GELECEK SOSYAL DEMOKRASİDİR

ANA SAYFA

SODEV
KURUMSAL
SODEV
ETKİNLİKLERİ
SODEV
OKULLARI
DOSYALAR
SAYFALAR
GENÇLİK LİNKLER İLETİŞİM

 

YÜZYILIN İTİRAFLARI  

Cihan Aydın
25.05.2010 

         “Yaşadığım süre içinde  savaşların bir parçası oldum. İkinci Dünya Savaşı’nda üç yıl, Vietnam Savaşı’nda yedi yıl Savunma Bakanlığı; daha sonra Dünya Bankası’nda on üç yıl başkanlık yaptım.” Bu sözler bir dönemin en tartışılan adamı  McNamara’ya ait.

        Errol Morris , son zamanların en iyi belgesel Oscar’ını  alan “Yüzyılın İtirafları”  orijinal ismi ‘The fog of War’ yani  Savaşın Sisi’yle  geçmişten bu güne uzanan Amerikan politikası konusunda önemli gizleri açıklıyor.Clausewitz, “savaşlar doğası itibariyle bilinmezlikler,belirsizliklerle dolu olgulardır” der bu durumu  “Savaşın Sisi” olarak adlandırır. Bu durum, önceden belirlenen stratejilerin savaşların belirsizliği karşısında geçersizleştiği düşüncesine tekabül ediyor . Birçok savaş,  belirlenen strateji dışında askeri alandan sivillerin imhasına doğru, klasik yani konvansiyonel  savaştan biyo-nükleer mecraya kayabilmektedir ve bu anlamda savaşmanın pratik tarafıyla beraber  “hukuki” boyutu da  geçersiz kalıyor. Birçok savaşın sonunda yaşanılan,yaşatılan vahşetler ya hukukla yani ‘müdahalelerin meşruiyet’iyle ya da hukuksuzlukla izah edilmeye çalışılıyor.

Bir dönem  birilerinin, askeri denetim altına alan ilk sivil, birilerinin azgın bir diktatör olarak gördüğü Robert MC Namara belki de dünyada üzerinde  tartışılan, karşı konulan eleştirilen, en fazla spekülasyon yapılan siyasi portrelerinden biri ...İnsani tarafın teknokratik dünyada yok olduğu, bilinen bugünkü siyasi portreleri hatırlatıyor. Bugün ABD imparatorluk mitolojisinin bilinen kurmaylarının bu belgeselden alabileceği dersler oldukça fazla.

       Amerikan rüyası denilen bir hayat zincirinin proto-tiplerinden olan McNamara 1916 yılında doğmuş,  kırk yaşlarında Ford ailesinin önerisiyle  Ford şirketlerinin başına geçmiş ve kısa bir süre sonra Kennedy ailesinin zorlamsıyla, türlü pazarlıklarla ABD   Savunma Bakanlığı’nı kabul etmiştir. Sonra bildiğimiz krizler ve savaşlar zinciri…Biz onu özellikle Vietnam Savaşı’nın mimari boyutunu tasarlarken tanıyoruz. Amerikan tarzı dünya sisteminin kurulmasında büyük katkısı olan McNamara ünlü öngörüleriyle de  tanınıyordu.Soğuk savaş döneminde ‘Sovyet tehdidi’ algısı eşliğinde Pentagon’u bugünkü dev savaş makinesine çeviren, nükleer dahil silahlanma yarışına önemli katkılar yapan McNamara, bir ifadeyle Artık ‘politika analizi’ ne dönüşen kamu politikalarında sistem analizini kurumsallaştıran isim olarak bilinen  bir analist idi. Fakat ABD’nin  dünya sistemine tüm gücüyle, emperyal refleksleriyle müdahale ettiği dönemde McNamara ortak bir “nefret öznesi” durumuna gelmişti.

       McNamara  yaşlılığının doruklarında geçmişine bakarken yine zekice taktiklerini Savaşın Sisi’nde konuşturuyor. Aktif politika yaptığı dönemde herkese verdiği izlenim olan ‘bütün cevaplar bende  Bay McNamara’ tarzını zekice koruyor. Şunu da ihmal etmiyor: her soru cevaplanmaz,  cevaplamak istediğiniz soruyu sordurmaya çalışın telkiniyle kendi 11 soruluk manifestosunu  hazırlayıp belgesel boyunca bunları cevaplamaya çalışıyor.

                İkinci Dünya Savaşı’nda General Curtis Le May’in Tokyo’yu bombalamasından işe başlıyor ve bu bombalamanın gereksizliğini de  ifade ediyor. Yüz binlerce ölü ve bu ülkenin yüzde elliye yakınının yerle bir olması. Süper gücün hesap hatalarını sorguluyor bu noktada …

Ben de bir mekanizmanın bir parçasıydım itirafını hep gündemde tutuyor ve bu korkunç savaş makinesinin icraatlarını diziyor...

            Ve itiraflarını şöyle bir yönteme oturtuyor:

            Kuralım, ders almaya çalış.

           Ne olduğunu anlamaya çalış.

           Aldığın dersleri geliştir ve bunları başkalarına iletmeye çalış.

