Neyi kutluyorlar?
Okay Gönensin
08.03.2008 Vatan
Bugün Dünya Kadınlar
Günü. Böyle bir gün icat edilmesinin nedeni, bütün toplumsal gelişmelere rağmen
kadının erkeğe göre daha geride kalmış olmasıdır.
Dünya demokratik sisteme doğru ilerlerken kadınlara oy hakkını yıllar sonra
vermiştir. Rusya’da devrimle çağın gidişini değiştiren Bolşevik partisinin
yönetiminde bir tek kadın yoktu. Sovyetler Birliği’nde ve Çin Halk
Cumhuriyeti’nde kadının özgürlüğü ve eşitliği üzerine milyonlarca nutuk atılmış,
ama bu ülkeleri yöneten en tepe kadroların içinde bir tek kadın yer almamıştır.
ABD’nin hiç kadın başkanı olmamıştır, belki 4 Kasım 2008’de ilk kez seçilir.
Bu konuda aydınlanma devriminin anakarası Avrupa daha ilerdedir. Yaşlı kıtada
her türlü özgürlük mücadelesi yapılırken kadının özgürlüğü için de “gerçek”
savaşlar verilmiştir.
***
Bir toplum ne kadar geriyse kadının durumu da o kadar geridedir deyince her şeyi
açıklamış gibi oluyoruz. Ama “hangi toplumlar geri” dediğimizde önümüze iki ana
grup çıkıyor. Bir grup sömürgelikten henüz kurtulmuş, fakat en geri toplumsal
ilişkilerin, aşiret ve kabile düzeninin egemen olduğu toplumlardır. Bunlar aynı
zamanda en fakir toplumlardır.
İkinci grup ise Müslüman halkların yaşadığı ülkelerdir. Dünyada 1.5 milyarı
aşkın Müslüman’ın yaşadığı ülkelerde kadının durumu bellidir. 1.5 milyarın yüzde
90’ı dini kurallara göre yaşıyor.
Bu ülkelerde kadın bir “suç aleti” olarak görüldüğü için her tarafının kapanması
gerekir ki, suça teşvik etmesin.
Bu ülkelerde kadının durumunun iyi olduğunu, eşit olduğunu söyleyenin aklından
şüphe etmek gerekir. Ama zaten kimse bu iddiada bulunmuyor, o hayat tarzının
“dini kuralların gereği” olduğunu savunuyor.
***
Aydınlanma devrimi Türkiye toprağında Mustafa Kemal sayesinde yaşandı. Ama 2008
yılında Türk toplumu hâlâ kadının kapanmasının bir özgürlük konusu olup
olmadığını tartışıyor. Türkiye’de kadınların giderek artan bir bölümü kendisinin
tekrar “suç aleti” olarak görülmesi için mücadele veriyor.
Bu kadınlar töre cinayetlerine karşı ayaklanmadı. İş yerlerinde kadınların
uğradığı haksızlıklara karşı ayaklanmadı. Aile içi şiddet gören kadınlar için
ayaklanmadı. Erkeklerle eşit bir hayat için hiç ayaklanmadı. Bunları
akıllarından geçirdikleri bile kuşkuludur. Ama kapanıp “suç aleti” olarak
yaşamak için ayaklandılar.
***
Halen görevde olan bir bakanın eşi, kocası başka erkeklerle bir masada yemek
yerken kendisi tek başına bir başka masada yemek yemiştir. Buna karşı
ayaklanmayan kadınların, başlarını kapatmak için ayaklanmasının adına “özgürlük
mücadelesi” demek özgürlük kelimesine hakarettir.
8 Mart 2008’de Türkiye’de “vaziyet ve manzara-i umumiye” budur.