Nurhak'ta bir lider
68 kuşağının önderlerinden Mustafa Yalçıner, 31 yıl önce
Malatya'daki Nurhak Dağları'nda 'kır gerillası' olarak ağır yaralı yakalandı.
Yalçıner, şimdi aynı yerde, TBMM'ye gitme çabasında
Celal Başlangıç
21/10/2002
Radikal
Dağda Deniz'leri bekliyorlardı. En karanlık
günleriydi 12 Mart'ın; baskınlar, tutuklamalar, öldürmeler... Kötü haber tez
ulaştı Nurhaklara. Deniz, Yusuf ve Hüseyin yakalanmıştı. 'Yoldaşların tekrar
gerillaya dahil edilmesi gerekiyordu.' Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun 'kır
grubu' yoldaşlarını kurtarmak için bir eylem planladı. Kürecik'teki Amerikan
Üssü'nü basacaklar, aldıkları rehineleri arkadaşlarıyla değiştirecekler, üssü de
havaya uçuracaklardı. Ancak daha önce Gölbaşı-Antep arasında bir bankadan para
taşıyan araç durdurulacak, ondaki para alınacaktı.
Sinan, Kadir, Alpaslan, Hacı, Metin, Ahmet ve Mustafa eylemi gerçekleştirmek
için yola çıktı. Yedi kişi, üç gün üç gece, gündüzleri saklanarak, çok hızlı bir
tempoyla yürüdü. Güçlerinin sınırına gelmişlerdi.
"İnekli Köyü'nün arkasında bulunan sırtta, tepenin yamacında konaklandı. Sinan,
Hacı ile birlikte tepeye doğru yola çıktı. Geriye kalanlarımız da, orada uykuya
yattık. Hacı, önceden üsse girecekti, son keşfi yapacaktı. Sonra da onunla
buluşup üsse saldıracaktık. Yanımızda yeterli patlayıcı stoku vardı. TNT,
dinamit... Üsse girdiğimizde, bunları üssün çeşitli yerlerine döşeyecektik.
İçeride kalacaktık ve içeridekilere karşı Deniz'leri isteyecektik."
Ama sabah silah sesleriyle uyanır Mustafa: "İnekli Köyü'nün arkasındaki yamaçta
Sinan tepeden aşağıya koşuyordu, ara sıra dönüp ateş ediyordu ve ona ateş
ediliyordu. Sinan yanımıza geldiğinde gözlüğünü düşürmüştü, belinde asılı duran
kütüklüğünün üstünden yaralanmıştı."
Kurşun yağmuru
Tepeyi bırakmamak gerekiyordu. Ancak arazi uygun değildi. Geri çekilmeye
başladılar. Önce Alpaslan vuruldu. Ardından Sinan bacağından bir yara daha aldı.
Her yandan üzerlerine kurşun yağıyordu. Mustafa da bacağından, kalçasından
kurşun yedi, tüfeği elinden savruldu gitti.
"Bundan sonra Sinan'ın Kalaşnikof'unun son bir tarrakasını duydum. Ondan sonra
yalnızca benim üzerime sıkılan kurşunların sesi duyuldu. Sadece o sesler vardı.
Ben yaralı düştükten sonra da, üzerime ateş edilmeye devam edildi. Başımın
yanına, kolumun civarına yani hedef gözetilerek açılan ateşin ortasındaydım. Bir
yandan da 'Teslim ol' diye bağırıyorlardı.Oysa ben istesem bile teslim olacak
durumda değildim."
Çatışmada Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga öldürülmüştü. Sağ olarak
yakalanan Hacı, yaralı getirilen Mustafa'yı görür "İlk dikkatimi çeken şey,
Mustafa'nın pantolonundan kan akıyordu. Toprağa bulanmış kan akıyordu."
O sırada 21 yaşındaydı Mustafa, İzmirliydi. Babası iflas etmiş bir tornacıydı.
Yoksulluk çeken bir emekçi çocuğu olarak yetişmişti. 1966 yılında girdiği
ODTÜ'de Dev-Genç'e katılmış, Ankara'da Türkiye İşçi Partisi'nin içinde
çalışmıştı.
68 Devrimci Gençlik Hareketi'nin aktif bir eylemcisidir artık. Amerikan 6.
Filosu'nun askerlerini denize dökenlerden biridir. Gençliğin üniversitede neden
boykot ve işgal yaptığını anlatmak üzere fabrikalara ve köylere gitmeye
başlarlar. Filistin kamplarında gerilla eğitimi alırlar. Tüm Anadolu'da
mitinglerle, gösterilerle büyük bir iktidar mücadelesi yaşanmaktadır. 1970
yazında, Amerika tarafından haşhaş ekiminin yasaklanmasına karşı yapılan 'Haşhaş
Mitingi' için, bugün milletvekili adayı olduğu Malatya'nın yüzlerce köyünü karış
karış dolaşır. Türkiye'nin koşulları gençlerin yolunu yavaş yavaş dağa doğru
sürmektedir.
