DEVRİMLER TARİHİ
(Devrim Deneyleri)
SEYFİ CENGİZ (*)
Bu yazıda 17. Yüzyıl İngiliz Devriminden başlayarak belli başlı devrimler hakkında özet bilgiler vereceğim. Her ciddi devrimci bu deneyimleri ve burada değinilmeyen başkalarını da iyi çalışmak, anlamak ve onlardan öğrenmek zorundadır.
İngiliz
Devrimi
İngiliz burjuva
devriminin önderi Oliver Cromwell (1599-1658)di.
Devrim patlak
verdiğinde kral I. Charles Uzun Parlamento (1640-53) adı verilen
parlamentoyu toplantıya çağırdı. Kralın oluşturduğu ve gereğinde dağıtabildiği
bu parlamento burjuva devriminin kurucu organına dönüştü.
İlk olarak 1640ta
toplanan bu parlamento kralın kişisel yönetimine karşı çıkarak kendi varlığını
garanti edecek yetkiler talep etmiş, bunun üzerine kral ile karşı karşıya
gelmişti. Tüccar sınıfı parlamentoyu desteklerken, soylular (aristokratlar
sınıfı) kralı izlemişlerdi.
Böylece ülke
parlamento ile kralcılar (Royalist, monarşist) arasında bölünmüş oldu. Londra,
Bristol ve Norwich gibi kentler parlamentonun ordusu tarafından kontrol
edilirken, kuzeydeki bazı İngiliz kentleri ile Wales kralcıların kontrolü
altındaydı.
İngiliz Devriminin
üssü asıl İngiltere (England), kralcıların üssü Wales toprakları oldu. Scotland
ve İrlanda o tarihte henüz birliğe dahil değillerdi.
1642de iki taraf
arasında iç-savaş patlak verdi. Bu iç savaş 1648e dek sürdü. İç savaşın ilk
evresini (1642-45/46) Cromwellciler kazandı. İskoçyaya sığınmak zorunda kalan
kral daha sonra parlamentoya teslim edildi. 1649da parlamento kral Charles Iin
ölüm kararını onayladı ve İngilterede Cumhuriyet ilan etti.
1653te Uzun
Parlamento Cromwell tarafından dağıtıldı. 1689da kansız bir devrimle özel
mülkiyeti güvenceye alan yasaların yanısıra, söz özgürlüğü vb gibi kişisel
özgürlükler ve haklar (Bill Of Rights diye bilinen) ilan edildi.
Mutlakiyetin yerini bir Anayasal Monarşi aldı ve Kuvvetler Ayrılığı ilkesi
benimsendi.
İngiliz devriminde
Puritanlar, Presbyterian Partisi, Bağımsız parti ve İngiliz devriminin en
radikal partisi olan Leveller Partisi gibi partiler ve gruplar mevcuttu.
Bu partiler dinsel bir görünüm sergiliyorlardı ve aralarındaki dinsel ayrılıklar
da farklılık konusuydu. Marks, Onsekizinci Brumaire (1852)de, 17. Yüzyıl
İngiliz Devriminin önderi Crommwell ve İngiliz halkının kendi burjuva
devrimleri için gerekli dili, ülküleri, tutkuları ve hayalleri Tevrattan
aldıklarını söyler.
İngiltere ve Wales prensliği 1301den beri zaten birleşmişlerdi. 1707de ise İngiltere ve Scotland parlamentoları birleştirildi ve bu tarihten sonra Büyük Britanya (Great Britian) resmi adı benimsendi. 1801de İrlanda da bu birliğe katılınca resmi ad United Kingdom Of Great Britain and İreland olarak değiştirildi. Birliği oluşturan üç eski krallık (Scotland, Wales ve Kuzey İrlanda) değişen derecede bir otonomiye sahip oldular. Birleşik Krallığın Ortak parlamentosu Londrada Westminsterda bulunuyordu (Bk.. Christopher Hill, The English Revolution-1640, 1940; ayrıca bk. Enc. Of Britannica).
Amerikan Devrimi
Amerikan Bağımsızlık Savaşı (1775-1783)
1760ların başında
Britanya imparatorluğu ile Amerikadaki kolonileri ve Amerikan yerlileri
(Indianlar) arasında patlak veren anlaşmazlıklar ve çatışmalar 1775/76da
Britanya (İngiliz) sömürge yönetimine karşı bağımsızlık savaşına dönüştü. Bu
savaşın önderleri George Washington (Amerikan Kuvvetleri Komutanı), Benjamin
Franklin, Thomas Jefferson ve Samuel Adams idiler.
4 Temmuz 1776da
Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Bağımsızlık Deklarasyonu
(Bildirgesi) ile birlikte Amerikadaki 13 İngiliz kolonisinin bağımsızlığı
ilan edildi. Bu deklarasyonda insan haklarının ilk formülasyonu yapıldı ve ilan
edildiği tarih (4 Temmuz) ulusal bayram olarak benimsendi.
Böylece Amerikada
yeni bir ulus doğdu.
1783te Britanya
Amerikan bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı ve son Britanya birlikleri de
New-Yorku terketti.
7 Eylül 1787de bir
Anayasa (Sözleşme) kabul edildi ve federal bir yönetim (hükümet) biçimi
benimsendi. 1789 başındaki ilk seçimleri çoğunluğu eski ulusçulardan, yani
bağımsızlıkçılardan oluşan Federalistler kazandı ve George Washington ilk ABD
Başkanı seçildi, federal bir hükümet oluşturuldu. 1791de Haklar Bildirgesi
(Bill Of Rights) çıkarıldı. 1792de ise çeşitli konulardaki farklılıklar
etrafında politik partiler şekillenmeye başladı. Amerikan devrimindeki iki ana
akım güçlü bir merkezi yönetimden yana olan George Washington, Hamilton ve John
Adamsın önderliğindeki Federalistler ile tek tek devletlerin varlık hakkını
vurgulayan Cumhuriyetçiler (sonraları Demokratlar adını aldılar)
idiler.
Kongre (yasama meclisi), her eyaletin nüfusuna göre temsil edildiği bir Temsilciler Meclisi ve her eyaletin iki oyunun bulunduğu bir Senato teşkil edildi.
Çok kısa bir özetini verdiğim bu burjuva devriminin ikinci aşaması yaklaşık yüz yıl kadar sonra patlak vermiş olan Amerikan İç Savaşı (1861-65)dır.
Amerikan İç
Savaşı (1861-1865)
Kuzey-Güney Savaşı
olarak da bilinen ve 1861de başlayan bu savaş dört yıl sürdü. Amerikada
kölelik bu savaşta kaldırıldı (Amerikalı siyahlara vatandaşlık hakkı ise bu
tarihten yaklaşık yüz yıl sonra ilk kez 1964/65-68 yıllarında
tanındı).
Savaşın iki ana
nedeni kölelik ve birlik sorunlarıydı.
Kendi aralarında ABD
adını verdikleri bir federasyon kuran kuzey eyaletleri veya devletlerinde
kölelik daha erken kaldırıldı. 1808de ABDde köle ticareti yasaklanmıştı. 1860
seçim kampanyasının başlıca konusu kölelik sorunuydu. Bu seçimleri köleliğe
karşı olan Abraham Lincoln kazanmış ve başkan seçilmişti. Ama kendi bölgelerinde
Amerika Konfederasyonu adıyla ikinci bir federasyon kurmuş olan Güney eyaletleri
(devletleri) köleliği sürdürmek istiyordu.
Ülkenin birliği için bu iki federasyon birbiriyle savaştılar. Herbiri birliğin kendi hakimiyetinde kurulmasını istiyordu. Bu iç-savaştan galip çıkan kuzey oldu.
1789 Fransız
Devrimi (1789dan 1794e)
Marxın Fransada
Sınıf Savaşları, Onsekizinci Brumaire ve Fransada İç Savaş
adını taşıyan yazı ve kitapları 1789 Devrimi ile 1871 Paris Komünü arasındaki
Fransız tarihinin (belli dönemlerinin) materyalist tarih anlayışı ile yazımıdır.
Kendi tarih anlayışını Komünist Manifestoda modern tarihin genel bir taslağını
vermek için kullanan Marx, yukarıda andığım yazı ve kitaplarında ise aynı tarih
anlayışını Fransada sınıf savaşları ve devrimler tarihini açıklamakta kullandı.
Böylece Marx, bu yazı ve eserlerinde 1789-1871 arasındaki yaklaşık yüz yıllık
Fransız tarihinin en kritik momentlerinin bir analizini verir bize. Alman
burjuva devrimini ise aynı tarih görüşüyle Almanyada Devrim ve
Karşı-Devrimde Engels anlatmaktadır.
Kısacası
Marks-Engels, yaşadıkları dönemin tüm devrimlerinin (başarılı veya başarısız)
tarihini materyalist bir görüşle tahlil ederek onlardan gelecek için dersler
çıkardılar ve bu deneyimlerin ışığında kendi teorilerini daha da
yetkinleştirdiler.
1789dan önce
Fransız devleti bir monarşiydi. Nüfusun ezici çoğunluğunu köylülerin oluşturduğu
bir tarım ülkesiydi. Ama kentler doğmuş ve bu kentlerde yaşayan yeni bir kent
toplumu oluşmuştu. 1789 burjuva devriminin esas kaynağı ve üssü bu
kentlerdi.

Devrimden önce
Aydınlanma adı verilen düşünsel (fikri, entellektüel) bir devrim
yaşanmış ve bu dönemin akılcılık, milliyetçilik ve bireycilik (kişi hakları)
gibi fikirleri öncelikle kentlerde tutunarak devrime katkıda bulunmuşlardı.
Toplumun okur-yazar kesimlerinde bu dönemde bir fikirsel dönüşüm görülür.
Fransız Devriminin temel sloganı haline gelen Liberty, Equality,
Fraternity (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) kavramlarını Aydınlanma
düşünürleri koymuşlardı. Ulusçuluk olgusu da Aydınlanma döneminde gerçeklik
kazandı. Fransada Aydınlanma denen evrenin en önde gelen düşünürleri Jan Jak
Rouseau, Montesque ve Voltaire idiler. Amerikan Bağımsızlık
Savaşının etkisiyle 26 Ağustos 1789da ilan edilen Fransız Devriminin
onyedi maddelik İnsan Hakları Deklarasyonu ilhamını demokrasi fikrinin
babası olarak görülen Rouseaunun fikirlerinden aldı (Demokrasi kavramı
ilk kez antik Yunanda doğmuştu, ama o sıra insan hakları diye bir kavram
yoktu). İnsan hakları kavramı Fransız Devriminin buluşu olarak kabul edilir.
ABDde daha önce orta çıkmış olsa da bu kavramı evrensel bir sorun olarak
gündeme sokan Fransız Devrimi olmuştur. Bu anlamda onu Fransız Devriminin
buluşu saymak yanlış değildir. 13. Yüzyıl İngilteresindeki Magna
Cartanın insan hakları ile bir ilişkisi yoktur. Modern demokrasi
anlayışını ve modern demokrasiyi doğuran Fransız Devrimi oldu.
Devrim 14 Temmuz
1789da başladı. Fransız tarihinde buna Birinci Devrim denmektedir. Bu
tarih ulusal bayram ilan edildi. Devrimin bu ilk aşamasına reform yanlıları
(Reformcular) öncülük etti. Daha 17 Haziranda (1789) burjuvazi kendisini Ulusal
Meclis olarak ilan etmişti. Bu tarih devrimin başlangıcı olarak alınabilir. Onun
kazanacağını farkeden soyluluk ve klerjinin reform yanlısı üyeleri de
burjuvaziye katıldılar. 1789 Devrimi ilkin bir Kurucu Meclis ilan etmiş, İnsan
ve Vatandaş Hakları Deklerasyonu (1789)nu yayınlamıştı. 1791 Anayasası ise
Ulusal Egemenlik ve kuvvetler ayrımını getirdi. Bu aşamada oy hakkı
henüz sadece belli miktarda mülkü olanlara (saptanan miktarda vergi ödeyenlere)
tanınıyordu. Yani genel oy hakkı henüz tanınmıyordu.
1789-91 arasında
Kurucu Mecliste çeşitli burjuva fraksiyonlar (partiler) mevcuttu. Adları kısmen
farklı verilen bu politik klüpler/partiler İngiliz Devrimi örneği izlenerek 1789
Fransız Devriminden hemen sonra Pariste kuruldular. 1789 Devriminin ve Kurucu
Meclisin başta gelen üç partisi Jirondenler,
Jakobenler/Radikaller (Robespierre, St. Just, Danton, Marat, vd) ve
Anayasacılar (Ilımlılar: Bailly, Lafayette) idiler. Meclis
salonunun düz kısmındaki sandalyelerde oturduklarından Jirondenlere The Plain
(ova), salonun daha yüksekteki sandalyelerinde oturan Jakobenlere The Maountain
(dağ) deniliyordu.
Marksın deyişiyle
bu üç partinin herbiri sırasıyla devrimi kendisinin artık arkasından
gidemeyeceği yere kadar götürdü, bu noktadan sonra ise nöbeti (öncülüğü) o
zamana kadar onu izleyen en gözüpek müttefik devraldı. Anayasacıların
egemenliği yerini Jirondenlere, Jironden egemenliği de yerini Jakobenlere
bıraktı. Böylece 1789 Devrimi bu şekilde yükselen bir çizgi izleyerek gelişti
(Marks, 1848 Devrimindeki 16 Nisan, 15 Mayıs ve 22 Haziran olaylarında bunun
tersi bir durum görüldüğüne işaret eder, çünkü 1848 devrimindeki üç parti olan
Proletarya Partisi/Blankistler, Montagne/küçük-burjuva parti ve Düzen Partisi
ile National Parti de denen cumhuriyetçi burjuva partiden oluşan burjuva
partiler şöyle davrandı: Her parti kendisini ileri itmek isteyeni geri tepti,
kendini geri itmek isteyene ise ileri doğru abandı, böylece 1789un aksine 1848
devrimi geriye doğru bir hareket, yani inen bir çizgi izledi).
