07.10.2004 Radikal
1- Giriş 2- Siyasi kriter değerlendirmesi 3- Üyelik
perspektifinden kaynaklanan konuların değerlendirilmesi 4- Türkiye ile reform sürecinin
ilerletilmesi 5- Katılım müzakerelerinin
yürütülmesi için göstergeler 6- AB-Türkiye diyaloğunun
güçlendirilmesi 7- Sonuç ve öneriler
AB-Türkiye ilişkilerinin tarihi uzun. 1963'te Türkiye ve AET arasında, üyelik
perspektifi de içeren bir Ortaklık Anlaşması yapıldı. 1995'te Gümrük
Birliği oluşturuldu. Aralık 1999'da Helsinki'de AB Konseyi Türkiye'nin üye
adayı olmasına karar verdi. Aralık 2002'de de Kopenhag'da AB Konseyi, "Eğer
AB Konseyi Aralık 2004'te, Komisyon'un verdiği rapor ve tavsiye temelinde, Türkiye'nin
Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirdiğine karar verirse, üyelik müzakerelerine
gecikmeksizin başlayacaktır" sonucuna vardı.
Varılan bu sonuç, Haziran 2004'te Brüksel'deki AB Konseyi tarafından da
tekrar teyit edildi. Tarih boyunca Türkiye Avrupa siyasetinde önemli bir faktör
olagelmiştir. Türkiye bütün diğer önemli Avrupa örgütlerinin üyesidir
ve İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa politikasının şekillenmesine
katkı konusunda önemli bir rol oynamıştır.
Bu belge, 2002'de Kopenhag'da alınan karar doğrultusunda Komisyon'un
tavsiyesini ve ek bölümünde, Türkiye hakkındaki İlerleme Raporu'nun Sonuç
Kısmı'nı içeriyor. İlerleme Raporu, Türkiye'nin son 12 ayda katılım yönünde
kaydettiği ilerlemeleri not ediyor; ayrıca Türkiye'nin, Helsinki'deki AB
Konseyi'nin 1999'daki kararından bu yana üyelik yönündeki siyasi ve ekonomik
kriterlerle ilgili attığı adımları ele alıyor. Tavsiye kararı ve karara eşlik
eden belgeler, AB Konseyi'nin alacağı ve AB'nin geleceği açısından büyük
siyasi öneme sahip karara temel oluşturacak.
Yanı sıra Komisyon, Türkiye'nin üyelik perspektifinden kaynaklı konulara
dair bir değerlendirme de hazırladı. Bu anlamda varılan sonuçlara da bu
belgede yer veriliyor.
Bu temelde üç unsurdan oluşan bir strateji sunuluyor. Birinci unsur, Türkiye'deki
reform sürecinin, özellikle Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin karşılanması bakımından
ilerletilmesi ve desteklenmesi yönünde yapılan işbirliğiyle ilgili. Bu işbirliği,
reform sürecine dair öncelikleri ve güncelleştirilmiş bir katılım öncesi
stratejiyi belirleyen, gözden geçirilmiş bir Katılım Ortaklığı temeline
dayanacak. İkinci unsur, Türkiye'yle katılım müzakerelerinin yürütülmesi
için belli koşullar içeriyor; aralıkta AB Konseyi tarafından bu yönde bir
karar alınması halinde, katılım müzakerelerine hazırlık için bir dizi ön
gösterge sunuyor. Üçüncü unsur, AB'ye üye ülkelerden ve Türkiye'den
insanları bir araya getiren güçlendirilmiş bir siyasi ve kültürel diyalog
öngörüyor. Türkiye'nin katılımı, Avrupa entegrasyonunun 50 yıllık başarılarını
taçlandıracak yumuşak bir entegrasyona imkân vermek bakımından tam anlamıyla
hazırlıklı olmayı gerektirecek. Bu, sonucu önceden garanti edilemeyecek, uçu
açık bir süreç. Müzakerelerin veya müteakip onay sürecinin sonucu bir
yana, AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler, Türkiye'nin tümüyle AB kurumlarına
bağlı kalmasını sağlamalı.