"70'lerde mücadelenin akışı beni Nurhaklara kadar getirdi. Kendim istediğim için
değil. Koşullar öyleydi. En sıradan protestomuz, komando kamplarında eğitilmiş
milislerin saldırısına uğramaktaydı. 6. Filo'yu protesto ederken şeriat
heveslilerinin palalı saldırısına maruz kalıyorduk. 'Kanlı Pazar'ı yaşamıştık.
Her şey yasaklanıyordu. İşçisiyle, köylüsüyle halk başka şey düşünüyor ve
istiyor, yönetenler başkasını yapıyordu. Malatya'nın tepelerinde hissettiğim ilk
şeyin, kendi kendime mırıldandığım 'Oh! Özgürlük' sözcüklerinde ifadesini
bulduğunu hatırlıyorum. Başta Sinan Cemgil, arkadaşlarımla bu havayı soluduk ve
herkese bunu anlattık. Sonuçta tüm 'zararı' kendimiz üstlendik, halka tek bir
çöp zarar vermedik."
Cezaevinde 15 yıl
Siyasal faaliyetleri nedeniyle üniversite eğitimini yarım bırakır Mustafa
Yalçıner. Artık cezaevi süreci başlamıştır. Deniz Gezmiş'i, Yusuf Aslan'ı,
Hüseyin İnan'ı bir gece yarısı arka arkaya kaldıkları hücrelerden alıp
götürürler. Yakalandıktan sonra yargılandığı THKO davasında aldığı idam cezası
daha sonra müebbet hapse çevrilir.
12 Eylül sonrası bu kez Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) sanığıdır
Mustafa Yalçıner. Toplam 15 yıl hapis yatar.
1995'te kurulan Emek Partisi'nin merkez yöneticisidir. Ancak parti,
programındaki Kürt sorununun çözümüne ilişkin madde nedeniyle kapatılır. 1996'da
kurulan Emeğin Partisi'nin genel başkan yardımcılığı görevini üstlenir. Çeşitli
gazete ve dergilerde yazarlık yapar. Hayatın bütün bu yoğun akışı içerisinde
ancak 45 yaşında evlenmeye fırsat bulur. Yalçıner bugün karşımıza 51 yaşında, üç
yaşında bir kız çocuğu sahibi, DEHAP'ın çatısı altında kurulan Emek, Barış,
Özgürlük Bloku'nun Malatya birinci sıra milletvekili adayı olarak çıkıyor.
30 yılı aşkın bir süre önce mitingler örgütlediği, köy köy gezdiği, Nurhak
Dağları'na doğru yola çıktığı Malatya'da bugün parlamentoya gidecek bir
milletvekili adayı olarak dolaşırken kendisini hiç de yalnız hissetmiyor
Yalçıner: "Eskiden bildiğim, tanıdığım yerlere hiç yalnız gitmiyorum. Yanımda
bugün birlikte çalıştığım arkadaşlarım oluyor, ama geçmişte omuz omuza mücadele
ettiğim arkadaşlarım da oluyor. Deniz'le, Sinan'la beraber yürütüyoruz seçim
çalışmasını sanki. Bunu hissediyorum, bunu yaşıyorum. Hayır nostalji yapmıyorum.
Adım başı bunu hissettiren bir eve, bir ağaca, en önemlisi tanıdıklara
rastlıyorum. Oturup onlarla konuşuyorum. Geçmişten söz açıyorlar, birlikte
bugüne bağlıyoruz."
Eski tanıdıklar buluşuyor
Yalçıner, yıllar öncesinden bildiği köylerin bugünkü sefil durumunu görünce
kuşkusuz 'tarihin de kendilerini beraat ettirdiğini' düşünüyor. "Aynı köylere
gidiyorum. Çoğu evin harap olduğunu görünce içim burkuluyor. Görüyorum ki, 30
yıl içinde köylülerimize kendi toprağında yaşayıp üretmek, hayvanını beslemek
haram edilmiş.
Kotalar yüzünden tütün ve pancar ekemeyenler, kayısısı üç kuruş para etmeyenler,
yem masrafı hayvan beslemesini karşılamayanlar, çoğunlukla köylerini terk etmiş.
İzmir'e, İstanbul'a, Almanya'ya gitmişler. Çoğu köyde sadece yaşlılar kalmış.