1789-91 Kurucu
Meclis (Constitute Assemble)indeki fraksiyonlardan biri amacı devrimi
sona erdirmek olduğu için aristokrasi ile bir anlaşma yapıp Anayasal Monarşide
uzlaşma girişimi yaptıysa da bu politika çöktü.
1791de Kurucu
Meclis yerini Yasama Meclisi (Legislative Assemble)ne
bıraktı.
1791-92 arası
yıllarda Fransada Devrimci Hükümet Jirondenler (Girondenler)in elindeydi.
Jirondenler kentlerin özerkliğini ve bir tür federal birliği savunuyorlardı.
1789 Fransız devrimi sırasında oluşan büyük sanayi, ticaret ve toprak
burjuvazisinin partisi olan Jirondenler, adlarını mecliste bu partinin birçok
lideri tarafından temsil edilen Gironde adlı kentten alıyorlardı. Birinci
Cumhuriyet döneminde iktidarı ele geçiren Jakobenler ise bu adı Aziz
Jacobun adını taşıyan bir Jakoben manastırında toplanmaktan dolayı almışlardı.
Bunlar federalizme karşı merkezi bir yönetime taraflardı.
Bir görüşe göre
sosyalizmin kökeninde Jacobenizm yatmaktadır. 1840ların başında Marxın bile
bir Jacoben olduğunu öne sürenler vardır.
Yasama Meclisindeki
Sol Kanat, Jirondenler ile Jakobenlerden oluşuyordu. Devrik Fransız kralı bir
karşı-devrim girişiminde bulundu ve iktidardan edilmiş olan soyluluk eski rejimi
restore etmek için Prusya ve Avusturya gibi Avrupa monarşilerinden yardım talep
etti. Bu ülkeler 24 Ağustos 1791de Avrupanın devrimci ulusu Fransaya
silahlı müdahale, yani savaş tehdidinde bulundular. Yabancılarla işbirliği
yaptığı için hain olarak suçlanan kral Louis kaçmaya çalışırken yakalandı.
Fransız Meclisi Jirondist burjuvazinin ısrarıyla 1792de Avusturyaya savaş
açtı, ama bu savaş 1792de Fransanın askeri yenilgisiyle sonuçlandı. Dışarda
savaşa girmeden evvel Fransadaki aristokrasiyi imha etmeyi önermiş olan
Jakobenlerin lideri Robespierre (1758-1794) olaylar tarafından doğrulandı.
Ulusal (ekonomik) krizin etkisiyle 1792de halk yığınları arasında ulusçuluk
(yurtseverlik) ve devrimci coşku giderek kabardı. Çok geçmeden burjuvazi içinde
Jirondenlerden daha radikal olan Montagnardlar ortaya çıktı. Bu arada 11
Temmuz 1792de Avrupa monarşilerinin birleşik orduları Fransaya girdiler.
Avrupa monarşileri arasında böyle bir ittifak ilk kez monarşiyi devirmiş bulunan
devrimci Fransaya karşı oluştu. Yasama Meclisinin Anavatan tehlikede çağrısı
yaptığı böyle bir dönemde halk ayaklanmasından korkan Jirondenler dış düşmanla
işbirliği yapmakla suçladıkları kral ve soylulukla uzlaşma girişimlerinde
bulundular.
Tam bu sıralarda
nihayet Jirondenlerin korktuğu başlarına geldi. 10 Ağustos 1792de İkinci
Devrim adı verilen bir halk ayaklanması patlak verdi. Fransa topraklarının
yabancı orduların işgalinde bulunduğu bir sırada patlak vermiş olan bu sosyal
ayaklanma aynı zamanda ulusal idi. Aşağı sınıflara dayanan bu devrim oy hakkını
mülk sahipleriyle sınırlayan 1791 Anayasasını da Anayasal Monarşiyi de devirdi
ve bu devrimle birlikte oy hakkına konulan sınırlama kaldırılarak genel oy hakkı
(Üniversal suffrage) ilan edildi.
Bu gelişmeleri
protesto eden soyluluk ve kralla uzlaşma taraftarları (Lafayette vd) bu sırada
devrimi terkettiler (19 Ağustos 1792).
Eylül 1792de
Fransanın bir cumhuriyet olduğu ilan edildi (19. Yüzyılın tüm burjuva
anayasalarına devrimden sonra yapılan Fransa anayasası ve cumhuriyeti model
teşkil etti).
1792 yılı
Mecliste yeni partilerin de oluştuğu bir yıl oldu. Devrimin radikalleşmesiyle birlikte burjuvazi içinde
halk ile ittifakı savunan Montagnardlar (özellikle Jacobenler) ile halkı tehdit
olarak gören Jirondenler birbirlerinden iyice kopuştular. Bu kriz ortamındadır
ki 1791 Anayasası askıya alındı ve Ulusal Konvansiyon (National Convention) için
seçimler yapıldı. Yeni meclis devrimci ordunun Parisin kuzeyinde Prusya
birliklerini yenilgiye uğrattığı aynı gün toplandı (20 Eylül 1792). Bu savaşa
tanık olan ünlü Alman şairi Geothe, Bugün ve burada dünya tarihinde yeni bir
çağ başlıyor demiştir.
Robespierre, Louis
de Saint-Just (1767-1794) ve Camille Desmoulins (1760-94) gibi isimlerin
liderliğindeki Jakobenler giderek aşağı sınıflardan yana daha radikal tutumlar
aldılar. Jirondenlerin karşı çıkmasına rağmen Konvansiyon kral Louis XVIin
yargılanmasını ve ölüm cezasının infazını kararlaştırdı (21 Ocak 1793).
Kralın giyotine gönderilmesi krizi derinleştirdi. Monarşiyi geri getirme ya da
anayasal monarşi düşüncesi kesin bir darbe yedi ve Cumhuriyet seçeneği güç
kazandı. Ulus ve Cumhuriyet kavramları özdeşleşti.
Bu gelişmeler
Jirondenlerin de yenilgisi demekti.
1 Şubat 1793te Konvansiyon İngiltere ve Hollandaya, 7 Martta ise İspanyaya savaş ilan etti. Başını İngilterenin çektiği Birinci Koalisyon diye bilinen bu ülkelerin ittifakı devrimci ulus Fransaya karşı bir dış reaksiyondu. Jakobenler ile Montagnardların teşvik ettiği Jironden karşıtı 31 Mayıs-2 Haziran 1793 isyanı devrimin yeni bir aşamasını başlattı. Temmuz 1793 tarihi, Jakobenlerin Jirondenleri iktidardan devirdiği ve Robespierrenin bir diktatörlük kurduğu tarih olarak verilir bazı kaynaklarda.
Jirondenler
Konvansiyondan tasfiye edildiler. Çok geçmeden Ulusal/Kamu Güvenlik Komitesi
(Kamu Güvenliği Komitesi, The Commitee Of Public Safety) hükümetin baş
organı haline geldi. Bu komitenin üyelerinden biri de Montagnardlar (sağ kanat
Jacobenlerden)dan Parisli lider Danton (1759-1794)du. Dokuz kişiden oluşan
Kamu Güvenliği Komitesinin geçici olarak kesin otorite/iktidar yapılması
Dantonun önerisiyle gerçekleşmişti. Danton, savaş/kavga yerine görüşmeler
yapıyordu. Ulusal Güvenlik Komitesinin ve bu komitenin üyelerinden
Robespierrenin otoritesi giderek artmış ve muhalefete karşı artan ölçüde
şiddete (teröre) başvurulur olmuştu. 1793 Ekiminde bir seri politik
yargılamalar başlamış, 3 Ekim günü Devrimci Mahkeme (Revolutionary
Tribunal) önüne çıkarılan 22 Jironden 31 Ekimde giyotine verilmişlerdi.
1793 sonlarında politik tutukluların sayısı binleri bulmuş, yüzlerce kişi
giyotine yollanmıştı. Temmuz 1794te 1251 devrim-karşıtı kralcı giyotinde
öldürülmüştü. 1794te tüm Fransız sömürgelerinde kölelik kaldırıldı (Robespierre
asıldıktan sonra kölelik tekrar geri getirildi). Ateizm gelişti. Bu dönem
boyunca Devrimci Hükümetin kontrolünde terör süreklilik kazanmış, bir aralık
kiliselerin de kapatıldığı, dine karşı bir tutum alındığı oldu. Ama Konvansiyon
6 Aralık 1793te inanç ve ibadet özgürlüğü prensibini tasdik etti. Bir savaş
hükümeti olan Devrimci Hükümetin (yürütmenin) otoritesinin giderek güçlendiği
bu süreçte Fransada yönetim aygıtı da giderek merkezileşti. Bu, yürütmenin
(otoritenin) merkezinde bulunan Ulusal Güvenlik Komitesinin başarısı için
zorunlu bir koşuldu. Aralık 1793ten Temmuz 1794e kadarki sürede
(Thermidor adı verilen reaksiyona kadarki sürede) başında Robespierrenin
bulunduğu Devrimci Hükümetin Diktatörlüğü istikrar kazanmış, devrimci terör
yöntemine başvurularak devrim düşmanları sindirilmiş, karşı-devrimci isyan
odakları bastırılmıştı. Devrim, özgürlük/kurtuluş için devrim düşmanlarına karşı
açılmış bir savaş olarak değerlendiriliyor ve devrimci hükümetin işlevleri de
buna göre tanımlanıyordu. Özel mülkiyetin tasfiyesinden sözedilmese de,
Saint-Just Ne zengin ne de fakir olmalı diyordu.
Ama Devrimci Hükümet
uzun yaşamadı. Elinde bir gazete bulunan ve 1789 Devriminin önderlerinden biri
olan Danton, kendi gazetesinde ve Mecliste devrimin hızını kesmek, terörü
azaltmak gerektiğini savunuyordu. Hatta onun Robespierrenin yönetimine karşı
bir darbe hazırlığı yapmakta olduğu söylentileri çıkar. Danton ve çevresindeki
grup hükümete muhalefete, ona saldırmaya başlamışlardı. Nihayet 29-30 Mart
gecesi komplo ve ihanetle suçlanan Danton, Camille ve diğerleri (sağ kanat)
tutuklanıp Devrimci Mahkeme önüne çıkarıldılar ve 5 Nisan 1794te
giyotine gönderildiler.
Nisan 1794ten
Thermidor (Nisan 1794 ile Temmuz 1794 arasındaki döneme Termidor deniyor ki, bu
Danton ile Robespierrein asılışları arasındaki süre ile örtüşür)a kadar
merkezileşme arttı, terör yoğunlaşarak devam etti. Ama bu süreçte devrimci
hükümet halk desteğini yitirdi. Mayıs 1794te Hristiyanlığın tasfiyesi kararının
ve Jakoben terörünün ardından bir hükümet krizi patlak verdi ve bu olay devrimci
hükümetin düşüşünü hızlandırdı. Hükümetin kendisi içinde de anlaşmazlıklar
patlak vermişti. Ulusal Güvenlik Komitesinde Robespierrenin grubu tecrit
edilmişti. Bu anlaşmazlıklar sonunda Konvansiyon önüne getirildi. 8 Thermidor
günü Robespierrre adlarını vermeden Konvansiyon önünde hasımlarına saldırınca
onlar da karşı atağa geçtiler. 9 Thermidor günü (yeni Fransız takviminde 27
temmuz 1794) ulusal Mecliste muhalefet birleşmiş, içinde rüşvetle satın alınmış
temsilcilerin de bulunduğu ilkesiz bir koalisyon kurulmuş ve Konvansiyondan
Robespierrenin tutuklanması emri çıkartılmıştı.
27-28 Temmuz 1794te
Robespierre düşürüldü.
Bu sırada Paris
Komünü tarafından yapılan bir isyan girişimi başarısızlığa uğradı. 10 Thermidor
günü Robespierre ve yoldaşları (Saint-Just, vd) mahkeme bile edilmeden
giyotine verildiler (1794).
Bu olay devrimin
sonu oldu.
Böylece 1789da
başlayan devrim yaklaşık beş yıl sonra 1794te Robespierre ve yoldaşlarının
giyotinde öldürülmeleriyle bitmişti.
Eylül 1794te
karşı-devrimci terör dönemi başladı (geri geldi). Politik partiler/klüpler ve
devrimci mahkemeler yasaklandı. 1795 Nisan ve Mayıs aylarında Paris halkı tekrar
ayaklandı. Bu isyanlarda bir parti örgütü yoktu.
1796da ise
Gracchus Babeuf yeni hükümeti devirmek için bir komploya başvurdu, ama
başarısız kaldı. Aşağı sınıflar artık politik sistemden dışlanmıştı.
Babeufun komplosundan sonra hükümet (Directory), anti-Jakoben
bir baskı kampanyası yürüttü ve daha da sağa kaydı.
Birinci Direktory
(1795-97) altında halkı dışlayan çok sınırlı bir Cumhuriyet mevcuttu. Bu dönemde
dışardaki savaşlarda 1796-97deki başarılarıyla özellikle fetihçi general
Napoleon Bonaparte prestij kazandı ve giderek bağımsız bir güce ve
faktöre dönüştü. Directory, bir zaman sonra Bonapartın ve ordunun elinde bir
rehine dönüştü. İkinci Direktory denen 1797-99 döneminde Fransanın
dışarıdaki fetihlerine tepki olarak Fransaya karşı aralarında Britanya, Rusya,
Avusturya ve İsveçin de bulundukları bir ikinci koalisyon oluştu. İtalya ve
İsviçreyi kaybeden Fransa giderek kendi doğal sınırlarına çekilmek zorunda
kaldı. Dışardaki yenilgi ve ekonomik çöküntünün yolaçtığı içteki hoşnutsuzluk
Jacobinleri güçlendirdiyse de Termidorcu burjuvazi iktidarı korudu. Ama
Jacobinlerden duyulan korku da giderek artıyordu.