Kesintili ilerlemelerle geçen onyılların ardından, özellikle de 2002 seçimleri
sonrasında, Türkiye'de Avrupa standartlarına yaklaşmak açısından önemli
yasal ve kurumsal değişimler yaşandı. Siyasi reformlar esasen, 2001 ve
2004'teki iki büyük anayasal reformu ve meclis tarafından Şubat 2002 ve
Temmuz 2004'te kabul edilen sekiz yasa paketini içeriyor. Sivil-asker ilişkileri,
Avrupa standartları doğrultusunda değişiyor. Hukuk sisteminde, DGM'lerin
kaldırılması da dahil, önemli değişikler yapıldı. İnsan hakları
konusunda Türkiye uluslararası hukuk ve Avrupa hukukunun üstünlüğünü tanıyor;
kendisini uluslararası anlaşmalar ve kararlarla büyük oranda bağlı sayıyor.
İdam cezasının tamamen kaldırılması ve şiddet içermeyen düşüncelerini
ifade ettikleri için cezalandırılan insanların serbest bırakılması
bunlara örnek. Bazı pratik sınırlamalar hala mevcutsa da Türk vatandaşlarının
yararlandığı temel özgürlüklerin (sözgelimi ifade ve toplanma özgürlüğü)
çerçevesi hatırı sayılır ölçüde genişletildi. Sivil toplum güçlendi.
Kürt azınlığın ve diğer azınlıkların kültürel hakları tanınmaya başlandı.
Olağanüstü hal tamamen kaldırıldı; durum hâlâ zor olsa da, Güneydoğu'da
normalleşme süreci başladı. Son olarak, güçlendirilen siyasi diyalog vasıtasıyla
Türkiye'nin dış politikası bölgesel istikrara olumlu yönde katkı yapıyor.
Türkiye, siyasi reform süreci dahilinde, bilhassa Katılım Ortaklığı'nda
belirlenmiş önceliklerle uyum bakımından ileri boyutta anayasal ve yasal değişiklikler
gerçekleştirdi ve önemli ilerleme kaydetti. Ancak Dernekler Kanunu, yeni Ceza
Kanunu ve İstinaf Mahkemeleri henüz hayata geçirilemedi. Dahası, adli kolluk
kuvveti kurulması ve cezaların infazı ve düzenlenmesiyle ilgili yasaları içeren
Ceza Muhakemeleri Kanunu'na dair karar hala kabul edilmeyi bekliyor.
Türkiye bu reformların düzgün biçimde uygulanmasını sağlamak yönünde güçlü
çabalar göstermekte. Buna karşın uygulamanın daha tutarlı ve yaygın hale
getirilmesi gerekiyor. Bu gereklilik özellikle işkence ve kötü muameleyle mücadelede
sıfır tolerans siyaseti, ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, kadın
hakları, sendikal haklar ve azınlık haklarıyla ilgili düzenlemelerin güçlendirilmesi
ve uygulanması açısından kendisini göstermekte.
Bütün bir reform sürecini ve Türkiye'nin yukarıda bahsedilen önemli yasal
değişiklikleri gerçekleştirmesini göz önüne alan Komisyon, Türkiye'nin
siyasi kriterleri yeterince karşıladığını düşünüyor ve katılım müzakerelerinin
başlatılmasını tavsiye ediyor.
Reform sürecinin geri döndürülemezliğinin, reformların özellikle temel özgürlüklerle
ilgili olarak hayata geçirildiğinin teyidi, uzun bir süreyi gerektirecek.
Dahası, siyasi kriterlere dair müktesebat, özellikle Avrupa Anayasası'nın
bir sonucu olarak gelişmekte. Türkiye bu gelişimi yakından takip etmeli.
