SOSYAL DEMOKRASİ VAKFI
ANA SAYFA AVRUPA BİRLİĞİ AYRIMCILIK ÇEVRE GENÇLİK HAYVAN DOSTLARIMIZ KADIN ÇALIŞMA YAŞAMI LAİKLİK MERAK EDİLENLER
 

 

Ergenekon'un ardındaki gerçek

İsmail Küçükkaya
16.07.2008 Akşam

Dava(lar) “hukuk zemininde” ilerleyecek, o anlamda yorum yapamayız. Ancak gelişmelerin siyasal sonuçları üzerinde “soğukkanlılıkla düşünmek” zorundayız. “Nasıl oldu da bu noktaya gelindi?” sorusu önemli.

Bir kesim tarafından tepkiyle karşılanan Hilmi Özkök’ün de “AKP’nin iktidarda olmasından memnun olmadığını söylemek” yanlış olmaz. Buna ilişkin çeşitli söylentiler basına yansıdı.

TSK’nın komuta kademesinden, “şahsi görüşleri” bağlamında farklı bir düşünce beklemek doğru değil. Taa 3 Kasım 2002’den bu yana hükümet-TSK arasında “dikkatli, ölçülü, kaygılı ve yasalara uygun bir çerçevede ilişki” yürüyor.

“Beğenmesek de siyasal bir iktidara karşı nelerin yapılabileceği” konusu hayli kritik.

İki emekli orgeneralin “vatanseverlik gibi yüce amaçlar” doğrultusundaki faaliyetlerinin suç örgütüne dönüştüğü iddiası düşündürücüdür. Ne gibi suç işleyip işlemediklerine mahkeme karar verecek. Ancak “siyasal duruş” olarak AKP’ye muhalefet etmek gibi bir dizi faaliyet ve örgütlenme içinde oldukları kesin.

“Muhalefet yoktu da onun için Ergenekon ortaya çıktı” gibi bir kolaycılığa düşmek istemem. Bununla birlikte “siyasal yaşantımızdaki muhalefet anlayışımızın üslup, içerik ve etkinliğinin hayli cılız kalmasının üzerinde durmak” zorundayız.




Halka dayanan bir muhalefet ihtiyacı

VARSA bir darbe girişimi onun ortaya çıkarılması ve önlenmesinin tamamen “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendi içinde cereyan ettiğini” unutmayalım. İki emekli orgeneralin tutuklanmasına kadar giden süreçteki soğukkanlı tavırların da “TSK ile darbe bağlantısı kurmaya çalışanlara karşı” ne kadar hassas bir yönetim başarısı olduğunu kabul edelim.

AKP’ye karşı olmak ayrı bir konudur, bunu “günümüz koşullarına uymayan, soğuk savaş dönemine ait yaklaşımlarla ele almak” apayrı. Böyle yapılar ve anlayışlar halk desteği bulamazlar.

Sözün burasında siyasal hayatımızın kritik bir maluliyetinden bahsedelim: “Muhalefet eksikliği.”

Halk, kendi siyasetini yapabilecek bir oluşum, kendi muhalefetini dillendirecek bir örgütlenme bulursa oraya ilgi gösterir. Bu, “meşru zeminde bir muhalefet” arayışıdır.

Toplumsal taleplerle örtüşen yeni bir muhalefet anlayışı şart. Ekonomik, sosyal, siyasal talepleri formüle edecek, Türkiye’nin dinamiklerini kuşatacak bir yaklaşım.

AKP iktidarının en büyük eksikliği halka dayalı, sağlam bir muhalefet anlayışının bulunmayışıdır.

“Sistem kendini tehdit altında hissediyor” ama rejimi koruma görevi devlet kurumlarına ve CHP’ye kalıyor.

Böylesine zorlu bir misyon hem devlet kurumlarına hem de CHP’ye haksızlıktır. Çünkü ana muhalefet partisi “başka türlü hareket edemeyeceği bir alana sıkışmış” durumda. CHP, “Ankara’da müthiş başarılıdır, Anadolu’da bir o kadar başarısızdır.” Çünkü ikisi aynı anda olmaz. CHP, yüzde 20-25’lik bir kesim için hayati önemde bir sözcüdür. Ama AKP’nin karşısında duran, ulaşılması gereken en az yüzde 35’lik bir kesim sahipsizdir. Bir ara Ahmet Necdet Sezer tek kişilik muhalefet misyonunu üstlenmişti.

 



“Artık görev silahsız kuvvetlerin”

TÜRKİYE’de halk muhalefetine ihtiyaç var. Bu, “rejim koruma üzerinden” yapılamaz. AKP’ye alternatif olacak, AKP’nin aşırı liberal politikalarını eleştirecek, işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk gibi temel sorunları gündeme taşıyacak, halk katmanlarında yaygın destek bulan, sivil bir ses.

Siyasal platformda bu görüşler dillendirilebilseydi, buna uygun teşkilatlanma olsaydı bence Ergenekon benzeri oluşumlar hayatiyet bulamazdı. Meşru zeminde siyaset yapılamayınca başka türlü arayışlar gündeme gelir. O yüzden öncelikle “siyaset yapmayı” öğrenmeliyiz. İçi ve içeriği dolu bir muhalefet. AKP’ye rakip.

Tabanın halk tarafından oluşturulması gerekir. Siyaset topluma dayanmalı.

Böyle bir yapı iktidarları zorlar, geliştirir ve güçlendirir, denetim yoluyla onları yanlışlardan korur. 22 Temmuz sonrası AKP bu eksiklik nedeniyle hatalar zincirine başladı.

AKP’ye bakınız... Başbakan Erdoğan dahil en az 10 önemli figür, sürekli kendi ideolojilerini, kendi tezlerini çok iyi savunuyorlar. CHP’de Baykal dışında bir tek kişi daha yok. CHP’nin takımı yok. Yukarıda söyledim, CHP, AKP’nin alternatifi değil. Onun yanında başka bir yapıya ihtiyaç var. Devlete AKP’den daha yakın ama aynı zamanda toplumla da en az AKP kadar iyi ilişkiler kuran bir oluşum.

Devletin de sahiplenebileceği, belki Özal tipi bir liderlik.

Tıpkı AKP gibi toplumun en alt katmanlarıyla ilişki kuran bir muhalefet zihniyeti olmalı. Her bir toplumsal kademede yine AKP’nin karşısına çıkacak bir anlayış.

“Askere siyasetten uzak dur” diyen bir ülkenin, toplumsal duyarlılığını geliştirmesi ve siyaset yapabilir hale gelmesi şart. Bir paşanın, “bundan sonra görev silahsız kuvvetlerin” demesinin üzerinden kaç yıl geçti, biliyor musunuz?