1799da Napolyon
Bonapartı iktidara getiren Onsekizinci Brumaire Darbesi oldu. 1799dan
1815e kadar artarak güçlenen ve kıtada egemenlik için savaşlar yapan Bonapart,
1804te kendisini imparator ilan etmiş ve kendi öz monarşisini
yaratmıştı.
1813-14te
Napolyonun egemenliğine karşı Alman ulusal kurtuluş/bağımsızlık savaşı başladı.
Fransaya karşı başını Britanyanın çektiği bir Üçüncü Koalisyon oluştu. 21
Ekim 1805te Trafalgarda Britanya Fransayı yenilgiye uğrattı. 1812-15 arasında
Napolyonik sistem çöktü. 1815 Haziaranında Fransa Waterlooda bir kez daha
Britanyaya yenildi. Bu savaşta esir düşen Bonapart sürgün edildiği uzak bir
adada 1821de öldü.
Böylece 1799-1815
arasını kapsayan ve Avrupa tarihinde Napolyonik Çağ olarak bilinen
çağ sona ermişti. Bu çağ boyunca Fransa kendisini feodal ve mutlakiyetçi
rejimlere karşı mücadelenin öncüsü olarak görmüş, 1792de Avusturyaya karşı
savaşla birlikte kıtasal bir savaş yoluyla kendi fikirlerini, devrimini ve
rejimini (devlet biçimini) bütün Avrupa kıtasına ve dünyaya yaymak için
savaşmıştı. Fransanın yürüttüğü bu kıtasal savaş Avrupada monarşileri korumak
ve devrimleri ezmek amacıyla Fransaya karşı 1815te o dönemin belli başlı
monarşileri olan Prusya, Avusturya ve Rusya arasında Kutsal ittifak
olarak bilinen gerici ittifakın oluşmasına götürdü (Buna karşın 1815ten 1914e
kadarki dönem Avrupada Fransanın başlattığı bir çağ, yani Ulusal devletler
çağı oldu).
1815 sonrasında
Fransada bir restorasyon yaşandı. Buna Restorasyon Dönemi (1815-30)
deniliyor. Meşrutiyetçiler adı da verilen Bourbon Sülalesi yandaşlarının
egemenliği dönemidir bu. İktidar bu aralıkta burjuvazinin bir kesimini oluşturan
büyük toprak sahiplerinin (tarım ve ticaret burjuvazisinin) elindedir
(burjuvazinin tümünün değil sadece bir kesiminin elinde).
Bu dönemin devlet
biçimi Marksın burjuva devletin bir biçimi (ilk biçimi) olarak gördüğü ve bu
nedenle Burjuva monarşi olarak tanımladığı Anayasal Monarşidir. Sürgünden
dönen Louis XVIII (1815-24) altında bir Anayasal Monarşi kuruldu
(Burjuva Monarşi, Bourbon hanedanı yönetimi). Yönetim burjuvazinin
kralcı hizbinin elindeydi. 1789 Devriminin alaşağı ettiği kralcı güçler ve
monarşi geri gelmiş, eski günlerin intikamını almak için Beyaz Terör
estirmişti.
Bu döneme, 1830
Devrimiyle son verildi.
1830da halk Bourbon
hanedanını Kurucu meclis, Cumhuriyet, Genel Oy Hakkı talepleriyle bir
ayaklanmayla devrmiş, ama devrimi halk yapsa da iktidara bu kez de daha örgütlü
olduğu için halkın zaferinde yararlanan burjuvazinin bir kesimi gelmişti. Bu
kesim burjuvazinin özellikle mali kanadını temsil eden Orleans
sülalesinden/hanedanından L. Philippe adında birini kral olarak tahta
oturtmuştu. 1830 Devrimi bir burjuva devrimdi, bu devrim iktidarı toprak
sahiplerinden kapitalistlere geçirdi. 1830-48 arası Temmuz Monarşisi diye
tanımlanır (adını 1830 Temmuz devriminden alır). Bu dönemde de iktidar
burjuvazinin tümünün değil yalnızca bir kesiminin, ama bu kez mali
aristokrasinin/sermayenin (Bankerler, Borsa kralları vd) elindedir. Bu sırada
muhalefette bulunan sanayi burjuvazisi kralcı burjuvaziye karşı Cumhuriyet talep
ediyordu, yani cumhuriyetçiydi.
Temmuz Monarşisi adı
verilen bu dönemde Fransada 1832, 1834 ve 1839 işçi ayaklanmalarına tanık
olundu. Hepsi de kanlı şekilde bastırılan bu ayaklanmalardan sonuncusu (12 mayıs
1839) Blanki ve Barbes liderliğindeki Mevsimler Derneği tarafından
örgütlenmişti.
1789 Fransız
Devriminin hemen her yıldönümünde Devrim ve Terör konulu açık
oturumlar yapılır, Fransız Devrimini konu alan filmler (Reign Of Terror
ve Danton, vd gibi) gösterilir. Lenin ve Robespierre paralelliği kurulur.
Fransız devriminde Robespierre, Rus Ekim devriminde Lenin kilit
isimlerdir.
İngiliz burjuva
ideologları şiddet kullandıkları için Fransız ve Rus devrimlerini hep eleştirir.
Bugünkü Fransız burjuvazisi de Fransız Devriminin 1789-92 arasındaki birinci
evresini kabul eder, ama totaliter bulduğu Robespierrenin liderliğindeki
1792-95 evresine sahip çıkmaz. Her ne kadar şiddet her durumda kaçınılmaz
değilse de, tanımları ve tabiatları gereği bütün devrimler şiddet
içerirler.
Aslında devrime
sepep olan şeyler, bir de devrimin kendisinin sepep oldukları, yani sonuçları
vardır. Terörü yaratan veya başlatan Fransız devrimi olmadı. Terör 1793te
doğmadı. O zaten vardı. Devrimin devirdikleri halka terör uyguluyor,
devrildikten sonra da yabancı ordularla işbirliği içinde eskiyi geri getirmek
için teröre başvuruyorlardı. Fransız Devrimi de tıpkı Ekim Devrimi gibi
kuşatılmıştı. 1792de hepsi de birer monarşi olan Britanya, Çarlık Rusyası ve
Avusurya-Macaristan imparatorlukları Fransaya karşı ittifak yapmış, bu ülkeyi
işgale kalkışmışlardır. Bunun üzerinedir ki Fransa kendisini savunmak zorunda
kalır, totaliter bir kimliğe bürünür.
Kısacası Fransız Devrimine karşı tutumun o gün olduğu gibi 200 yıldan çok sonra buğün de Fransız toplumunu böldüğüne tanık oluyoruz. Tarihe herkes andaki duruşu ve güncel çatışmalar içindeki tavrı bağlamında yaklaşıyor.
Not: Fransada cumhuriyet ilk kez 1789 devrimini takiben 1792de ilan edildi. 1789-1804 arasına Birinci Cumhuriyet deniliyor. 1804-14 arası Birinci İmparatorluk diye bilinir. Sonra Restorasyon Dönemi (Anayasal Monarşi/Burjuva Monarşi: 1815-30) ve Temmuz Monarşisi (Anayasal Monarşi: 1830-48), ardından İkinci Cumhuriyet (24 Şubat 1848-1852 arası) geliyor. 1852-1870 arası ise İkinci. İmparatorluk dönemidir. 1871-1940 arası III. Cumhuriyet, 1947-58 Dördüncü, 1958 sonrası da Beşinci Cumhuriyet dönemidir.
1848 Devrimleri
ve Bonapartizm
Karl Marks, 1850 yılında yazdığı makalelerinin derlenmesinden oluşan Fransada Sınıf Savaşımları: 1848-50 nda özetle şöyle demektedir:
Burjuva koşullar
burjuva toplumun üretim güçlerinin gelişmesine izin verdikleri sürece (şimdi
1850de yaşanan refah bunu gösterir) gerçek bir devrimden sözedilemez. Böyle
devrimler ancak modern üretim araçları ile burjuva üretim biçimleri çatışmaya
girdikleri dönemlerde olanaklıdır. Coşkulu bildiriler para etmez. Yeni bir
devrim yeni bir bunalımın ardından gelebilir. Biri ne kadar kesinse diğeri de o
kadar kesindir.
19. yüzyılda
ekonomik bunalımların kural olarak o dönemde dünya pazarının hakimi (burjuva
dünyasının merkezi) olan İngilterede başlayıp kıtaya yayıldıklarına,
devrimlerin ise Fransada patlak verip tüm kıtaya buradan sıçradıklarına işaret
eden Marks, önce İngilterede başlasalar da bu bunalımların ilkin İngilterenin
kendisinde değil kıtada devrimler (şiddetli patlamalar) doğurduğunu söylemekte,
kıtadaki bu devrimlerinin İngiltereye ne ölçüde yansıdığı ise bu devrimlerin
burjuvazinin varlık koşullarına ne ölçüde zarar verdiğine bağlıdır diye
eklemektedir.
Marksa göre bu
devrimlerin nedenleri her zaman İngilterede, kendileri kıta üzerinde olmuşlar,
burjuva gövdenin kalbine vurmadan önce denge olanağı daha az olan uçlara
(periferiye) vurmuşlardır. Proletarya devriminin sadece Fransanın ulusal
sınırları içinde zafer elde edemeyeceğini söyleyen Marks, bu devrimin zaferinin
onun dünya (Avrupa) pazarının egemeni İngiltereyi de etkilemesi, böylece dünya
pazarının koyduğu engelleri kırması halinde mümkün olacağını
düşünüyordu.
1789, 1830 ve 1848
devrimlerinin hepsi de ilkin Fransada patlak vermiş ve çok geçmeden tüm Avrupa
kıtasına yayılmışlardır. Marx, 1789dan beri gerçekleşen Fransız burjuvazisinin
bu devrimlerinin hiçbiri düzene karşı bir suikast olmadılar, hepsi
düzeni (sistemi) ve işçilerin köleliğini olduğu gibi bıraktılar; bu devrimlerle
birlikte değişen tek şey sınıf egemenliğinin siyasal biçimi (yani
burjuva devletin/diktatörlüğünün biçimleri değişmiştir) olmuştur
demektedir.
Ona göre
sistemi/düzeni hedef alan ilk ayaklanma 22 Haziran 1848 Paris işçi ayaklanması
olmuştur.
1848 Devrimi de ilkin 24 Şubat günü Fransada patlak verdi ve tüm Avrupa kıtasına yayıldı. Avrupanın belli başlı sanayi ve ticaret merkezleri ayaklanmalara sahne oldular. 13 Martta Viyana, 18 Martta Berlin ayaklandı, 10 Nisanda İngilterede Çartistler büyük bir gösteri düzenledi, Mayıs başında İtalyada bir halk ayaklanması koptu.
1848 devrimleri
sadece Avrupanın batısındaki değil, doğusundaki (Doğu Avrupadaki) ezilen
ulusları da ulusal bağımsızlıkları için harekete geçirmişti. Polonyalılar,
Macarlar, Prusya ve Avusturya eğemenliği altında yaşayan hemen tüm Slav halklar
(Sırplar, Çekler, Hırvatlar, Bulgarlar) ayaktaydı. Bu devrim İngilteredeki 1847
krizinin (ticari ve sınai bunalım) de katkıda bulunduğu Avrupa ülkelerindeki
bunalımın (enflasyon, hayat pahalılığı) bir sonucuydu.
1848 Şubat Devrimini takiben Fransada burjuva öğelerin çoğunlukta olduğu bir Geçici Hükümet (transtional/İnterim Goverment) kuruldu. Bu hükümet 1815ten beri yürürlükte olan ve sermaye eğemenliğini gizleyen kralcı/monarşist yönetim biçimlerine son verip Cumhuriyet ilan etmekte ikircikli davranınca, henüz barikatları sökmemiş ve silah bırakmamış bulunan Paris proletaryası tarafından ayaklanma ile tehdit edildi. Bunun üzerinedir ki hükümet genel oya dayalı bir Cumhuriyet ilan etmek zorunda kaldı.
Marksa göre Şubat
devrimi genel oyu getirmekle Fransanın kaderi üzerinde nüfusun ezici
çoğunluğunu oluşturan mülk sahibi köylüleri oy hakkına sahip kılmış, dolayısıyla
söz sahibi yapmıştı. Böylece bu devrimle birlikte burjuvazinin bütün
fraksiyonlarının temsil edildiği sermayenin/burjuvazinin ortak, çıplak ve açık
egemenlik biçimi olan Burjuva Cumhuriyeti (Şubat Cumhuriyeti, Burjuva
egemenliğinin cumhuriyetçi biçimi) oluştu, devrime kendi dar amaçları için
katılmış olan burjuvazinin devrimi sınırlaması da önlendi.
Fransız toplumuna ve
Geçici Hükümete Cumhuriyeti kabul ettiren silahlı Paris proletaryası olmuştu.
İşçi sınıfı burjuva ağırlıklı bu hükümete iki temsilcisini (L. Blanc ve
Albert) de yerleştirdi.
Tıpkı 1830 Temmuz
Devrimi gibi Şubat 1848 de bir burjuva devrimdi. Çünkü bu devrim burjuvaziyi
iktidar yapmış ve kapitalizmin sınırları içinde kalmıştı. Sosyalist değil,
demokratik bir devrimdi bu. Ama sanayi burjuvazisi ile ittifak halinde savaşan
proletarya bu devrimde birdenbire bağımsız bir parti olarak öne çıkmış,
burjuvazinin yanında kendi çıkarlarını üstün kılmaya çalışmış, devrime
katılmakla henüz kendi kurtuluşunu değilse de bu uğurda bazı kazanımlar elde
etmişti.