Türkiye Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki çabalara destek verdi ve
vermeye de devam ediyor; BM Genel Sekreteri'nin barış planında sunulan çözümü
benimsedi. Avrupa Birliği Konseyi Haziran 2004'te Türkiye'yi AB ve 25 üyesi
adına Komisyon'la Ankara Antlaşması'nın yeni üye ülkelerin katılımını
da göz önünde bulundurarak uyarlanmasına ilişkin görüşmeleri sonuçlandırmaya
çağırdı. Komisyon bu amaçla Temmuz 2004'te sunduğu gerekli değişiklikleri
içeren taslak protokol konusunda Türkiye'den olumlu bir yanıt bekliyor. Yanı
sıra, katılım müzakerelerinin, bütün AB üyesi ülkeleri kapsayan bir Hükümetlerarası
Konferans çerçevesinde yürütüleceği vurgulanmalı.
İlerleme Raporu'nun vardığı sonuçların, yanı sıra Türkiye'nin üyeliğin
diğer kriterlerini karşılamak hususunda kat ettiği ilerlemelerin tam dökümü,
Ek: Türkiye Hakkındaki İlerleme Raporunun Sonuç Kısmı'nda (yan sayfada)
bulunabilir.
Türkiye'nin katılımı, hem AB hem de Türkiye için zorlu olacak; fakat iyi yürütüldüğü
takdirde, her iki taraf için de önemli fırsatlar sunacak. Türkiye'nin üyelik
perspektifinden kaynaklanan konular hesaba katıldığında, katılım için
gerekli hazırlıkların önümüzdeki 10 yılda tamamlanacağı görülüyor.
AB bu süreç boyunca gelişim gösterecek ve Türkiye'nin daha radikal şekilde
değişmesi gerekecek. Müktesebat daha ileri boyutta gelişecek ve 27 veya daha
fazla üyeli AB'nin ihtiyaçlarına cevap verecek. Bu gelişim, Türkiye'nin katılımına
dair zorlukları ve fırsatları da önceden ortaya koyabilir.
Komisyon, AB'nin mevcut politikaları ve bilgisi temelinde, gelecek yıllardaki
daha kapsamlı sonuçlar ve analizler bakımından aşağıdaki ana konuları
tespit etmiştir:
Nüfusu, büyüklüğü, coğrafi konumu, ekonomik, güvenlik ve askeri
potansiyelinin bir arada yapacağı etkilerden dolayı Türkiye'nin katılımı
geçmişteki genişlemelerden farklı olacak. Bu etkenler Türkiye'ye bölgesel
ve uluslararası istikrara katkıda bulunma yeteneği kazandırmakta. Katılım
ihtimali, Türkiye ile komşuları arasındaki ikili ilişkilerin, AB'nin kuruluş
ilkeleriyle uyumlu biçimde geliştirilmesine vesile olmalı. Bu bölgelere yönelik
AB politikalarına dair beklentiler de, Türkiye'nin komşularıyla mevcut
siyasi ve ekonomik bağları hesaba katıldığında, büyüyecek. Bu da bizzat
AB'nin, geleneksel olarak istikrarsızlık ve gerilimlerle karakterize edilen bölgelerde
(mesela Ortadoğu ve Kafkaslar) orta vadede güçlü bir dış politika aktörü
haline gelme göreviyle nasıl başa çıkacağına bağlı olacak.
Türkiye halihazırda, mentalitelerin hızlı gelişimini de içeren radikal bir
değişim sürecinden geçiyor. Mevcut dönüşüm sürecinin devamı herkesin
çıkarına. Türkiye çoğunluğu Müslüman olan nüfusunun özgürlük,
demokrasi, insan haklarına saygı ve temel özgürlükler, yanı sıra hukukun
üstünlüğünü kucaklamasıyla önemli bir model ülke olacak.
