlar.

 

Sosyal demokratlar, sermayeye karşı işçi ve diğer emekçilerinin çıkarlarının savunulabilmesi için sendikalaşma özgürlüğünü ve grev hakkını bir ön koşul olarak görmekteler. Bu araçlar olmadan işçilerin, çalışanların haklarını savunmaları mümkün değildir.

 

O nedenle günümüzde de, sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakkı son derece önemlidir. Sosyal demokrasi hangi gerekçeyle olursa olsun bu hakların kısıtlanmasına karşıdır.

 

Ülkemizde demokrasinin bir türlü eksiksiz hale gelememesinin önemli bir nedeni de sendikal hareketin zayıf olması ve sivil toplumun örgütsüz oluşudur.

 

O nedenle Türkiye sosyal demokratları için sendikal hakların genişletilmesi, kamu çalışanları dahil tüm çalışanları kapsamasının sağlanması önemli bir hedeftir.

 

Sivil toplum bilindiği gibi, “siyasal kurumun (devletin) dışındaki  ” toplumdur. Ancak sivil toplum siyaset dışı, siyaset yapmayan yurttaş ya da halk örgütlenmeleri demek değildir.

 

O nedenle sosyal demokrasi sivil toplumun güçlenerek, siyasal yapıyı yani devleti denetlemesini ve yönlendirmesini savunmaktadır.

 

Merkezi devlet otoritesinin toplumsal sivil yaşama müdahale yetkisini olabildiğince sınırlamak, en aza indirmek sivil toplumun başlıca amacıdır.

 

Aslında sol partiler de birer sivil toplum örgütü olarak ortaya çıktılar. Ancak bu işlevlerini tam olarak yerine getiremediler. Özellikle Sovyet bloğundaki partiler devlet mekanizmasının ve bürokrasisinin bir parçası haline dönüştüler.

 

Siyasete olan güvenin azalmasıyla 1980’li yıllarda güç kazanan sivil toplum fikri bizde de gündeme girmiş bulunmaktadır.

 

Ancak 12 Eylül rejiminin getirdiği düzende sivil toplumun gelişmesi son derece zor olmaktadır. Sivil toplumun özgürce gelişmesi için demokratikleşme kaçınılmazdır.