İngltereyi sanayi
ülkesi, Fransayı ise 1850de hala bir tarım ülkesi olarak tanımlayan Marxa
göre 1848de Fransa özelinde proleter bir devrimin iktisadi (maddi) temeli henüz
olgun olmadığı için 1848 Şubatında Fransız sanayi proletaryası da henüz kendi
devrimini yapacak güçte ve yetenekte değildi. O tarihte Fransanın iktisadi
gelişmesi henüz geri ve yetersizdi. O ana kadar daha sanayi burjuvazisi iktidar
bile değildi. Sanayinin daha da gelişmesi ve o sırada sadece Paris ve birkaç
diğer merkezde yoğunlaşan sanayi proletaryasının ulusal ölçekte güçlenmesi ise
ancak sanayi burjuvazisinin egemenliği altında mümkündü.
1848 Şubat Devrimi
doğrudan doğruya mali burjuvaziye (mali aristokrasiye) karşı yapılmıştı. Kısası,
1848 Şubatında Fransız proletaryası kendi sınıf çıkarını toplumun devrimci
çıkarı olarak öne sürecek konumda değildi, bu nedenle de ancak burjuvazinin
çıkarı yanında kendi çıkarlarını da başarmaya çalışıyordu. Üç renkli Fransız
ulusal bayrağı çekilirken kızıl bayrağı indirmesi bundandı. Ulusun proletarya
ile burjuvazi arasında yeralan orta katmanları (köylülük ve küçük burjuvazi)
koşullar tarafından onu kendi öncüleri olarak tanıyıp destekleme konumuna
gelmedikçe sermayenin egemenliği devrilemezdi (Bk. K. Marx, Fransada Sınıf
Savaşımları-1848-50, 1850).
Şubat 1848 Devriminden üç-dört ay sonra 22 Haziran 1848de Paris işçileri ayaklandı. Bir hafta sonra, yani ayaklanmanın yenilgisini takiben Yeni Ren Gazetesinin 29 Haziran 1848 tarihli sayısında kardeşlik burjuvazi ile proletaryanın çıkarlarının kardeş olduğu (çakıştığı) yere kadar sürdü diyen Marx, bu ayaklanmanın 1789dan bu yana gerçekleşen Fransız devrimleri içinde düzeni/sistemi (yani burjuvazinin egemenliğini) hedef alan, burjuvazinin sınıf eğemenliğini zor yoluyla devirmek ve işçilerin köleliğine son vermek isteyen ilk ve tek ayaklanma olduğunu söyler ve ekler:
Bu ayaklanmada
modern toplumu ikiye bölen iki sınıf arasında ilk büyük çarpışma verildi. Bu,
burjuva düzenin sürdürülmesi ya da ortadan kaldırılması uğruna savaşımdı.
Cumhuriyeti gizleyen perde yırtılıyordu. (K. Marx, FSS, 1850).
22 Haziran 1848
ayaklanmasında işçilerin çoğunluğu silahsız ve öndersizdi. Ayaklanma ortak bir
plandan ve yardım kaynaklarından yoksundu. Böylece bu ayaklanma yenildi. Marxa
göre ancak Haziran yenilgisiyle birliktedir ki Fransız işçi sınıfı burjuva
cumhuriyetin bağrında kendi durumunda küçük de olsa bir iyileşme
beklemenin hayal olduğunu gördü, o tarihe kadarki illüzyonları dağıldı. Şubat
devriminden ödün olarak burjuva hak istemleri talep eden işçi sınıfı Marxın
yazdığına göre Haziran 1848 ayaklanmasında Burjuvazinin devrilmesi! İşçi
sınıfının diktatoryası! talebini/sloganını benimsemiştir.
22 Haziran 1848 ayaklanması tüm Avrupa kıtasında burjuvazileri halka karşı feodal monarşiler ve feodal güçlerle ile açıkça ittifaka sürükledi. Fransız burjuvazisi kendi proletaryasına karşı iç-savaşı yürütebilmek için dışarda barış siyasetini benimseyerek ulusal devrimleri (ulusal bağımsızlıkları uğruna savaşıma başlamış halkları) Kutsal İttifak olarak bilinen üçlü koalisyonu oluşturan Rusya, Prusya ve Avusturya monarşilerinin üstünlüğüne teslim etti. Oysa bu koalisyon Avrupa kıtasında burjuva cumhuriyetlerine karşı monarşileri, burjuva demokrasilerine karşı gericiliği temsil ediyordu. Fransanın Avrupa devriminde insiyatifi ele almasına olanak verecek koşullar ancak Haziran yenilgisiyle yaratıldılar diyen Marks şunları eklemektedir:
Fransada her
yeni proletarya ayaklanması hemen bir dünya savaşının başlama işareti olacaktır.
Yeni Fransız devrimi derhal ulusal alandan ayrılmak ve 19. Yüzyılın toplumsal
devriminin üstün gelebileceği tek alanı, Avrupa alanını ele geçirmek zorunda
olacaktır...Devrim öldü! Yaşasın Devrim! (K. Marx, FSS, 1850).
Marx, Şubat
(1848)tan önce devrim devlet biçiminin yıkılması demeye geliyordu, ama
Hazirandan sonra devrim burjuva toplumun yıkılması demeye geliyor diye
yazmaktadır (FSS, 1850).
Haziran yenilgisinden sonra Fransada iktidar iç-savaş sırasında karşı-kampı yöneten burjuvazinin Cumhuriyetçi kanadının eline geçti. Ancak arkasında proletarya olduğu zaman burjuvaziye karşı devrimci bir tutum alabilen küçük-burjuvazi, Haziran çatışmasında burjuvazi ile ittifak halinde işçi sınıfına karşı savaşmış, ama işçi sınıfının yenilgisini takiben burjuvazi tarafından küçük-burjuva demokratların (Demokrat cumhuriyetçiler) etkisi de kırılmıştı. Bu küçük-burjuva demokrat partinin parlamento grubuna (meclis grubu) zavallı bir kopyası oldukları 1793ün eski Montagnesine özendikleri için Montagne (Dağ) deniliyordu.
Haziran ayaklanması
sırasında bu ayaklanmayı bastırmak için Fransada başında diktatörce yetkilerle
donatılmış General Cavaignaenin bulunduğu bir Askeri diktatörlük
oluşmuştu. Pariste sıkıyönetim vardı. General Cavaignae Cumhuriyetçi
burjuvazinin adayı olarak 10 Aralık 1848 başkanlık seçiminde Napolyon
Bonapartenin yeğeni Louis Napolyon ile yarıştı ve kaybetti. Marksa göre
seçimleri 1789 Fransız devriminin yarattığı yeni köylü sınıfının çıkarlarını
temsil eden Louis Napolyon (II. Bonapart)un kazanması ve onun devlet başkanı
olması ile birlikte Fransada burjuva diktatörlüğü (cumhuriyetçi
burjuvazinin diktatörlüğü) sona erdi. 10 Aralık, mevcut hükümeti deviren
köylülerin Hükümet Darbesi oldu ve Fransanın en sıradan adamı ve amcası
Birinci Bonapartın ancak zavallı bir kopyası olan II. Bonapart birdenbire
karmaşık bir önem kazandı. O, her sınıfın ağzında başka bir anlam taşıyor, hiç
bir şey olmadığı için her anlama geliyordu. Seçimlerde onu yalnız köylüler
değil, ordu, kralcı burjuvazi (mülkiyeti, aileyi, dini ve düzeni korumayı ilke
edinen Düzen Partisinde toplanmış olan burjuvazinin monarşi yanlısı
fraksiyonu), küçük-burjuvazi (düşmanları bu partiye Düzen Partisinin
zıddı anlamında Anarşi Partisi adını takıyordu), ayrıca küçük-burjuvazi
ve işçi sınıfının en ileri kesimleri kendi adaylarını (Ledru-Rollin ve
Raspail) çıkarmış olsalar da cumhuriyetçi burjuvazi ve adayından Haziran
yenilgisinin öcünü almak isteyen işçi sınıfı da genelde oy vererek İkinci
Bonapartı desteklemişti. Böylece tüm bu sınıflar köylülerin seçim zaferine
(ayaklanmasına) katkıda bulunmuşlardı. 10 Aralıkın sonuçları burjuva
cumhuriyetçi ve küçük-burjuva demokrat partilerin yenilgisi
demekti.
İkinci Bonapart,
devlet başkanı seçildikten sonra burjuva cumhuriyeti giderek bir monarşiye
benzetti. Yürütme ve yasama çatışması meclisin tasfiyesiyle sonuçlandı (K.
Marx, FSS, 1850).
13 Haziiran 1849da
küçük-burjuva demokratlarının çağrısıyla otuz-bin kişinin katıldığı barışçıl bir
gösteri ordu tarafından dağıtıldı. Marx, 22 haziran 1848 işçi sınıfının, 13
Haziran 1849 küçük-burjuvazinin ayaklanmasıydı demektedir.
1849 ayaklanması
dağıtıldıktan sonra İkinci Bonapart yeni bir kabine kurdu. 6 Ocak 1850de kendi
adını taşıyan (Le Napoleon) bir gazete çıkardı ve kendisini savunan
dernekler örgütledi (Bonapartın devlet başkanı seçildiği tarihin yıldönümünü
olan 10 Aralık 1849da).
Marks, On Aralık
Derneği/Birliği adıyla örgütlenen bu Bonapartçı derneği Bonapartın
Özel Partisi olarak tanımlar. Hayırsever bir dernek maskesi altında
Bonapartçı bir generalin yönetiminde kurulan bu dernek serseri, hırsız,
maceracı, pezevenk, kumarbaz, hokkabaz, hamal, genelevciler, eski kovulmuş
askerler, işsiz yazarlar vs gibi Paris lumpenlerini (lumpen-proletaryasını)
örgütlüyordu. Derneğin ana gövdesini Marksın toplumun bütün sınıflarının
tortusu, döküntüsü, firesi olarak tarif ettiği lumpen-proletarya
oluşturuyordu. Bonapart kendi amaçları için kullanabileceği ve
yararlanabileceği tek sınıf olarak lumpenleri bulmuştu diyen Marks, bu
seçimin onun kişiliği ile uyuştuğuna dikkat çeker.
Ertelenmiş ara
seçimler yaklaşınca İkinci Bonapart ve hükümeti zor durumdan çıkışı bir
provakasyonda görerek tasarladığı bazı girişimleri için anarşi var
bahanesi yaratmak istedi. Solu sokağa dökmek (hazırlık gören işçileri zamansız
bir ayaklanmaya teşvik) için 5 Şubat 1850de Özgürlük Ağaçlarını
söktürdüler, ama çeşitli sınıfları etrafında toplayan ve bir devrim yapmak üzere
olan işçi sınıfı bu kışkırtmaya kapılmadı (özgürlük ağaçları 1789da başlatılan
ve 1830 ve 1848de devam ettirilen devrimlerin anısına ağaçlar dikme
geleneğinden geliyordu).
10 Mart 1850de ara
seçimler yapıldı. Tüm engellemelere rağmen solun Pariste gösterdiği üç aday
(şimdi hükümete karşı proletaryanın önderliği altında toplanmış olan burjuva
cumhuriyetçi parti, sosyalist küçük-burjuvazi ve proletaryadan oluşan üç
müttefik sınıfı temsil etti bunlar; proletaryayı Blankici bir sosyalist temsil
etti) meclise girmeyi başardılar.
Böylece 10 Mart
gerçekte bir devrimdi, İkinci Bonapartın yenilgisi demekti. Çünkü oy
pusulalarının gerisinde sokak vardı, kaldırım taşları vardı.
Marks, 10 Mart
1850 ara seçim sonuçları ile birlikte Fransada bir devrimci bunalım
oluştuğunu söyler (Mart-Nisan 1850 Bunalımı).
Bu tarihten sonra
İkinci Bonapart ve şaşkına dönen Düzen Partisi yeniden birleştiler. Bonapart
yeniden tüm hizipleriyle birlikte Düzen Partisinin tarafsız adamı olmuş, bütün
Düzen taraftarları güçbirliği yapmıştı. Çünkü Sosyalizm ile toplum (düzen)
arasında ölümüne bir düello yeralıyordu; ya biri ya öteki yokolacaktı, ya düzen
sosyalizmi, ya da sosyalizm düzeni ortadan kaldıracaktır diyordu bir düzen
yandaşı.
Halkın iradesi
(genel oy) artık düzen yandaşlarına karşı dönmüştü. Denge bozulmuştu.
Her devrimin
genel bir bahaneye ihtiyacı vardır. Burjuvazi genel oya
saldırmakla ve 31 Mayıs 1850de Meclis Düzen Partisi oylarıyla genel oy
hakkını kaldırmakla devrime ihtiyaç duyduğu bahaneyi sağladı. Genel oy genel bir
bahane için en uygunu oldu ve muhalefeti birleştirdi.
Marksa göre 31
mayıs 1850 yasası burjuvazinin hükümet darbesi oldu (Bk. Fransada Sınıf
Savaşımları).
10 Mart 1850de
halkın zaferi sağlanmıştı. 28 Nisan ara seçimleri ise küçük-burjuva
demokratların zaferini getirdi. Bu başarılar üzerine 8 Mayıs 1850de Düzen
Partisi genel oyu da, basın özgürlüğünü de kaldırdı. Askerin gövde gösterisiyle
bu iş olaysız atlatıldı. Bu arada sanayi ve ticaretteki refah proletarya için
her türlü devrimci girişimi (ayaklanma, devrim) önlüyordu. 11 Nisan 1851de
Bonapart parlamentoya ve Düzen Partisine aldırış etmeden yeni bir kabine
atadı.

2 Aralık 1851de ise Bonapartın hükümet darbesi oldu.
Marks, bu darbeyi Onsekizinci Brumairenin ikinci baskısı olarak tanımlar ve 1848 Anayasasının Sarhoş ve serseri bir askerin (yani Bonapartın) şapka darbesiyle devrildiğini yazar.