Türkiye'nin AB'ye katılımının ekonomik etkileri olumlu olacak, fakat bu
olumluluk, Türk ekonomisinin ortalama hacmine ve katılım öncesinde zaten var
olan ekonomik entegrasyona bağlı olarak, nispeten sınırlı kalacak. Bu büyük
ölçüde Türkiye'nin gelecekteki ekonomik ilerlemelerine bağlı olacak. Katılım
müzakerelerinin başlatılması, Türkiye'nin makroekonomik istikrarını sağlama
ve yatırım, büyüme ve sosyal kalkınmayı ilerletme yönünde gösterdiği
çabalara yardım edecek.
Alt orta düzey gelire sahip bir ülke olarak Türkiye'nin katılımı, genişlemiş
Avrupa dahilindeki bölgesel ekonomik farklılıkları, en son genişlemedekine
benzer bir tarzda artıracak ve uyum politikasına yönelik büyük bir zorluğu
gündeme getirecek. Türkiye yapısal fonlar ve uyum fonlarından uzunca bir süre
önemli miktarda destek almaya hak kazanacak. Halihazırda yapısal fon desteğinden
yararlanan üye ülkelerdeki bazı bölgeler, mevcut kurallar temelinde bu
haklarını yitirebilir.
Türkiye'nin iç piyasaya entegrasyonu yararlı olacak. Ne var ki bu, sadece gümrük
birliği çerçevesindeki mevcut yükümlülüklerin yerine getirilmesini değil,
aynı zamanda ticari denetimin ve düzenleyici çerçevelerin güçlendirilmesi,
yolsuzlukla mücadelenin artırılması ve adalet kurumlarının işleyişinin
önemli ölçüde geliştirilmesi gibi daha koşut reformların yapılmasına bağlı.
Türkler, bugünkü AB sınırları dahilinde 3 milyonun üzerindeki nüfuslarıyla
yasal olarak ikamet eden en büyük uyruk. Araştırmalar, Türkiye'nin katılımını
takip etmesi beklenen göç hareketlerine dair çok çeşitli tahminler ortaya
koymakta. AB emek piyasasının ciddi zararlar görmesini engellemek için uzun
geçiş dönemleri ve kalıcı bir koruma şartı düşünülebilir. Bununla
birlikte Türkiye'nin nüfus dinamikleri, yaşlanan AB toplumlarının
dengelenmesine katkıda bulunabilir. Bu bağlamda AB'nin, gelecek 10 yıl içinde
Türkiye'de eğitim ve öğrenime yönelik reformlar ve yatırımlar yapmakta büyük
çıkarı var.
Tarım Türkiye'deki en önemli ekonomik ve toplumsal kesimlerden biri ve özel
dikkat gösterilmesi gerekecek. Ortak tarım politikası içinde başarıyla yer
alabilmesi için Türkiye'nin mümkün olan en uygun koşulları yaratacak kırsal
kalkınma çabalarını sürdürmesi ve idari kapasitesini güncelleştirmesi
gerekecek. Bir dizi tarımsal kesimi daha rekabetçi kılarak Türk çiftçilerinin
önemli gelir kayıplarına uğramasını önlemek için Türkiye'nin uzun bir
zamana ihtiyacı olacaktır. Mevcut politikalar uyarınca Türkiye, önemli
miktarda desteğe hak kazanacak. Veterinerlik alanında, hayvanların sağlık
durumunun iyileştirilmesi ve katılım sonrası ortaya çıkabilecek ciddi
sorunların önüne geçmek için doğu sınırlarının denetlenmesi bakımından
büyük çabaların harcanması gerekecek.
Türkiye'nin katılımı, AB'nin enerji kaynaklarına daha kolay ulaşmasını
sağlayacak. Su kaynaklarının ve buna bağlı altyapının idaresi, muhtemelen
AB'nin yeni bir politika geliştirmesini gerektirecek. Söz konusu kaynakların
doğurduğu önemli sınır ötesi etkilerden dolayı, Türkiye'nin çevre, ulaştırma,
enerji ve tüketici koruma alanlarında AB politikalarını iyi uygulamasının,
bütün AB vatandaşları için yabana atılmayacak olumlu etkileri olacak.
