Çingene
hakları
Türker Alkan
'İnançları zayıftır, nikâha itibar etmezler,
kavgacı olurlar, karanlıktan korkarlar, kuzu eti yemezler, kadınlarının
kalçaları geniştir, dilenirler. Hırsızlık, dolandırıcılık, gaspçılık, tefecilik,
vurgunculuk yaparlar. Karıları kocalarını aldatır.'
Hep 'derin devlet' olacak değil ya, bu da 'derin bilim.' Doç.Dr. Ali Rafet Özkan
böyle yazmış 'Türkiye Çingeneleri' adlı kitabında. Ve bu kitap Milli Eğitim
Bakanlığı'nın yayınları arasında yer almış. Yine aynı bakanlığın çıkardığı 'Türk
ve İslam Ansiklopedisi'nde Çingeneler "... pis, ilkel, eğitimsiz, buçuk millet,
çocuk çalıp satan, genç karılarına ve kızlarına fuhuş yaptıran" kişiler olarak
tanımlanmış.
Çingeneler, sayıları belki de milyonları bulan vatandaşlarımız. Bu insanlar
hakkında böylesine ırkçılık ve önyargı kokan yayınların, hele de resmi devlet
organlarınca yapılması akıl alacak şey değil. Önyargılarımız o kadar yoğun ki,
onları bilimsel gerçekler sanıyoruz.
Mustafa Aksu telefon etti, "Ben Çingeneyim" dedi. "İki yıl önce yazdığınız bir
yazıda Çingene haklarını savunmuştunuz." Oturduk konuştuk sayın Aksu'yla. "Eşime
nişanlıyken söyledim Çingene olduğumu. DDY'de üst düzey görevlerde bulundum.
Emekli olunca Çingene haklarını savunmaya başladım. Bir televizyon konuşmasında
Çingene olduğumu söyleyince baldızlarım bunu öğrendi ve şoke oldu. Çocuklarıma
Çingene bir babaları olduğunu daha yeni anlattım!"
İnsanların kökenleri nedeniyle suçlu muamelesi görmesi, aşağılanması,
dışlanması, hele de bunun devlet eliyle yapılması, ırkçılık değilse nedir ki?
Mustafa Aksu kolları sıvamış. 'Türkiye Çingeneleri' adlı kitaba engel olamamış.
Fakat, MEB'e uzun uğraşlardan sonra derdini anlatabilmiş. Bakanlık, Türkçe
sözlüklerde, Türk ve İslam Ansiklopedisi'nde düzeltmeler yapmak üzere harekete
geçmiş. Türk Dil Kurumu da sözlüklerinde düzeltmeyi kabul etmiş. Diyanet İşleri
Başkanlığı, 2000 yılındaki bir genelgeyle, din görevlilerinin halkı aydınlatıcı
konuşmalar yapmasına karar vermiş. Mustafa Aksu ve arkadaşları, şimdi Türkiye
çapında bir örgütlenme çabasında. Einstein'ın bir sözünü yineleyip duruyor:
'İnsanların önyargılarını yıkmak, atomu parçalamaktan daha zordur!'
'Göçebe Çingeneler azalıyor mu?'
"Evet" dedi Mustafa bey, "ekonomik bir nedeni var. Eskiden Çingeneler bütün kış
boyunca köylerinde oturur ve sepet örerdi. Yaz gelince de, ördükleri sepetleri
alır, kent kent dolaşır, sepetçilik ve kalaycılık yapardı. Şimdi teknoloji
değişti. Artık ne örme sepetler kaldı ne de kalaylanacak kap kacak. Eskiden
yapılan bohçacılık da biçim değiştirmeye başladı. Çingeneler artık kamyonetlerle
satış yapıyorlar."
Mustafa beyin dediğine göre, Türk siyasetinde ve sanat yaşamında rol oynayan pek
çok Çingene kökenli kişi var. Ama çekindikleri için kökenlerini açıklamıyorlar.
Kuşkusuz ki insanlar kökenlerinden utanmamalı, kitlesel olarak suçlanmamalıdır.
Fakat, bu 'pasif kabulün' yeterli olduğunu sanmıyorum. Kürt, Alevi, Laz, Boşnak,
Arnavut.. gibi çeşitli kökenlerden gelen insanlarımızla birlikte, Çingene
kültürü de inceleme ve araştırma konusu olmalıdır. Ülkemizde kaç tane Çingene
vardır, folklorları nedir, inanışları ve yaşam biçimleri nedir, tarihleri nedir,
kültürleri nedir, dilleri nedir... Bilen var mı? Kültür Bakanlığı kendi çalışma
alanını belirlerken bu konuya da eğilemez mi?
'Birey'e dayanan ulusçuluk ve demokrasi anlayışı, kökenine, derisinin rengine ve
inançlarına bakmaksızın, her kişiyi, eşit ve saygıdeğer bir vatandaş olarak
kabul etmemizi gerektirir.