Devlet Biçimi Olarak Bonapartizm: Bonapartizm, özgün bir devlet biçimi olarak Marks ve Engels tarafından ayrıntılı olarak işlenmiş bir konudur. Marxın 1852de yazdığı Onsekizinci Brumaire adlı kitabın konusu L. Bonapartın 2 Aralık 1851 Darbesinin tarihidir. Bu eserde 1848den 1852ye kadarki Fransa tarihi işlenmektedir. Marksa göre Bonapartizm, Burjuvazinin ulusu/ülkeyi yönetme yeteneğini çoktan yitirdiği, ama işçi sınıfının henüz bu yetenekte (Fransayı yönetecek, sc) olmadığı bir dönemde tek olanaklı yönetim biçimi olarak belirdi (Bk. Fransada İç savaş). Bonapartizm (emperyalizm)...iyiden iyiye gelişmiş burjuva toplumun devlet iktidarının ...en değerden düşmüş, en son biçimidir. Burjuva toplum bu devleti feodalizmden kurtuluş için kendi öz kurtuluş aleti olarak yarattı, ama en sonunda sermayenin emeği köleleştirme aracına dönüştürdü. Bonapartizm (emperyalizm) bu devlet iktidarının en son biçimidir. L. Bonapart iktidarı sınıflar mücadelesini sömürerek ele geçirdi. Engelse göre, L. Bonapartın 2 Aralık 1851 Darbesi Avrupada yukardan aşağıya devrimler dönemini başlattı. Çünkü Bonapartı taklit ederek Bismark da Prusyada yukarıdan inme 1866 Devrimini yaptı. Böylece Prusyada 1808-13te başlamış olan ve 1848le sürdürülen burjuva devrimi 1866da Bonapartçılık biçimi altında tamamladı. Aşağıdan yukarıya devrimler dönemi şimdilik son bulmuştu.
Paris Komünü (18
Mart 1871 Paris İşçi Devrimi)
1852-1870 dönemi
Fransız tarihinde İkinci İmparatorluk olarak adlandırılır. 1848-52
arasındaki İkinci Cumhuriyet döneminde seçimle işbaşına gelerek devlet
başkanlığı yapan Louis Bonapart, 1852-70 arasında da imparator sıfatıyla
yönetti.
İkinci Bonapart,
amcasının dönemi olan Birinci İmparatorluğun (1804-14) tüm topraklarını (1814te
yitirilen) geri almak, eski sınırları yeniden kurmak için ilhakçı ve yayılmacı
bir dış politika izledi. En başta Renin sol Alman kıyısına gözdikmişti. 1866
Prusya-Avusturya savaşını Prusya kazanınca ve 1815te 30dan çok Alman
devletinin birleştirilmesiyle kurulmuş olan Alman Konfederasyonunun
yerini 1866 zaferinden sonra Avusturya haricindeki Alman devletlerini Prusya
egemenliği altında birleştiren Kuzey Alman Konfederasyonu alınca,
Bismarktan istediği toprak ödününü koparamayan Bonapart, 19 Temmuz 1870te
Almanyaya savaş açtı.
6 Ağustosta
başlayan bu savaş 2 Eylülde Sedanda Fransanın yenilgisiyle
sonuçlandı.
Bu yenilgi İkinci
İmparatorluğun çöküşüne ve 4 Eylül 1870 Paris Devrimine götürdü. Bu
devrim yeniden Cumhuriyet ilan etti (Üçüncü Cumhuriyet, 1871-1940). Bu
cumhuriyeti Prusya dahil tüm devletler tanıdı. Thiersin alelacele oluşturduğu
hükümet sözde bu devrimin adına davranıyordu. Alman ordusu Fransada ortaya
çıkan değişikliğe ve cumhuriyet ilanına aldırmadan Paris kapılarına dayanınca
Thiersin öncülüğündeki bir grup avukat salt burjuvalardan bileşen ulusal
savunma hükümeti oluşturdular. Paris halkı sadece ulusal savunma amacıyla
varolması koşuluyla bu hükümet gaspına gözyumdu ve oldu bittiyle oluşturulan bu
hükümeti tanımak zorunda kaldı. Eli silah tutan tüm Parisliler ulusal muhafıza
katıldılar. İşçi sınıfı silahlandırılmadan Paris savunulamazdı. Böylece işçiler
silahlanmış oldu.
Ama Fransada İç
Savaşta Marksın dediği gibi Silahlandırılmış Paris demek silahlı
devrim demekti. Bu nedenle çok geçmeden burjuvalardan bileşen ulusal
savunma hükümeti ile silahlı proletarya arasında çatışmalar patlak verdi. 31
Ekim 1870de işçi taburları hükümet merkezi olan Belediye Sarayına saldırıp
bazı hükümet üyelerini tutukladılar. Ama yabancı bir ordu tarafından kuşatma
altında tutulan bir kentte iç-savaşa yol açmamak için bunları tekrar serbest
bıraktılar ve aynı hükümetin iş başında kalmasına katlandılar.
Blankinin
girişimiyle 22 Ocak 1871de ulusal muhafız ve Paris işçi sınıfı ulusal savunma
hükümetinin çekilmesini ve Komün kurulmasını isteyen bir gösteri yaptılar.
Burjuva hükümet gösteriyi terörle bastırdı. Bu sırada Prusya ordusu Parisin bir
bölümünü işgal etmişti, ama Parise zafer girişi yapmaya ulusal muhafızın ateş
kesse de silah bırakmamış olması nedeniyle cesaret edemedi (bütün imparatorluk
birlikleri çoktan esir edilmişlerdi veya silahlarını Almanlara teslim
etmişlerdi).
Prusya ordusu
Parisi tam 131 gündür kuşatma altında ve göz hapsinde tutuyordu. Hükümet
başkanı Thiers işçiler silahlı kaldıkça burjuvazinin ve hükümetinin
egemenliğinin güvencede olmayacağını bildiğinden işçileri silahsızlandırmaya
girişti. Aslında bu hükümet daha cumhuriyet ilan ettiği günün (4 Eylül 1870)
akşamı Parisi Prusya ordusuna teslim etmeyi kararlaştırmıştı ve şimdi de
ulusal görev ile sınıf çıkarı arasındaki bu çatışmada bir ulusal
ihanet hükümetine dönüşüyordu. Çünkü 28 Ocak 1871 günü bu hükümetin
Dışişleri Bakanı Jules Favre hükümet adına Parisi ve tüm Fransayı Almanlara
(Bismarka) teslim anlaşması anlamına gelen bir ateşkes yapmıştı ve Prusyanın
yardımıyla Parise ve cumhuriyete karşı bir iç-savaş başlatıyordu. Bismarkla
yapılan anlaşmaya göre sekiz gün içinde bir Ulusal Meclis seçilip hükümetin
yaptığı barış anlaşması onaylanacaktı. Öyle oldu. Toprak sahipleri ile
doldurulan bir meclis oluşturulup hükümetin yaptığı anlaşma
onaylandı.
Ama Ulusal Savunma
Hükümetinin Parisi silahsızlandırma girişimleri boşa çıkarıldı. 18 Mart 1871
günü Paris, kendini savunmak için tek bir adam gibi ayaklandı. 18 Mart
sabahı Yaşasın Komün! gürültüsüyle uyandı Paris. Ulusal Savunma
Hükümeti Versaillese kaçtı (Bk. Marx, Fransada İç Savaş).
Engels, Marksın
Fransada İç Savaş kitabına yazdığı 1891 tarihli Girişte 4 Eylül
1870 Devriminden 18 Mart 1871 (Komün)e kadar Paris devriminin önde gelen
niteliği ulusal olması, yani yabancı işgale karşı direniş olmasıydı
demektedir. Bu dönemde mücadelenin sınıf niteliği geri plana itilmişti. Fakat
18 Mart 1871 Devrimi (Komün)nden hemen sonra devrimin sınıf niteliği keskin
ve açık bir biçimde öne çıktı.
Marksın deyişiyle
İşçi devrimi Pariste egemenlik kurdu. Ulusal Muhafızın Blankicilerin
etkinliğindeki Merkez Komitesi Geçici Hükümet görevini üstlendi. Bu hükümette
çoğunluk Blankicilerdi. Komün (18 Mart 1871 Devrimi)ün önderleri bizzat
Blanki ve izleyicileri idiler.
Geçerken kısa bir not düşmek
istiyorum: Paris Komününe Blankistler, 1917 Rus Ekim Devrimine de Leninistler önderlik ettiler. Bugüne kadar tarihin tanık olduğu iki başarılı
işçi devrimine önderlik edenler Blankislerle Leninistler oldular. Blanki,
görüşleri ne olursa olsun iyi çalışılması gereken yaman bir devrimciydi. Örgüt
ve ayaklanma konusundaki görüşleri nedeniyle Leninin kendisinin de sık sık
Blankicilikle suçlandığına tanık olmaktayız.
Şimdi Fransada biri
Versailleste, diğeri Pariste iki hükümet oluşmuştu. İki başkent, iki iktidar
vardı. Fransada biri burjuva, diğeri işçi olan ikili bir iktidar doğmuştu.
İkisi arasında savaş başladı. Thiers, Paris İşçi Devrimi (Komün)nin önderi
Blanki ve diğer işçi önderleri hakkında ölüm kararı aldırdı. 22 Mart 1871de
barışçıl bir gösteri görünümü altında Versailles hükümeti yandaşları Ulusal
Muhafızın merkezini baskınla ele geçirmeye çalıştılar, ama başaramadılar.
26 Mart günü Pariste genel
oyla Komün seçildi ve 28 Mart 1871de de ilan edildi.
Bu tarihe kadar Geçici
Hükümet işlevi üstlenmiş olan Ulusal Muhafız Merkez Komitesi yönetimi Komüne
bıraktı. İki kez Komüne seçilen Blanki bu tarihte Versay Hükümetinin
elinde tutsaktı. Komün üyeleri arasında çoğunlukta olanlar
Blankicilerdi. Komünde Birinci Enternasyonal üyelerinden bileşen bir
azınlık da vardı, ama bunların çoğunluğu Prodoncu sosyalistlerdi.
Komün 12 Mayıs
1871de Parise giren Versay birliklerine karşı 8 günlük kahramanca bir
direnişin akabinden 28 mayıs 1871de yenik düştü.
Kronolojik düzende
bakacak olursak Komünün yaptığı işlerden ve aldığı kararlardan bir bölümü
şunlardı: Sürekli (düzenli) orduyu kaldırdı ve memurları sorumlu ve her an
görevden geri alınabilir kıldı (30 Mart 1871), tüm sağlam yurttaşların
katılacağı ulusal muhafızı (çoğunluğu işçilerden bileşen silahlı halktı bu)
tek silahlı güç ilan etti. Komün üye ve görevlilerinin en yüksek maaşının yılda
altıbin Frankı geçmemesini kararlaştırdı (1 Nisan). Kilise ile devletin
ayrılmasını, din işleri bütçesinin kaldırılmasını, kilisenin tüm mülklerine
elkonulmasını kararlaştırdı (2 Nisan). Ulusal Muhafızın 137. Taburu halkın
sevinç gösterileri arasında giyotini yaktı (6 Nisan). Tüm dinsel imge, simge,
dua ve dogmaların okullardan uzaklaştırılmasını kararlaştırdı (8 Nisan).
Sahipleri tarafından işletilmesi durdurulan fabrikaların yönetiminin o
işletmelerde çalışan işçilere verilmesini emretti (16 Nisan).
Yaklaşık 70 günlük
iktidarı süresinde (18 Mart 1871den 28 Mayıs 1871e kadar yaşadı sadece)
Komünün yaptıklarından bazıları bunlardı.
Komün yeni bir
tarih çağını açtı diyen Marksa göre Komün parlamenter değil, hem yürütme hem
yasama işlevi gören hareketli bir gövdeydi. Sürekli ordu ve devlet memurluğu
gibi iki büyük gider kaynağını kaldırarak ucuz hükümeti olanaklı kıldı. Komünün
geliştirmeye fırsat bulamadığı bir örgütlenme taslağına göre en küçük kırsal
yerleşme merkezlerinde/birimlerine varana kadar siyasal biçim Komün
olacaktı.
Marx, 1850de yazdığı FSS adı verilen yazılarında özetle şöyle demektedir:
Proletarya devrimi korkusu yüzünden Fransada normalde sanayi burjuvazisinin oynaması gereken rolü (devrimin başına geçme) küçük-burjuvazi, normalde küçük-burjuvazinin oynaması gereken rolü (küçük-burjuvazinin görevini) işçi sınıfı üstlenmişti. İşçi sınıfının oynaması gereken rolü ise Fransada üstlenen yoktur, bunun sadece sözü edilir, ama yapanı yoktur. Kaldı ki bu görev (proleter devrim) hiç bir yerde ulusal sınırlar içerisinde başarılamaz. Fransız toplumunun bağrında sınıf savaşı ulusları karşı karşıya getiren bir dünya savaşına dönüşmektedir. Çözüm ancak dünya savaşı yoluyla, proletaryanın dünya pazarına egemen bulunan ulusun (yani İngilterenin) başına geçtiği anda başlar. Burada örgütlenmesinin sonunda değil henüz başında bulunan devrim kısa soluklu bir devrim değildir. Bugünün kuşağı Musanın çölden geçirdiği Yahudilere benzer. Yani bu kuşak hem yeni bir dünyayı ele geçirmek, hem de o yeni dünyanın düzeyinde olacak insanlara yer açmak için yok olmak zorundadır.
1905 Rus
Devrimi
Bu devrim
Ocak-1904te başlayan Rus-Japon savaşı hala sürerken patlak verdi. Bolşevik
Partisi Tarihine göre bu savaş sırasında Troçki ve Menşevikler yurt
savunmasından sözederken Lenin ve Bolşevikler devrimi güçlendireceği için
Çarlığın yenilgisini istediler.