AB'nin yeni uzun sınırlarının idaresi de bir başka önemli siyasi zorluk teşkil
edecek ve hatırı sayılır yatırım gerektirecek. Göçün ve ilticanın
denetlenmesi, yanı sıra örgütlü suç, terörizm, yasadışı göç
ticareti, uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla mücadele, hem katılım öncesinde
hem de sonrasında yakın işbirliği vasıtasıyla yürütülecek.
Türkiye'nin AB üyeliğinin bütçeye yapacağı etkiyi tümüyle değerlendirmek,
ancak Türkiye ile mali müzakerelerin parametrelerinin, 2014 sonrası mali
perspektifler bağlamında tanımlanmasıyla değerlendirilebilir. Türkiye'ye
transferlerin doğası ve miktarı, AB'nin politikaları ve Türkiye ile müzakerelerde
uzlaşılacak özel düzenlemeler, yanı sıra o dönemde belirlenen bütçe
tahminleri, bilhassa toplam bütçe hacmi gibi bir dizi değişken etkene bağlı
olacak. Bununla birlikte mevcut politikalar temelinde bütçe üzerinde doğuracağı
etkilerin büyük olacağı açık.
Türkiye'nin katılımı AB kurumları açısından da hatırı sayılır
etkiler yapacak. Avrupa Anayasası'nın getirdiği esaslar göz önüne alındığında,
üye ülkelerin, özellikle de orta boyutlu ve büyük ülkelerin Avrupa
Parlamentosu'ndaki sandalye sayıları önemli değişikliklere uğrayacak. Türkiye
Konsey'de nüfusuyla orantılı olarak önemli söz hakkına sahip olacak ve bu
durum, Konsey'in oylama sistemine de yansıyacak. Komisyon'un üye sayısının
2014'ten itibaren azaltılması planı göz önüne alındığında, Komisyon üzerindeki
etki daha az önem taşıyacak.
Reformların uygulanması, sürecin titizlikle takibini gerektiriyor. Özellikle
işkenceye sıfır tolerans politikası, devam eden işkence vakalarının
ortadan kaldırılması için Türk devletinin bütün kademelerinde kararlı
bir çaba üzerinden uygulanmalı. Sivil toplumun daha da geliştirilmesi önemli.
Siyasi reformun istikrar kazanması ve yaygınlaştırılması, aynı zamanda Güneydoğu'daki
durumun normalleştirilmesi ve iyileştirilmesini gerektiriyor; sözgelimi sosyo-ekonomik
durumu düzeltecek, yerlerinden edilmiş insanların geri dönüşünü sağlayacak
ve Kürt azınlıkla diğer azınlıkların hak ve özgürlüklerden tam olarak
yararlanmasına imkân verecek önlemler alınmalı. Gayrimüslim dini
cemaatlere ve sendikal haklara mahsus sorunlarla ilgili daha ileri adımlar atılması
gerekmekte.
AB, siyasi reform sürecinin devamlılığını ve geri döndürülemezliğini
garanti altına almak için siyasi reformların gidişatını, Katılım Ortaklığı'nda
reform sürecine dair belirlenen öncelikler temelinde, yakından takip etmeyi sürdürmeli.
Komisyon, İlerleme Raporu'ndaki analizleri takiben, Katılım Ortaklığı'nın
2005 baharında gözden geçirilmesini önerir. Bu temelde, siyasi reformların
sağlamlaştırılması ve yaygınlaştırılmasıyla ilgili 2005 sonundan başlayarak
her yıl genel bir gözden geçirme yapılacak. Komisyon bu amaçla ilk raporunu
Aralık 2005'te Avrupa Konseyi'ne sunacak. Reformların gidişatı, müzakerelerdeki
ilerlemeyi de belirleyecek.
