İlerleme Raporu ve Aleviler
Necdet Saraç
11.11.2005 Birgün
2005 İlerleme Raporu’nu açıklayan Rehl’in belirlemesi bu anlamıyla çok önemli:
‘’İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü üzerinde tartışılacak konular değildir, bu
konular uygulanması gereken konulardır.’’
Avrupa Komisyonu tarafından 9 Kasım’da açıklanan ‘’İlerleme Raporu’’nda ve ‘’Katılım Ortaklığı Belgesi’’nde bilinmeyen, sürpriz olarak nitelenecek yeni bir şey yok.
Her iki belgeyi de, Avrupa Birliği’ne karşı olmak veya Avrupa Birliği’nden yana olmak tartışmasından bağımsız yorumlayabilirsek yol alacağımız kesin. Niyeti ‘’bağcı dövmek’’ olanlar bütün söylenenlere rağmen kendileri çalıp, kendileri söylemeye devam ediyorlar.
Raporları açıklayan Olli Rehn’in ‘’hukukun üstünlüğü, insan hakları, inanç özgürlüğü ve nedeni ne olursa olsun işkenceye sıfır tolerans göstermek gerekir, bu konular tekrar müzakere edilecek konular değil, bunların gerekleri yerine getirilmeli’’ derken bir çok çevre, kişi ve parti bunu duymak istemiyor. Onlar yine duymak istediklerini duyuyorlar: Kıbrıs’ın tanınması, askerlerin yetkilerinin kısıtlanması ve şamar oğlanına dönen ‘’azınlıklar’’! Bu konular hemen masaya yatırılıyor ve taraflar kendi senaryolarını yazmaya başlıyorlar.
Oysa müzakere sürecinin fiili olarak başladığı bu dönemde artık uygulamanın da başlaması gerekiyor. Fransa’daki isyanın nedenlerini doğru tahlil eden ve olayların asıl nedenlerini, ‘’öteki olarak görünen göçmenlerin dışlanması, göçmenlerin kendi kimliklerine yabancılaştırması, eşit haklardan yoksun olmaları ve ekonomik eşitsizlik’’ olarak niteleyen mevcut hükümet ve muhalefetteki bir çok çevre ve siyasi parti, aynı konumdaki kendi insanını görmek istemiyor.
Fransa’daki çatışmaları yalnızca ‘’türbanın yasaklanmasına’’ kadar indirgeyen sonra bundan vazgeçen ve Almanya’da yukarıdaki yaklaşıma benzer bir açıklama yapan Başbakan, kendi burnunun dibindekini görmek istemiyor. Aynı yaklaşım CHP ve benzeri ‘’milliyetçi’’ yaklaşımlar için de geçerli. Fransa’da başlayıp, diğer Avrupa ülkelerine de yayılan başkaldırıya sahip çıkan çevrelerin sesleri, ‘’öteki’’ ilan edilen Kürtlere karşı bir türlü bitmeyen linç girişimlerine ve Alevilere karşı yapılan ayrımcılıklara karşı nedense çıkmıyor.
Sessiz çoğunluğun sesi de yeterince çıkmayınca, Avrupa’nın bu sesi duyması ve ses vermesi sorun oluyor. Hayatın her alanında ayrımcılığı yaşayan ‘’ötekiler’’ ses verince bu sefer de Aleviler örneğinde olduğu gibi neredeyse ‘’dış güçlerle işbirlikçi’’ ilan ediliyorlar.
Fransa’daki
türban sorunun gören AKP kendi ülkesindeki 20 milyonun inancını görmek
istemiyor. İlerleme Raporu’nda bu konuda yazılanları da görmek istemiyor ve en
yetkili ağızlar Alevilerin inanç merkezleri olan Cemevleri için arka arkaya
‘’Cami dışında Cemevi diye bir ibadethane yoktur, Aleviler de camiye gelsinler’’
diye açıklamalar yapıyorlar. Oysa 2005 İlerleme Raporu’nda bu konu bu kez
üstelik ‘’azınlık’’ ifadesi kullanılmadan, ‘Alevi toplumu’ ifadesi
kullanılarak son derece açık ifade edilmiş...
Kamuoyunda bilinmesi için ‘’2005 İlerleme Raporu’’ndan aynen aktarıyorum:
‘’Din özgürlüğü bakımından hem yasal mevzuatta hem de uygulamada Ekim 2004’ten beri yalnızca sınırlı bir ilerleme sağlanmıştır. (...) Uygulamada Müslüman olmayan dini topluluklar önemli problemlerle karşılaşmaktadırlar: yasal bir statüden yoksunlar (...)
‘’Şu ana kadar Müslüman olmayan toplulukların durumunda bir değişme olmamıştır. Özellikle Aleviler, resmi olarak bir dini topluluk olarak tanınmaması sürmektedir ve Diyanet içinde resmen temsil edilmemektedirler. Aleviler hala ibadet yerlerinin açılmasında zorluklar yaşamaya devam etmektedirler. Ocak 2005’te Alevi toplumunun Ankara Cemevi inşa etme konusundaki talepleri, Cemevinin bir ibadet yeri olamayacağı gerekçesiyle, reddedilmiştir. Aleviler isteklerini artarak dile getirmelerine karşın yetkililer ve özellikle Diyanet, mevcut uygulamaları değiştirmeyi reddetmiştir. (...)
‘’Alevi çocuklar, okullarda kendilerini tanımayan zorunlu Sünni din öğretimine maruz kalmaktadırlar.” (...)
Bu belirlemeden sonra, 2005 İlerleme Raporu’nu açıklayan Rehl’in belirlemesi bu anlamıyla çok önemli: ‘’İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü üzerinde tartışılacak konular değildir, bu konular uygulanması gereken konulardır.’’