Devrim 1905 yılının
başında (Putilov Fabrikasında işçilerin atılmasını protesto eden ve hızla bir
genel greve dönüşen bir grevle) başladı ve sonuna dek sürdü (Ocaktan
Aralıka).
1904te sahte bir
işçi örgütü kurmuş olan Papaz Gapon adında bir provakatör, Rusyanın en büyük
sanayi kenti Petersburgun en büyük fabrikası olan Putilovda grevin başladığı 9
Ocak 1905 günü kendi örgütü aracılığıyla taleplerini Çara duyurmak üzere
ellerinde Çarın resimleri ve Kilisenin bayrakları ile 140 bin kadar işçiyi
Kışlık Saraya sessiz bir yürüyüş yapmaya ikna etti. Provakasyonu farkeden
Bolşeviklerin uyarısı para etmeyince onlar da işçilerle birlikte yürümek zorunda
kaldılar. Üzerlerine ateş açıldı ve binden çok işçi öldü. 9 Ocak 1905teki bu
işçi katliamı Kanlı Pazar diye bilindi ve her yıl anıldı.
1905 Devrimini
başlatan işte bu katliam oldu.
Olay duyulunca
Rusyanın İstanbulu Petersburgun her yanında poltik grev ve gösteriler
başladı. İşçi semtlerinde barikatlar kuruldu ve Ocak ayı boyunca 440 bin işçi
katıldı bu gösterilere. İşçi mücadelesi politik bir nitelik almıştı. Moskova,
Varşova, Riga ve Bakü gibi merkezlerde de işçilerin askerlere karşı zaman zaman
silahlı direnişe geçtikleri görüldü.
Bolşeviklerin Nisan
1905 Londra Kongresi (III. Kongre) ile Menşeviklerin 1 Mayıs 1905 Cenevre
(İsviçre) Konferansı Rusyada 1905 Devriminin devam ettiği bu koşullar altında
toplanmış ve kendi stratejilerini, bu devrimde proletaryanın taktiğinin ne olması
gerektiğini tartışıp kendi görüşlerini belirlemişlerdi. Leninin 1905teki bu
birinci burjuva devrimi sürerken Haziran-Temmuz 1905te yazdığı Demokratik
Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği kitabında İki Taktik dediği
Rus sosyalist hareketinin Jakobenleri olarak tanımladığı Bolşevik ve
Rus sosyalist hareketinin Jirondenleri dediği Menşevik kanatların
aldığı bu kararlardır. Anlatılmak istenen 1905 Devrimi başlayınca doğan
yeni koşullarda biri Bolşeviklerin diğeri Menşeviklerin (Yeni Iskra Grubu)
benimsediği iki farklı tutumudur. Leninin İki Taktik adlı kitabının konusu
Bolşeviklerin ve Menşeviklerin aldığı kararların karşılaştırılarak
tartışılmasıdır.
Lenin, İki Taktikten birkaç ay sonra yazdığı Sosyal-Demokratların Köylü Hareketi Konusundaki Tutumu (Bk. Social-Democracys Attitute Towards The Peasant Movement, Collected Works, vol. 8, s. 230-39, 14 Eylül 1905) başlıklı bir yazısında Kesintisiz Devrim kavramını kullandı ve bunun anlamını şöyle açıkladı:
Demokratik
devrimden derhal ve kesinlikle gücümüze bağlı olarak, sınıf-bilinçli ve örgütlü
proletaryanın gücüne bağlı olarak sosyalist devrime geçmeye başlayacağız. Biz
kesintisiz devrimi savunuyoruz. Yarı-yolda durmayacağız.
Lenin burjuva
devrimde proletayanın rolü ve görevleri konusundaki görüşlerini ikinci burjuva
devrimi (Şubat 1917) sürecinde yazdığı Letters From Afar (Uzaktan
Mektuplar, Mart-Nisan 1917) adıyla bilinen mektuplarında ve Nisan Tezleri ve
Ekim Devrimi (Nisan 1917) adı altında toplanmış bulunan çeşitli
makalelerinde daha da geliştirir.
Devrim ilerleyen
aylarda sürdü ve Bolşeviklerin ayaklanma ve iktidar organları olarak, devrimci
iktidarın bir çekirdeği olarak görecekleri ilk işçi sovyetleri doğdu. Ama
Petersburg işçi sovyeti yönetimi Menşeviklerin eline geçmiş ve bu durum 1905
devriminde sovyetlerin belirleyici rol oynamalarını engellemişti. Bolşevik
Partisi Tarihine göre Troçki ve Menşevikler Petersburg sovyetine ayaklanma
karşıtı bir tutum benimsetmişlerdi. Rusyanın Ankarası olan Moskovada Moskova
işçi sovyeti baştan beri Bolşeviklerin elinde oldu ve devrimci bir tutum izledi,
ayaklanma organı rolü oynadı. Bolşeviklerin girişimiyle Moskovada ayrıca Asker
Temsilcileri Sovyeti kuruldu. Ekim-Aralık (1905) ayları arasında Rusyanın hemen
bütün işçi merkezlerinde İşçi Temsilcileri Sovyetleri kuruldu. Haziran'da
Odessada Karadeniz Filosuna dahil büyük bir savaş gemisi olan Potemkin
Zırhlısındaki denizciler isyan etmiş ve onbir gün devam eden ordu ve
donanmadaki bu isyan sonunda bastırılmıştı.
1905 Devriminin
sürdüğü bu ortamdadır ki, Çar, devrimi bölmek ve yatıştırmak için Duma adı
verilen bir parlamento ve bazı başka reformlar vadetti. Bu sıradaki parlamento
Buligin Duması diye bilinir ki, Menşevikler ona katılmayı savunurken,
Bolşevikler boykot ettiler.
Ekimde Moskovadan başlayıp tüm Rusyaya yayılarak bir genel greve dönüşen demiryolu işçileri grevine toplam bir milyon kadar işçi katıldı. Çar, bir yandan yeni ödünler sözü verirken öte yandan devrimi bastırmak için polis yönetiminde Kara Yüzler diye bilinen lumpen unsurlardan kurulu sivil çeteleri de kullanarak her türlü zoru kullandı.
Çoğunlukla
kendiliğinden oluşturulmuş olan sovyetler bir hükümet gibi davranıyorlardı. 1905
Devriminin daha devam ettiği Kasım ayında Lenin Rusyaya döndü. Aralıkta
Moskovada silahlı ayaklanma başladı ve Bolşevikler bu ayaklanmayı yönetmeye
çalıştılar. İçerde ayaklanmayı ezmek için Çar 1905 Devrimi boyunca süren dış
savaşı durdurmak isteyerek Japonya ile barış imzaladı. Bolşevikler Moskovada
silahlı ayaklanma örgütlemeye çalışıyordu. Ama Petersburg sovyetinden yeterli
destek gelmedi, ayaklanma tüm ülkeye yayılamadı, Moskovada Aralıkta yapılan
ayaklanma bastırıldı ve bu yenilgiyi takiben devrimci kabarış durdu, dalga
giderek geri çekilmeye başladı. Menşevikler silahlı ayaklanmaya taraf
olmamışlardı. 1905 devrimi böylece yenilgiye uğradı.
1906da Çar yeni bir
parlamento topladı (Birinci Duma). Bolşevikler bunu da boykot ettiler, ama
sonraları gerileme dönemine denk düşen bu 1906 boykotunu hatalı
gördüler.
Nisan 1906da
Stockholmde iki kanadın da katıldığı Birlik Kongresi yapıldı, ortak bir MK
seçildi. Ama birlik fiilen kurulamadı, dahası az sonra iç-mücadele daha da
alevlendi ve her iki kanat kendi bağımsız örgütlenmelerini sürdürdü.
1907 Mayısında iki
kanadın da katıldığı 5. Kongre yapıldı ve en önemli gündem maddesi olarak
burjuva ve küçükburjuva partilerine karşı tavır konusu tartışıldı. 1905-07
arasındaki pratiğiyle Rus liberal burjuvazisi Çarlıkla ittifak ve uzlaşma (Bir
Demokratik Cumhuriyet değil, tersine bir Anayasal Monarşi üzerinde anlaşma
arıyordu) arayan karşı-devrimci bir güç olduğunu kanıtladı. 3 Haziran 1907de
Çar İkinci Dumayı dağıttı ve bu hükümet darbesi ile birlikte Stolipin
Gericiliği adı verilen sosyalistlere saldırı kampanyası dönemi başladı. Bu dönem
1912ye kadar devam etti (1907/8-1912).
Böylece 1905 yılı
başında başlayan devrim (devrimci kabarış) giderek alçalarak ancak 3 Haziran
1907 tarihinde kesin bir yenilgiyle noktalandı. 1907 Aralığında Lenin geri
yurtdışına çıktı.
1907-12 arası dönem
boyunca Marksizme inançsızlık gelişti. Marksistler arasından dönekler
çıktı. Bu nedenle Marksizmi savunmak bir görevdi. Lenin 1909da bu amaçla
Materyalizm ve Ampirokritisizmi yazdı.
Bu dönemde her iki
kanat içinde de daha çok Tasfiyeciler ve Likidatörler diye tanımlanan
legalizm akımı gelişti ve devrimin yeniden yükseleceğine inanmayan bu unsurlar
partiyi legal ve reformcu bir işçi partisine dönüştürmek için çabaladılar, gizli
partinin dağıtılmasını istediler. Çok sayıda aydın partiyi terketti, parti
küçüldü. Bu aynı dönemde Bolşevikler arasında başını eski Bolşeviklerden
Bogdanov ve Lunaçarski gibilerin çektiği sadece illegaliteyi savunan, legal ve
yarı-legal faaliyete son verilmesini ve Bolşevik milletvekillerinin
parlamentodan çekilmesini istedikleri için Otzovizm (Rusçada geri çekme) diye
tanımlanan bir eğilim çıktı ve bunlar 1909da partiden ihraç
edildiler.
Sonra 1912 Ocağında
kongre önemi taşıyan Prag Konferansı yapıldı ve burada Bolşevik kanat kendisini
RSDİP adı altında ayrı ve II. Enternasyonal partilerinden temelde farklı
yeni tipte bir parti (Leninist Parti) olarak yeniden
örgütledi.
RSDİP (Bolşevikler)
adı 1918e dek korundu.
1912den itibaren
grev hareketi yeniden canlandı. 1914e dek yükselerek devam eden bu politik
grevlerde ana talepler demokratik cumhuriyet, 8 saatlik işgünü ve
topraklara elkonulması idiler. 1912den itibaren gelişen durum 1905
devriminin başlangıcını andırıyordu. Köylülerin (ağalara karşı) ve askerlerin
(orduda) de isyanları yeralıyordu. Rusyada bir ikinci devrim yaklaşıyordu.
Bolşevikler bu canlanma döneminde (1912-14) Petersburgda Pravda (Gerçek)
adında legal bir günlük gazete çıkardılar ve Pravdacılar diye de
bilindikleri bu dönemde bir işçi kitle partisi olmaya doğru
yöneldiler.
1917 Ekim Devrimi
sırasında Bolşevik Partisinin çekirdeğini 1912-14 arasında kazanılmış olan
Pravdacı işçi kuşağı oluşturdu. Bu dönemde Bolşevikler parlamentoda kendi
parlamento grubunu da oluşturdular. Ayrıca sendikalarda ve işçi derneklerde vs
legal faaliyet yürüttüler.
Temmuz-Ağustos 1914te Birinci Savaş patlak verdi ve Çar hükümeti içerde iç-savaştan (devrimden) kurtulmak için Rusyayı savaşa soktu, İngiltere ve Fransa ile ittifak halinde Almanyaya karşı savaştı (Bk. Bolşevik Partisi Tarihi).
1917 Rus Şubat
Devrimi (İkinci Rus Burjuva Devrimi)
Bu devrım Birinci
Savaşın orta yerinde kimsenin devrim beklemediği bir anda tıpkı 1905 Devrimi
gibi kendiliğinden patlak verdi, kendiliğinden bir devrimdi. Çünkü onu ne bir
parti, ne de ayaklanma planı hazırladı. Ayaklanma (devrim)ya götüren olaylar
1905teki Kanlı Pazarın yıldönümünün anıldığı 9 Ocak 1917 günü nedeniyle
Petrograd, Moskova vd gibi kentlerde yapılan gösteriler ve grevlerle başladı ve
giderek Kahrolsun Otokrasi ve Kahrolsun Savaş gibi sloganlarla 26 Şubatta
Çarlığa karşı bir ayaklanmaya dönüştü. Polis ve Ordu ile işçiler arasında
silahlı çatışmalar yaşandı. Çarlığa karşı silahlı mücadeleye devam edin diyen
Bolşevikler, Devrimci Bir Geçici Hükümet kurulması çağrısında bulundular. İsyana
onbinlerce asker de katıldı. Yani ordu da bölünmüştü. 27 Şubat 1917de Ayaklanma
(Devrim) ilkin Petrogradda zafer kazandı. Ardından bu haberin duyulduğu
heryerde benzer ayaklanmalar oldu ve sonuç devrimin/ayaklanmanın zafer kazanması
oldu.
Devrimi yapan
işçilerdi ve ayaklanmanın daha ilk günlerinde 1905teki gibi sovyetler
kurmuşlardı. Ama Petrograd, Moskova ve biçok diğer kentin sovyetlerinde
çoğunlukta olan ve onları yöneten Menşevikler ile Sosyalist-Devrimciler
(Kerenski bu partidendi) idiler. Bu iki parti Bolşevikleri dışlayarak ortaklaşa
bir Geçici Hükümet kurdular. Liberal ve diğer burjuva partilerin de hükümette
temsilcileri bulunuyordu.