Komisyon, Avrupa Birliği Anlaşması ve Avrupa Anayasası uyarınca, özgürlük,
demokrasi, insan haklarına saygı ve temel özgürlükler gibi AB'nin kurucu
ilkelerine yönelik ciddi ve sürekli ihlal durumunda, müzakerelerin askıya alınmasını
tavsiye eder. Konsey bu tür bir tavsiye hakkındaki kararını salt çoğunlukla
alabilir.
Güçlendirilmiş siyasi diyalog ve düzenli izleme, katılım müzakerelerinin
açılmasından sonra da devam etmeli. Bu süreç, geçmişte olduğu gibi,
Komisyon'un sağladığı destekle el ele ilerleyecek. Ekonomik alandaki diyaloğun
da, müktesebata ve AB dahilinde uygulanan ekonomik politika koordinasyonu yöntemlerine
açık bir atıfla takip edilmesi gerekecektir.
AB son yıllarda geliştirdiği, kardeş şehirler ve TAIEX gibi araçlar
temelinde, Türkiye'nin gerekli yasal ve gerçek ilerlemeleri sağlaması için
verdiği desteği sürdürmeli. İlerleme Raporu ve Türkiye'nin öngörülen
katılımıyla ortaya çıkan konuların değerlendirilmesi temelinde gözden geçirilecek
Katılım Ortaklığı'nda vurgulanan önceliklere odaklanmak açısından, Türkiye
için belirlenen katılım öncesi stratejisi güncelleştirilmeli. Güneydoğu'daki
sosyoekonomik kalkınmanın üstesinden gelmek için somut inisiyatifler geliştirilmeli,
bu amaçla birlik yardımının önemli bir kısmı Türkiye için seferber
edilmeli.
AB'nin Türkiye'nin hazırlıklarına yönelik mali ve teknik desteği 2006'ya
dek, Konsey'in Türkiye için Aralık 2001'de kabul ettiği katılım öncesi
kurumlar üzerinden verilecek. Komisyon Konsey'e, Türkiye'nin 2007'den sonra
yararlanacağı yeni bir katılım öncesi kurum oluşturulmasını önerir; bu
kurum Phare, ISPA ve SAFARD gibi katılım öncesi kurumlar üzerine bina
edilecek. Komisyon, bir sonraki mali perspektif bağlamında, Türkiye'ye aktarılacak
yardım miktarlarının artırılmasını da önerir.
Yukarıda özetlenen değerlendirmeden, hem AB'nin hem de Türkiye'nin, Türkiye'nin
AB'ye yumuşak entegrasyonunu sağlayacak koşulları yaratmak için önemli
miktarda zamana ihtiyaç duyacağı açıkça anlaşılıyor. Söz konusu süre,
sadece birliğin uyum ve etkinliğini korumakla kalmayacak, aynı zamanda Türkiye'yi
kalkınma düzeyine uygun olmayabilecek politikaları uygulamak zorunda
kalmaktan koruyacak.
Katılım müzakereleri, kararların oybirliği ile alınması gereken bir Hükümetlerarası
Konferans çerçevesinde yürütülecek. Müzakereler için öngörülen çerçevenin,
Türkiye'nin katılımına bağlı belli zorlukları yansıtması gerekecek. Müzakerelerin
yürütülmesine dair kesin parametreler, müzakerelerin açılmasına dair
karar alındıktan sonra, aşağıda belirtilen kapsamlı göstergeler üzerinden
ayrıntılı biçimde belirlenecek.
Katılım müzakerelerinin resmen başlamasından hemen sonra Komisyon, müktesebatın
açıklanması ve müzakereler sırasında doğabilecek sorunlara dair ön göstergelerin
elde edilmesi için, müktesebata yönelik, tarama adı verilen kapsamlı bir
deneme süreci oluşturacak. Müzakereler karmaşık olacak ve bir yandan Türkiye'nin
müktesebatı uygulamak konusunda karşılaştığı zorlukları, diğer yandan
da Türkiye'nin AB'ye uyumlu entegrasyonu için gereken koşulları yansıtacak.