Tanıdıklar da en çok onların aralarından çıkıyor. Zamanında ekmek vermiş
olanlar, evlerinde kaldıklarım onlar. Sarılıp kucaklaşıyoruz. Hepsinin gözleri
öfke dolu ve yeniden ışıldıyor. Sadece köylerde değil, merkezde de çok sayıda
tanıdıkla karşılaştım. Şeker ve demiryolu işçileriyle, şimdi kapatılmış olan
Sümerbank'tan atılanlarla oturduk konuştuk. Üstelik birçok eski tanıdıkla şimdi
seçim çalışmalarını birlikte yürütüyoruz. Duyan katılıyor çalışmalara. Bu,
gözlerimi dolduruyor. 30 yıl içinde değişen hemen hiçbir şey olmadığını, ama
yaşamanın ve çalışmanın daha da zorlaşıp koşullarının kötüleştiğini bir kez daha
derinden anlıyorum."
Yalnızca Malatya'da kalanlardan değil, yurtdışına giden Malatyalılardan destek
almış Yalçıner. Çoğu eski tanıdıklar. 30 yıllık dostu, eski CHP milletvekili
Salman Kaya, yanına topladığı arkadaşlarıyla birlikte Yalçıner'in seçim
kampanyasına katılmak üzere Malatya'ya gitmiş. Yaşadığı bu süreci 'Hafızayı
beşerin nisyan ile malul olmadığını gördüm' diye değerlendiriyor. Ancak örgütsüz
ve dağınık kaldıkları için 'hareketsizleşmiş' bulmuş yalnızca eski dostlarını.
"Şimdi herkes yeniden silkiniyor. Umutlanıyor. Umut veren bir toparlanma
merkezinin varlığı tayin edici. İki gün önce Yeşilyurt ilçesine gittim. Seçim
bürosu açtık ve arkadaşlarımla esnafı ziyaret ettik. Eski tanışlarla
karşılaştık. Çoğu belirli yerlere gelmişler. Gidecek başka yer olmadığını
düşünüp kerhen 'sol' söylemli, ama Dervişli partiye oy verme eğiliminde olanlar
bir saat içinde yüzlerini DEHAP'a döndüler. İlçeden şehir merkezine yeni
dönmüştük ki telefondaki coşkulu ses bir minibüs ve bir otomobilin kampanya
boyunca çalışmak üzere DEHAP'a sunulduğunu müjdeledi.
Kampanyaya katılanlar olanaklarını da sunmuşlardı. Herkes Hazine yardımı
almadığımızı, hortumladığımız paralarımızın olmadığını biliyor. Seçim bürolarını
kendi paralarıyla açıyorlar, arabalarının yakıtını kendileri dolduruyorlar. Eski
tanıdık, yeni tanıdık, herkesin yaptığı bu. 'Ölü toprağı serpilmiş' hava, hiçbir
yerde yok artık."
'Deniz'in itibarı iade ediliyor'
Yalçıner'e göre '68'in rüzgârı yeniden esmeye başlayacak.' Bunun için 'Ben nasıl
milletvekili adayı oldum? Mihri Belli'nin TBMM'yi açacak olmasını çok değil, bir
sene önce kim hayal edebilirdi? Şimdiden on binler, hatta yüz binler, çektikleri
halay ve zılgıtlarla Türkiye'nin en içtenlikli ve özgür alanlarına
dönüştürdükleri DEHAP miting, seçim bürosu açılışları ve konvoylarında
birleşmiyorlar mı? Bugünden yüzde 10'luk seçim barajı parçalanmadı mı'
sorularıyla bir sonuca varıyor: "68'in ve Nurhakların yolu Meclis'e çıkmıştır.
Deniz'lerin itibarı şimdiden iade edilmektedir. 12 Mart ve ardından asıl olarak
12 Eylül'de sekteye uğratılan Türkiye'nin bağımsızlık ve demokratikleşmesi
davası, ezilen milyonların dilinde, yüreğinde, ama ille de birliği ve
mücadelesinde yeniden ete kemiğe bürünmüştür. Şimdi bu nedenle yarım kalmış
sloganlarımızı yeniden ve belki de daha gür sesle haykırıyoruz. Dün 6. Filo'ya,
'Ortak Pazar'a karşıydık, bugün IMF'ye. Dün de, bugün de savunduğumuz, ipotek
altında olmayan, kendi kararlarını kendisi veren bağımsız Türkiye'dir. Türk-Kürt
kardeşliği ve eşitlik yolunda dev bir adım atıldığı gibi, bu adım, ezilenlerin
birliğinin, yoksulların birliğinin temel bir adımı olmuştur."
Bugünden yarına bütün 'hesaplarını' gönül rahatlığıyla veriyor Yalçıner:
"Halktan büyük güç yok. Yeter ki ona ihanet etmemiş ol! Şimdi bunun hazzını
yaşıyorum."
Nurhaklardan Ankara'ya çıkan yolda, hiçbir emeğin boşa gitmediğine adım başı
yeniden ve yeniden tanık oluyor. Bu kez yolun açık olsun Yalçıner!