Lenin bu hükümeti
bir burjuva hükümet olarak tanımladı.
Ama bu hükümetin
yanıbaşında başka bir iktidar daha vardı: İşçi-köylü ittifakını ifade eden ve
İşçi-Köylü Diktatörlüğü anlamına gelen İşçi ve Asker Vekilleri
Sovyeti. Hakikatte ortada bir
ikili iktidar (iki iktidar) vardı.
Bu geçici bir durum
olacaktı açık ki. Sonunda biri diğerine boyun eğecekti. Çünkü iki başlı bir
iktidar uzun süre gitmezdi. İkili iktidar durumunu yaratan şey küçük-burjuvaziyi
temsil eden Menşevik ve Sosyalist-Devrimci partilerin resmi (gerçek) iktidarı
ısrarla burjuvaziye teslim etmeleri olmuştu. Oysa isteselerdi bu iki parti tüm
iktidarı alabilirlerdi.
Bu devrim olduğunda Lenin İsviçrede bulunuyordu ve oradan Bolşevik Partisine yazdığı Uzaktan Mektuplar başlığını taşıyan (7 Mart-26 Mart 1917 arasında yazılmışlardır) mektuplarında kendi görüşlerini anlattı. 3/16 Nisanda Rusya (Petrograda)ya döndü. Geldikten bir gün sonra 4 Nisandaki bir toplantıda Nisan Tezleri diye bilinen görüşlerini, yani bu devrimde proletaryanın görevlerini ve taktiğini anlattı (Nisanda öne sürüldükleri için Nisan Tezleri deniyor):
Geçici Hükümet (emperyalist savaşı devam ettiriyor)e destek verilmemeli, devrimci bir hükümetin olanaklı tek biçimi parlamenter bir cumhuriyet değil, İşçi Vekilleri Sovyetleridir. Ama Bolşevikler bu sovyetlerde şu anda azınlıktadır.
Yeni bir Enternasyonal kurulmalıdır.
Devrimin birinci
aşamasından (iktidarın burjuvaziye geçmesi ve bu anlamda Rusyada burjuva
devrimin tamamlanmış olması) ikincisine, yani sosyalist devrime geçiş
dönemindeyiz. Sosyalist devrim için mücadeleye girişmeliyiz. Çünkü burjuva
resmi iktidarın alternatifi biz ne düşünürsek düşünelim zaten somut olarak
sovyetlerin şahsında oluşmuş olup beklemededir ve bu ikili iktidar durumunun
kendisi devrimin gelişmesinde bir geçiş aşamasını temsil ediyor, çünkü bunlar
uzun süre yanyana duramazlar.
Kamanev, Stalin ve diğer bazı Eski Bolşevikler burjuva devriminin tamamlandığını söyleyen bu görüşlere karşı çıktılar (savaşa ve Geçici Hükümete karşı tavır konularında Pravdanın editörleri Stalin ve Kamanev paralel bir tutum izliyorlardı, ama BPT bundan bahsetmez). Ama nisbeten kısa sürede (bir aydan daha kısa sürede) Lenin kendi partisini Nisan Tezlerine kazanabildi. Bu tezler arasında Sosyal-Demokrat adının bilimsel olmadığı ve bu adın bırakılıp Komünist adının benimsenmesi, parlamenter cumhuriyetten sovyet cumhuriyetine geçilmesi gibi tezler de vardılar.

1917 Ekim
Devrimi
1905 ve 1917 Şubat
devrimleri kendiliğinden devrimler iken Ekim Devrimi bir parti tarafından
planlanıp örgütlendi.
Bolşevik Parti Şubat
devrimi ile açık/legal bir partiye dönüştü ama bu durum ancak beş ay sürebildi
(Şubattan Temmuza). 7 Temmuzda tekrar gizliliğe geçti.
1917 Ekiim Devrimine götüren süreç (Nisandan Ekime) en önemli gelişmeler ekseninde şöyle toparlanabilir:
20-21 Nisan krizi (Geçici Hükümetin savaşı sürdürme siyasetine karşı iç savaşın başlangıcı olmaya çok yaklaşan bir kendiliğinden patlama),
10/18 Haziran (Bolşeviklerin çağırdığı gösteri yasaklandı ama bunu Bolşevik sloganların egemen olduğu 18 Haziran gösterisi izledi),
3-4 Temmuz krizi (iç savaşın başlangıı olabilecek bir diğer kendiliğinden patlama. Lenin ayaklanmanın zaferi için bu tarihte gerekli nesnel koşulların olmadığını düşünüyor, ayaklanma sorununda Marksizm ile Blankizmi ayıran noktalara işaret ederek ayaklanmanın zaferi için gerekli koşulları sıralıyordu. Bu tarihte işçi sınıfı henüz Bolşevikleri izlemiyordu, yani Petrograd ve Moskova sovyetlerinde henüz çoğunluk değillerdi);
3-4 Temmuzdaki bu kendiliğinden patlamanın ardından 5-6 Temmuz karşı-devriminin patlaması, ordunun patlamayı ezmesi ve Geçici Hükümetin Bolşevik Partiye saldırıya geçmesi, 7 Temmuzda ikili iktidar durumunun son bularak tüm iktidarın tamamen burjuvaziye geçişi, Geçici Hükümetin karşı-devrimcileşmesi, barışçıl devrim olasılığının kalkması ve aynı gün Leninin tutuklanması için emir çıkarılması;
6. Kongrede (Temmuz Günleri) Troçki ve grubunun Bolşevik Partiye katılması (Staline ve BPTne göre partiye içten ele geçirmekti amaçları) ve bu kongrede sosyalist devrim için silahlı ayaklanma hazırlığının eksende oluşu;
12-15 Ağustosta Genel Kurmay Başkanı General Kornilovun komünistlerin ezilmesi ve sovyetlerin dağıtılması direktifi ve Bolşeviklere karşı saldırı, terörün giderek tırmanışı, Kornilovun bir askeri diktatörlük kurmak amacıyla bir darbe girişimi yapma planı, ama Başbakan Krenskinin (Kerenski Hükümeti/Geçici Hükümet) son anda buna onay vermeyişi, buna rağmen Kornilovun sovyetleri dağıtmak üzere Petrograda asker yollaması (25 Ağustos), Bolşeviklerin sovyetlere Petrogradı Kornilova karşı savunmak üzere direnme çağrısı yapması ve Kornilovun isyan ve darbe girişiminin sonunda bastırılışı (31 Ağustos), bu olayla birlikte devrimin yeni bir aşamaya girmesi;
Temmuzdan sonraki Krenski rejimini Leninin bazen askeri diktatörlük, bazen Bonapartizm olarak tanımlaması, 31 Ağustostan itibaren Bolşeviklerin Petrograd ve Moskova sovyetlerinde çoğunluk haline gelişi (Lenin bu iki kentte iktidarı almak Rusyada iktidarı almak ve korumak için yeterlidir der) ve her ikisinin de yönetimini almaları, böylece ayaklanmanın zaferi için esaslı koşulun hazır hale gelişi;
7 Ekimde Leninin gizlice Finlandiyadan Petrograda gelişi ve 10 Ekim Bolşevik MK toplantısında yakın bir tarihte silahlı ayaklanma önermesi (Kamanev ve Zinovyev bu karara katılmayışları ve bunu 18 Ekimde ülkeye ifşa etmeleri);
24 Ekim sabahı (6 Kasım) bizzat Leninin yönetiminde ayaklanmanın başlaması ve zafer kazanması, 25/26 Ekimde Leninin başkanlığında sovyet hükümetinin kurulması ve bu tarihten Şubat-Mart 1918e kadarki süre içinde (4-5 ayda) sovyet iktidarının hızla tüm Rusyaya yayılması.
Alman
Devrimi
Birinci Savaştan
itibaren Alman Solu Bolşeviklerin büyük etkisi altına girdi. Bu durum Nettlea
göre bir Lenin-Lxemburg kutuplaşmasını gündeme getirebilirdi, ama olmadı.
Birinci Savaş içinde Rosa Lüxemburg, tek sayı çıkan bir derginin adıyla
Enternasyonal diye bilinen gruba dahildi. Bu grup Nisan 1915te
kurulmuştu. Ama savaş içinde veya sonunda etkili bir örgüt kurmayı
beceremediler. Bu grup aynı zamanda Spartakistler adıyla biliniyordu. Adı
Enternasyonal olan bu grup Zimmerwald Konferansı (Eylül 1915)nda Leninin
İkinci Enternasyonalin bölünmesi (ondan kopuş) ve onun yerine bir Üçüncü
Enternasyonal kurulması, emperyalist savaşın iç savaşa çevrilmesi görüşüne
destek vermedi. R. Lüxemburgun Enternasyonal grubu tüm olup bitene rağmen Alman
SPDden örgütsel kopuşu hala redediyordu. Spartakistler (Spartkusbund) de denen
bu grup İkinci Enternasyonalden (merkezcilerden) ve SPDden kopuşa yanaşmadı.
1917de kopuşa niyeti olmayan ama SPDden ihraç edilen muhalif bir grup Bağımsız
Alman S-D Partisi (USPD) adında yeni bir parti kurmak zorunda kaldı.
Spartakistler (Rosa Lüxemburg-Karl Liebknecht grubu) bu tarihte hala SPD içinde
muhalif bir gruptu ve Leninin onlara yaptığı SPDden kopuş önerisini
dinlemiyorlardı. Onların örgütlenme anlayışı gevşek bir örgütlenme, parti-içi
demokrasi ve SPD liderliğinin üye kitlesine dayanarak aşağıdan yukarıya ele
geçirilmesi idi. Bunlar 1918 sonuna kadar hala küçük ve etkisiz bir gruptu ve
örgütlenmeye önem vermiyorlardı. Almanların çoğu böyle bir grubun varlığından
dahi habersizdi. SPDden ayrılıp ayrı örgüt olmak istemediler ve bunun
faturasını pahalı ödediler. Daha sonra bu grup USPDye katıldı. Aslında bu
grubun sembolü Rosa Lüxemburg değil, Karl liebknecht idi. Lenin, Almanyada ad
vererek onu ve onun grubu dediği Spartakus grubunu destekledi.
Nisan 1917de
Berlinde politik grev dalgası yükseldi.
Alman Devrimi
1918de başladı.
Ocak 1918de bir
diğer grev dalgası koptu ve bu ikinci dalgada Berlinin büyük fabrikalarında
devrimci fabrika grupları diye bilinen işçi sovyetleri doğdu. Bu sovyetler savaş
dönemi boyunca yaşadılar, Kasım 1918-Mart 1919 arasında önemli bir rol
oynadılar.
Bu grevleri ve
oluşumları desteklese de Spartaküs grubunun bu olaylarda ne payı vardı ne de
denetimi. Eylül 1918de yeni bir grev dalgası koptu.
Cephelerde Alman
ordusu yenilmekteydi. USDP ve işçi sovyetleri SPDye kıyasla hükümetten daha
radikal şeyler talep ettiler.
Ekim 1918de
Spartaküs Grubu ayaklanma çağrısı yaptı.
Kasım 1918de
cephelerde asker sovyetleri, Almanyanın en önemli kentlerinde ise işçi
sovyetleri oluştu. USPD, İşçi Sovyetleri ve Spartakus Grubu ittifak halinde 11
kasım 1918 tarihinde bir ayaklanma planladılar. Plandan haberdar olan kral 9
Kasımda görevini SPD liderine bıraktı ve kral ile ayaklanma planlayanlar
arasında arabuluculuk işlevi gören SPD Almanyada iktidara geldi. Aynı gün Karl
Liebknecht sosyalist cumhuriyet (işçi sovyetleri iktidarı) ilan etti.
Ama bu grubun
örgütsel gücü ile sloganları/talepleri arasında bir uyumsuzluk vardı.
SPD ise hemen sonra
Demokratik Cumhuriyet ilan etti. SPD ve USPD ortak bir hükümet kurdular.
Spartakus Grubu bu tarihte USPD içinde bir baskı grubuydu. 9 Kasım 1918de Rosa
Lüxemburg cezaevinden serbest bırakıldı. Çok yaşlanmış ve hastaydı. Aynı gün
Jogichesin önerisiyle başlarında K. liebknechtin bulunduğu bir grup Berlinde
bir matbayı basarak Die Rote Fahne (Kızıl Bayrak) adlı bir gazete
bastırılmasını sağladılar. 11 Kasım 1918de Enternasyonal Grubu Spartaküs resmi
adını benimsedi ve iktidarı SPD-USPD ittifakından alma hazırlıkları yaptı. 10
Kasımda iktidarın işçi ve asker sovyetlerine verilmesini talep etti. Ama
sovyetlerde etkisi olmadığı için bu slogan iktidarın bu gruba verilmesi anlamına
gelmiyordu. SPD ise Kurucu Meclis sloganını benimsedi. İki ayrı taktikti bunlar.
USPD ikisi arasında gidip geldi. Sovyetlerde SPD ve USPD etkindiler. USPDnin
içinde ve onun sol kanadı olarak varlığını sürdüren Spartaküs grubunun programı
Bolşeviklerin (Rus tecrübesinin) kopyasıydı. 21 Aralık 1918de ordu sovyet
yürütmesini tutuklama girişiminde bulununca, Ocak 1919 ayaklanması patlak
verdi.
Karl Liebknecht ve
R. Lüxemburg işte bu ayaklanma sırasında öldürüldüler.
Nettleye göre R.
Lüxemburg, bir Üçüncü Alternatif olabilirdi, ama olamadı. O tarihlerde
Ya Bolşevizm(Leninizm, sc) Ya Sosyal-Demokrasi dayatılmıştı.
