Avrupa'da büyüyen ayrımcılık

Turgut Tarhanlı
30/03/2006
Radikal

Bazı Avrupa ülkelerinde, göçmenlerin o devletin vatandaşlığını kazanması öncesinde, vatandaşlığa kabul testlerine tabi tutulmaya başlandığı birkaç aydır basında yer alıyor. Bu ülkeler arasında, testlerde sorulan soruların içeriği bakımından en fazla tartışma yaratanları, Almanya ve Hollanda.

Almanya'da Baden-Württemberg ve Hesse'de bu uygulamalara girişildi. Ama ülkenin genelinde ortak bir tavır henüz söz konusu değil. Daha çok teknik nitelikte ve ülke hakkında bilgi vermeye yönelik tasarlanmış benzeri programlar, Britanya ve Fransa'da da uygulanıyor.

Vatandaşlığa kabul testleri, sanki vatandaşlığı kabul edilecek o devletin yetkili makamları ve bunun için başvuran kişi arasında yapılan bir sözleşme gibi sunuluyor. Almanya'daki örneklerde, bu testte yer alan tüm soruları cevaplayan göçmen, verdiği cevapların, onun hâlisane görüşlerini yansıttığını yazılı olarak beyan edip, bunu imzalamak zorunda. Böylece, test formunda belirtildiği üzere, ileride bu beyanıyla bağdaşmayacak bir görüş veya eylemi olursa, vatandaşlığını kaybetmesi de söz konusu olacak. Bunun için belli bir süre koşulu da belirtilmemiş, dolayısıyla yıllar sonra bile, kendisine karşı böyle bir iddiada bulunulması ve vatandaşlığını kaybetmesi olası.

Vatansızlık (heimatlos) hallerinin önlenmesi, İkinci Dünya Savaşı sonrasından beri bir insan hakkı olarak kabul edilir. Bunun için uluslararası antlaşmalar akdedilmiştir. Oysa, söz konusu vatandaşlık testlerine uyulmadığı gerekçesiyle vatandaşlığın kaybı halinde, bu kişinin vatansız kalması durumunda bile, bu sonucun değişmeyeceği resmen belirtiliyor.

Almanya ve Hollanda'daki testlerin, özellikle Müslüman ülkelerden gelen göçmenlere yönelik olduğu, sorulan soruların, o ülke vatandaşlığının İslam değerleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı yolundaki kuşkular üzerine bina edilmiş olmasından anlaşılıyor. Bunu, İslam ve terörizm kavramlarını bir arada değerlendirmeye yönelik, açıkça ayrımcılık ve önyargı kokan sorularda da görmek mümkün. Örneğin Baden-Württemberg İçişleri Bakanlığı'nın testinde (soru 23), New York'taki 11 Eylül 2001 saldırılarını gerçekleştiren kişilerin 'terörist' mi, yoksa birer 'özgürlük savaşçısı' mı olduğu soruluyor. Veya başka bir soruda (soru 27) Yahudilerin dünyadaki tüm kötülüklerin müsebbibi olup olmadıkları yoklanmaya çalışılıyor.
Her zaman olduğu gibi, medyanın daha fazla ilgisini çeken sorular, bu konuları bir hak olarak algılamayı da geride tutarak, her şeyi banalleştirmeye çok elverişli biçimlerde sunulan, üstsüz denize giren kadınlar, öpüşen gay çiftler, vb. karşısındaki tepkilerin ölçülmesinin magazin bakışıyla yansıtılmasından ibaret.

Bu testleri hazırlayan zihniyet, tarafların özgürce katıldığı bir sözleşme anlayışı çerçevesinde, vatandaşlık başvurusunda bulunan kişilerin soruları okuyup, 'Tamam, kabul ediyorum!' veya 'Kusura bakmayın, bu benim için çok fazla. Kabul edemeyeceğim!' türünde cevaplar vermesini mi umuyor dersiniz? Hiç sanmıyorum. Bu testlerle dillendirilmeye çalışılan tutum, belli ülkeler menşeli kişilerin vatandaşlık taleplerinin kabulü konusunda duyulan kuşku ve bu kişilere yönelik önyargıdan başka bir şey değil. Nitekim Baden-Württemberg örneğinde, bu eyalette 2004 yılında yapılan vatandaşlık başvurularının yüzde 60'ının İslam ülkelerinden gelen kişiler olduğuna, bu bağlamda dikkat çekiliyordu.

Hem Almanya hem de Hollanda, anayasalarında eşitlik hakkını kabul etmiş ülkeler. Ayrıca Hollanda, uluslararası hukuku kendi iç hukukunun üstünde bir değere sahip kabul eden bir hukuk düzenine de sahip. Almanya'da ise, uluslararası hukukun genel ilkeleri, her düzeydeki iç hukukun üzerinde ve bağlayıcı kabul ediliyor. Öyle görülüyor ki, bu uygulamalarla uluslararası bir hukuki güce sahip kabul edilen 'eşitlik hakkı', bu ülkelerin hukuk sistemlerinde kabul edilmiş kanallardan geçerek, bu ülkelerin sosyal ve siyasi hayatında etkili olmakta epey zorlanacak. Bu sonuca ne ad verildiğini söylemeye bilmem gerek var mı? Ayrımcılık.