 

  İlk ders açılısını Küba Krizi’yle yapıyor.

 Ders 1:Düşmanınla empati kur. Küba’yı vurduktan sonra nasıl bir dünyada yaşayacağımızı  bilmiyordum.

Kriz sırasında iki hipergüç savaş pozisyonlarını güçlendirdiklerinde 27 Ekim 1962’de SSCB’den bir mesaj gelir.

            İlk mesaj şu : eğer Küba’yı işgal etmeyeceğinizi garanti ederseniz füzelerimizi çekeriz.

           İkinci mesaj : eğer saldırırsanız buna kitlesel bir güçle cevap vermeye hazırız.

         Pozisyon şu anlama geliyor : olası bir sıcak çatışmada kazananın olmayabileceği,  yani her iki tarafın yok olacağı bir savaş durumu. İşte Namara’nın dediği nasıl bir dünya’nın yanıtı.

         Bu durumda Tommy Thompson (SSCB büyük elçisinin) Kruçev’le olan aile dostluğu , yani gayri resmi diplomasi devreye girer ve McNamara bu durumu    Kennedy’nin ve Le May’ın karşı çıkmalarına rağmen destekler.

          Büyük elçinin ifade ettiği şu: Kruçev’in bu durumu kurtarma gibi bir sorunu var. Şöyle ki: biz çekilirken Küba’yı da işgalden kurtardık, yani  bunu  toplumuna söylemeye izin vermeliyiz

                Başka bir ders: kendimizi onların yerine koymayı ve bize onların gözüyle bakmayı öğrenmeliyiz ...

      Ders :2  Mantık bizi kurtaramaz. Bu soruyu cevaplarken Küba Krizi sırasında mantıklı olduğunu düşündüğümüz kişiler dünyayı bir yok olma savaşının eşiğine getirdi, diyor Kennedy, Castro, Kruçev. İnsanın zaafiyeti ile nükleer savaşın sonucu bilinmez bileşimi ulusları yok eder.

      Ders :3 Benliğimizin ötesinde bazı şeyler vardır.Bu dersler boyunca kendi belirlediği on bir soruyu yanıtlıyor,  bu yanıtlar McNamara’nın bulunduğu yeri ya da geldiği noktayı görmek açısından oldukça önemli.

Vietnam Savaşı’ndaki çıkmaz sırasında canlı bant kayıtlarında McNamara’nın anlatılan ölçüde şahin olmadığı,  zaman zaman şahin politikalara muhalefet ettiği görülüyor ve kendinin bu mekanizmanın bir parçası olduğunu itiraf etmekten çekinmiyor.Savaşın ve savaşan şahinlerden General Le May’ın “savaşı kaybedersek hepimiz savaş suçlusu olarak yargılanırız, savaşın kuralları yoktu ve biz bunlara uymadık” anlamına gelen sözleri ifade ediyor.

 Kendi tarafımız kaybetseydi yaptıklarımıza ahlaka aykırı denecekti.

 Peki kaybetmeyi ahlaka aykırı kılan ne? Bu soruyu sormayı da ihmal etmiyor.

   Belgesel, yönetmeni Morris tarafından şöyle değerlendiriliyor: Yirminci yüzyılın bir hikayesi. Mütevazı bir geçmişten siyasetin en üstlerine ulaşan bir Amerikalı hayalperestin öyküsü

     Ve McNamara’nın deyişiyle Savaşın Sisi öyle karmaşıktır ki tüm değişkenleri anlamak insan zekasını aşar karar verme yetimiz, anlayışımız  yeterli değildir ve gereksiz yere insan öldürürüz diyor. Bir hipergücün en aktif karar organlarında yer almış kendi ifadesiyle savaşı kendi ulusunun çıkarı için meşru gören bir mekanizmanın parçası olduğunu söylemekten  çekinmeyen  McNamara’yı bu yüzyılın itirafları kurtarabilecek mi?

 Ülkemizde çok kısa bir süre gösterime giren bu belgeseli izlememek  bir kayıp olsa gerek. Tokyo’da  100.000 erkek, kadın ve çocuğu yakarak öldürdük. Toplamda 900.000 sivil Japon öldü. Le May bana, eğer savaşı kaybetseydik, hepimiz savaş suçlusu olarak yargılanacaktık dedi. Bence haklıydı. O ve kendimi de dahil ederek, savaş suçluları gibi hareket ettik` itirafında bulunan McNamara, savaşı kaybettiğinizde yaptıklarınızı gayri ahlaki kılan ve kazandığınızda yaptıklarınızı gayri ahlakilikten çıkaran şey nedir ? sorusuna cevap bulamadığını vurguluyor.     

 

 "Yüzyılın İtirafları / The Fog of War"

Yön: Errol Morris Gör: Robert Chappell, Peter Donahue

Müz: Philip Glass

 

 

 

İstiklal Cad. Bekar Sok. 22/2 Beyoğlu 34435, İSTANBUL  Tel: (0212) 292 52 52 - 53  Faks: (0212) 292 32 33

İnternet : http://www.sodev.org.tr   *   e-mail :   info@sodev.org.tr