Rosa Lüxemburgun da katıldığı Berlindeki kongrede 1 Ocak 1919da Alman Komünist Partisi kurulmuş, böylece Spartaküs Grubu kendini AKPye ve ilk kez bağımsız bir partiye dönüştürmüştü. Ama 10-13 Ocak 1919da ordu ayaklanma yandaşlarını ezdi. 15 Ocak akşamı K. Liebknecht ile R. Lüxemburg öldürüldüler. AKP adıyla ayrı bir parti kurduktan iki hafta sonraydı bu. R. Lüxemburgun cesedi bir köprüden kanala atıldı. Ceset 31 Mayıs 1919da bulundu ve 13 Haziranda toprağa verildi. 29 Ocakta Franz Mehring öldü. R. Lüxemburg ve Jogichesin ölümlerinden sonra KPD (AKP) Bolşevizmin etkisine girdi. 1921 ve 1923te iktidarı alma girişiminde bulunan KPD her ikisinde de başarısız kaldı.
1929
Krizi ve Krize Farklı
Yanıtlar
Bu bir dünya
ekonomik kriziydi. Faşizmlerin 1930lardaki yükselişi kapitalizmin 1929 kriziyle
ilişkili görünüyor. Hayli sarsıcı olan bu kriz ABD de dahil tüm dünyada etkili
oldu. Kriz boyunda sağ da, sol da militanlaştı. Genelde komünist ve faşist uçlar
alternatif gibi göründü ve güçlendiler. Bunun istisnası İsveçte iki ucun değil
Sosyal-Demokrasinin (merkezin) alternatif haline gelip iktidar olması ve
krize karşı zamanla yeni bir model olarak görülmesi oldu. Almanyada ise 1933te
Alman ırkının üstünlüğünü, seçkin ırk olduğunu savunan Naziler iktidar
oldular ve 1945e kadar iktidarda kaldılar. Yani Almanyada 1929 krizi faşizmle
çözüldü. Hitler, otobanlar inşaasında çalıştırıp işsizliği çözdü. Siyahlar ve
Çingeneler ile birlikte aşağı ırk ilan edilen ve kendilerine tıpkı Amerikadaki
zenciler gibi davranılan (pekçok meslek onlara yasaklandı, Almanlarla arkadaş
olmaları yasaklandı, işyerleri boykot edildi vs), iğneyle, gazla yokedilen,
yerlerinden sürülen ve ülke ülke kovalanan Yahudiler katledildi. Kırık camlar
gecesi (The Night Of Broken Glasses)nde Sinagoglar ateşe verildi. 1929 krizine
bir diğer yanıt SSCBde Stalinizm oldu. Nazizm ve Stalinizm altında
Almanya ve Rusyada savaş ekonomileri güçlendi.
İspanya İç Savaşı (1936-38/39 arası yıllar): 1931de seçimleri cumhuriyetçiler kazandı. Monarşi yıkılıp ikinci cumhuriyet kuruldu. 1936da Halk Cephesi (Komünist, Cumhuriyetçi, Sosyalist ve Sendikalistler koalisyonu) iktidar oldu. Temmuz 1936da Franko ve ordu ayaklanması oldu (monarşi yanlısı gerici güçler) ve iç-savaş başladı. İspanyada İç-Savaş üç yıl sürdü ve bu savaşta yarım milyon insan öldü. Hitler ve Mussolini tarafından desteklenen Franko faşizmine karşı bir direniş yükseldi ve bu direnişe hemen her ülkeden gönüller (uluslararası tugaylar) da katıldılar.
Fransada Anti-Faşist Halk Cephesi: Faşizm tehlikesine karşı 1936da anti-Faşist bir Halk Cephesi kuruldu (Sosyalist, Komünist, Cumhriyetçi vs koalisyonu) ve seçimlerde zafer kazanıp hükümet kurdu. 1936-38 arasında Fransayı Halk cephesi hükümetleri yönetti. 1939da Fransa Almanlarca işgal edildi ve bu işgal 1945e kadar sürdü.
Meksika Devrimi
(1910-17)
20. yüzyılın büyük
devrimlerinden biri. Bu devrim 1876-1910 arasında yöneten Porfirio Diazın
diktatörlüğünü devirmek amacıyla başladı. O tarihte Meksikalıların % 80i
köylüydü. Emiliano Zapatanın liderliğindeki köylü ordusu Diazın yerine geçen
yeni Madero hükümetine karşı 1910-11de toprak reformu için bir mücadele açtı.
1913de Madero bir ordu darbesiyle (karşı-devrim) devrildi. Devrilen Anayasacı
Maderonun güçleri ile Zapata ve Villanın köylü orduları 1914te yeni rejime
karşı ittifak kurdular ve aynı yıl Zapata ve Villanın köylü orduları federal
başkenti işgal ettiler. Ama Villa ve Zapata bir toprak programından öte ülkeyi
yönetmek için bir programa sahip değillerdi. Bu nedenle ulusal hükümet
üzerinde rekabetten çekildiler ve bir boşluk doğdu. Bu boşluğu burjuva
generaller doldurdu. Maderonun generallerinden Carranza devlet başkanı oldu ve
1917de yeni bir burjuva anayasa ilan etti. Zapata, iki yıl daha savaşını devam
ettirdikten sonra 1919da bir suikastle öldürüldü. İşçiler bu devrime bağımsız
bir güç olarak katılmadıkları gibi, 1915-16da Zapata ve Villanın güçlerine
karşı burjuva generallerle ittifak yapmışlardı.
Çin Devrimi
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Çin pazarı üzerindeki rekabet şiddetlendi ve Çinde kapitalizm de bu dönemde gelişmeye başladı, I. Savaş yıllarında ise hızlandı. Çinde kapitalizmin gelişmeye başladığı 19. Yüzyılın ikinci yarısı aynı zamanda bu ülkede uluslaşma sürecinin de başlangıcı sayılıyor. Çin üzerinde Japonya, İngiltere ve Fransa gerilerden beri rekabet ettiler. Çinin bir anlamda bu ülkelerin ortak sömürgesine dönüştüğü söylenir.
Çin Burjuva Devrimi
Bu devrimi esas
olarak Maonun yazdıklarına (Bk. Seçme Eserler) dayanarak
özetliyorum.
1912ye kadar Mançuryalıların egemenliği (bir yabancı egemenlik) altında olan Çin, ulusal mücadelelere girişir. Bu mücadelenin başını Sun Yat Senin liderliğindeki Çin milli/ulusal burjuvazisi çeker. 1911 ayaklanması ile Mançurya hakimiyeti ve onların işbirlikçisi kral devrilip Çinde Cumhuriyet kurulur ve Sun Yat Sen başkan seçilir.
Sun Yat Senin daha
1894te kurmuş olduğu burjuva ulusal parti, iktidara geldikten hemen sonra
1912de Kuomintang (Ulusal Parti) adını alır.
Böylece Çinde
burjuvaziyi iktidara taşıyan ilk devrime (1911 Devrimi) tanık oluyoruz. Bir
burjuva devrimdir bu. Ama bu devrim feodalizm ve emperyalizmin hakimiyetini
kıramaz. Bu nedenle de bu tarihte başlayan burjuva-demokratik devrim sürecinin
tamamlanması çeşitli aşamalardan geçerek emperyalizm ve feodalizmin
hakimiyetinin kırıldığı 1949 devrimine kadar sürecektir.
Çin burjuvazisini
iktidara getiren 1911 devriminden sonradır ki proletarya da siyaset sahnesinde
görünmeye başlar. İlk kez 4 Mayıs 1919 hareketinde hissedilir varlığı. Daha
belirgin işareti olarak da 1921de Çin Komünist Partisinin kuruluşu
kanıt gösterilir ve resmi tarih yazımına göre Çinde 1921den sonraki devrimlere
ÇKPnin temsil ettiği Çin proletaryası önderlik etmiştir.
ÇKP, hemen tümü
aydın olan devrimciler tarafından kurulur.
Ross Dowsonun yazdığı Chinese Revolutionist İn Exile adlı kitaba göre ÇKP, III. Enternasyonalin girişimi ve yardımıyla Li Ta Chao ve Chen Tu-Hsiu tarafından örgütlenmiştir. O sırada henüz kadro yoktur. Sonraları ÇKPnin çekirdek kadrosunu oluşturanlar ise Marksizmi öğretmek amacıyla Moskovaya gönderilen ilk yirmi kişilik Çinli genç devrimciler arasından çıkmıştır. Aynı kaynağa göre 1925-27 döneminde ÇKP MKsı Chen Tu-Hsiunun liderliği altındaydı. Komüntern ve Moskovanın karşı çıkmasına ve veto etmesine rağmen ÇKP MKsının anti-Kuomintang olduğu ve cepheden çekilme taraftarı olduğu Mart 1926da, Çan Kay-Şekin anti-komünist darbesi sahnelenir. 1925-27 Devriminin yenilgisinin nedeni adı geçen kaynağa göre Moskova ve Komüntern politikasıydı. 1927 yenilgisinden sonra KE kendi Çin politikasını değiştirdi, ama bu defa da eski aşırı sağ oportünizmin yerine ayaklanma önerisi yaparak aşırı sol bir politika koydu. Buna karşı çıkan ÇKP önderleri kovuldular. KEin önerisiyle örgütlenen Pekindeki ayaklanma yenildi ve bu olayda altmış komünist önder yitirildi. Chen Tu-Hsiu ve Peng yenilginin sorumluluğunu Stalin ve Buharinin yönettikleri Komünterne yüklediler. Onlar KEin Çin politikasına muhalefet ettiler, ama kendileri de alternatif bir politika formüle edemediler. Bu kitabın yazarı Trotskynin görüşlerini sonraları öğrendiklerini, onun görüşlerinin Chen ve Penginkine paralel düştüğünü yazmaktadırlar. Chen ve Peng, ÇKP içinde Trotskynin görüşleri doğrultusunda Troçkist bir Sol Muhalefet örgütleme fikrine ulaştılar (Bk. R. Dowson, a.g.e.).
Birinci İç-Savaş Dönemi (1924/25-27)
Bu döneme Kuzey
seferi de deniyor. Pekin üzerine yapılan bu seferin amacı Çinin ulusal
birliğini kurmaktır. Bu dönem boyunca (1924ten 27ye kadar), proletarya partisi
olduğunu söyleyen ÇKP, bu sıralarda Çay Kay Şekin liderliği altında bulunan
Kuomintang diye bilinen Çin burjuvazisinin (ulusal) partisi ile Milli Birleşik
Cephe (emperyalizme karşı) içinde yeraldı. Kuomintag, Çinde iktidar partisiydi
(1911den beri iktidardı). Fakat 1927de Çin Devrimi yenilgiye uğradı. Mao, bu
yenilginın nedenlerini partisinin burjuvaziyle ittifak (Birleşik Cephe taktiği)
siyasetinde değil (buna karşı çıkanları sol sapma ile suçlar), Çan Kay Şekin
önderliğindeki burjuva partinin devrime ihanetinde ve partisi içinde ittifaklar
konusunda görülen sağ (köylülerle ittifakı rededip sadece Kuomintag ile ittifakı
savunan kesim) ve sol diye tanımladığı iki tür oportünizmde arar. Kuomintagın
ise 1924-27 arasında Sun Yat Senden beri izlenen SSCB ve ÇKP ile ittifakı
savunduğu için demokatik devrimden yana devrimci bir parti olduğunu öne
sürer, yani Milli Birleşik Cephe taktiğinde herhangi bir yanlışlık görmediği
gibi o taktiğin 1924-27 arasında doğru olduğunu iddia eder. Ona göre 1927ye
kadar devrimci olan Kuomintang, 1927den itibaren gericileşti, 1927-31
arasında karşı-devrim safında yeraldı.
Çinde kızıl siyasi iktidarlar (yani Çin Sovyet Cumhuriyeti) diye de anılan ilk kurtarılmış bölgeler 1924-27 iç savaşının sonunda, yani 1926/27 yılı ve 1928 yılı dolayında oluştular ve 1927/28 sonrasında giderek çoğaldılar. Maoya göre 1928 yılına kadar dünyada böyle bir deney yaşanmamıştı, yani ona göre ilk kez Çinde görüldü kurtarılmış bölgeler.
İkinci İç-Savaş Dönemi (Toprak Devrimi Dönemi, 1927-37)
Bu dönemin
başlarında (1927-31) iç çelişkilerin şiddetlendiği, ÇKPnin milli burjuvazi ve
toprak ağalarının (kısaca yerli gericilik diye tanımlanır) ittifakına karşı
savaştığı anlatılır. Maoya göre bu dönemde Baş çelişme halk ile
feodalizm arasındaydı.
1931den itibaren
emperyalist Japonya Çinin önemlice bir bölümünü işgal ederek sömürgeleştirdi.
Bu sırada Kuomintagın yönetimi altında bulunan ülkenin işgal edilmemiş geri
kalanı ise yarı-sömürge diye tanımlanır. Böylece 1911 Devriminden beri
bağımsız olan yarı-feodal Çin resmi söyleme göre bu tarihte sömürge ve
yarı-sömürge haline gelir.
Bu dönemde
(1927-37), çok sayıda, hatta neredeyse tüm kurtarılmış bölgeler (bağımsız rejim)
yitirilir ve bunun üzerine karşı-devrimci ordunun kuşatmasını yarıp geri
çekilmek üzere yapılan 1935 yılındaki ünlü uzun yürüyüş gerçekleşir. Bir geri
çekiliş olan bu yürüyüşün sonunda yapılan toplantıda kurtarılmış bölgelerin
kaybına ve geri çekilme zorunluluğuna neden olmakla suçlanan eski parti yönetimi
ve onun politikaları değiştirilir ve Mao ÇKP liderliğine getirilir (parti
başkanı seçilir). Maonun liderliğe yükselişi böyle gerçekleşir. Bu dönem içinde
(1931-34 arasında) ÇKPde uzun süreli savaş stratejisine (iktidarın parça
parça zaptı çizgisi) karşı çıkan ve bunun yerine Maonun oportünist (sol
sapma, Li Li Sa