| ANA SAYFA | AVRUPA BİRLİĞİ | AYRIMCILIK | ÇEVRE | GENÇLİK | HAYVAN DOSTLARIMIZ | KADIN | ÇALIŞMA YAŞAMI | LAİKLİK | MERAK EDİLENLER |
Kim
kirletti?
Oktay Ekşi
16.06.2008 Hürriyet
ŞİMDİ de başımıza "Agarta" çıktı. Soruşturunca öğrendik ki, Agarta,
Ergenekon’un asıl adı imiş. Meğer 600 yıllık geçmişi olan bir tür "tarikat"mış.
Ek bilgiye göre de bu tarikat Mu ve Atlantis’ten göç eden bilim
rahiplerince kurulmuşmuş.
Tarikat mensupları, sonradan gizlenme gereği görüp, dağ ve mağara içlerine
çekilmişler. Ama orada boş durmamışlar. Yeraltında şehirler kurmuşlar,
tünellerle Asya’dan (muhtemelen Tibet civarından) Kuzey Kutbu’na
kadar yeraltından gidebilmişler.
Masalın gerisini bugünkü Hürriyet’te de okursunuz ama biz kısaca devam
edelim:
Agarta’lar zamanı gelince yeraltından dışarı çıkacaklarmış ve liderleri
de yeryüzündeki kötülüğü yenecekmiş.
Eğer vaktiniz bol ve gönlünüz eğlenmeye açıksa sermaye bol!
Ama işin bu yarı şaka kısmının dışında bir de ciddi boyutu var: Önceki gün
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin bir basın toplantısında
özetle "Ergenekon (pardon Agarta) iddianamesinin içeriğini
açıklamanın yasalara göre mümkün olmadığını o nedenle sadece şekli sayılabilecek
tarafları hakkında bilgi vereceğini" söyledi değil mi?
Nitekim Sayın Engin’in açıklamasında ne "Agarta" vardı ne "Magarta"!
Ama dünkü gazeteleri açınca gördük ki, İddianame bu "Agarta
Efsanesi" üzerine kurulmuş. Dahası... Agarta denen meş’um çete 20
ayrı hücre (veya departman) esasına göre örgütlenmişmiş. İsmet ve
Dilovası kod isimli gizli tanıkların beyanları Türkiye’yi sarsacakmış.
Bitmedi... "Örgütün eylemleri 12 Mart 1995 tarihinde İstanbul’un Gazi
Mahallesi’nde daha çok Alevi yurttaşlarımızın devam ettiği 3 kahvehanenin
otomatik silahlarla taranması sonucu 22 kişinin ölümüne, 155 kişinin
yaralanmasına yol açan Gazi Olaylarına kadar" uzanıyormuş.
Bu gidişle 6-7 Eylül 1955 tarihli meşhur "6/7 Eylül olaylarını"
veya "31 Mart (1909) olaylarını" da 600 yıllık geçmişi olan
Agarta’lar yaptı denirse galiba şaşmayacağız.
Ama asıl önemlisi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın "İddianame hakkında
bilgi verilmesi yasak" demesi ve kaynağı belli olmayan haberler nedeniyle "örneğine
çok az rastlanan yoğunlukta" bir bilgi kirliliğinin yaşandığından şikayet
etmesi ardından birilerinin bu uyarıyı hiç ciddiye almayıp aynı tür haberleri
medyaya sızdırmasıdır.
Sorunca öğrendik ki İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın uyarısını
dinlemeyip bu haberleri veren bizzat Agarta davası Savcısı Zekeriya Öz
imiş. Muhabirleri iki grup halinde makamında kabul etmiş ve bir kısmını
yukarıda özetlediğimiz bilgileri o vermiş.
Bundan anlaşılıyor ki iki-üç aydır yaşadığımız bilgi kirliliği ve pek çoğu
uydurma haberle dolu furyanın ardında da ya Zekeriya Öz’ün kendisi vardı
veya medya onun bilgi ve onayı ile bu kampanyayı yürüttü.
Şimdi anlıyor musunuz birkaç gün önce CNN Türk’te konuşurken
"Gizliliğe uyarsanız, bilgi kirlenmesini de önlemiş olursunuz. Bir takım
belgeler medyada yayınlanır ise, gizlilik olayı ortadan kaldırılırsa bu
soruşturmanın selametinden, güvenilirliğinden bahsetmek mümkün olmaz" diyen
Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun ne demek istediğini?