Ortak tarım ve uyum politikalarının Türkiye'deki uygulanışı buna
verilebilecek iki örnek. Bir üçüncü örnek de şahısların serbest dolaşımıyla
ilgili kurallar. Daha önceki genişleme dalgalarında olduğu gibi, muhtemelen
önemli ve spesifik düzenlemeler yapılması, bazı alanlarda uzun geçiş dönemleri
belirlenmesi gerekecek. Şahısların serbest dolaşımı konusunda kalıcı
denetim düzenlemeleri düşünülebilir. Komisyon bu konularla ilgili somut bir
yaklaşım sunmadan önce analizlerini müzakerelerin gidişatına göre gözden
geçirecek.
Üyelik müzakerelerinin konusu, her biri belli bir politika alanını kapsayan,
bir dizi kısma bölünecek. Komisyon, Türkiye'nin yeterince hazır olduğuna
kanaat getirdiğinde, Konsey'e bu kısımların her biri için müzakerelere başlamasını
tavsiye edecek. Ekonomik boyutu olan belli kısımlar açısından, işleyen bir
piyasa ekonomisinin varlığı, müzakerelerin açılması için önkoşul sayılacak.
Her bir kısmın geçici olarak kapatılabilmesi ve açılabilmesi için gerekli
dayanak noktalarının, her bir kısım için müzakerenin başlamasından önce
tanımlanması gerekecek. Bu dayanak noktaları, yasal uyuma ve uygulamadaki
tatmin edici ilerlemeye bağlı olabilir. Buna ek olarak, Katılım Ortaklığı'ndan
ve Gümrük Birliği'nden kaynaklanan mevcut yasal yükümlülükler (bilhassa
da müktesebatla ilişkili olanları), ilgili kısma yönelik müzakerelerin başlamasından
önce yerine getirilmeli.
Müzakerelerdeki ilerleme, sadece Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasına
dayanmayacak. AB'nin de kendisini hazırlaması gerekecek, zira AB Konseyi'nin
de 1993'te belirttiği gibi, birliğin bir yandan Avrupa'nın entegrasyonunu sürdürürken
yeni üyeleri sindirme kapasitesi, hem birlik hem de aday ülkelerin genel çıkarları
bakımından göz önüne alınması gereken bir başka önemli husus. Türkiye'nin
katılımıyla ilgili sunulan analiz, iç piyasa ile ilgili politikalar bakımından
geniş ayarlamalar yapılmasına gerek olmayacağını vurgulamakta. Müzakereler,
her zaman olduğu gibi, mevcut müktesebat üzerinden yürüyecek. Ne var ki Türkiye'nin
katılımından önce müktesebata uyarlanması gereken belli noktalar
kalabilir. Her durumda AB'nin, belli müzakere kısımlarının mali etkilerinin
karşılanabilmesi için 2014 sonrası döneme yönelik mali perspektifini
yeniden tanımlaması gerekecek. Türkiye'nin kendine özgü koşullarını yansıtan
ayarlamalar gerekebilir. Sonuç olarak AB, Türkiye'nin üyelik perspektifinden
kaynaklanan, sınırlar ve dış politika gibi konulara dair değerlendirmede
belirtilen kritik alanlardaki politikalarını sağlamlaştırmak durumunda
kalacak.
Türkiye'nin bütün müzakere sürecini başarıyla tamamlayabilmesi, esasen süregiden
reformları kararlılıkla uyguladığını göstermesine bağlı. Müzakerelerin
yürütülmesi ve katılım ihtimali, Türkiye'de daha ileri siyasi, sosyal, kültürel
ve ekonomik reformlar yapılmasına katkıda bulunmalı. Nihai sonuç, Avrupa
Parlamentosu'nun, AB üyesi ülkelerin ve Türkiye'nin onay ve desteğine ihtiyaç
duyacak.
AB-Türkiye ilişkileriyle ilgili bir dizi konuda diyaloğun güçlendirilmesi
gereği açıkça ortada. AB için henüz aciliyet taşımayan çeşitli
sorulara yanıt bulunması gerekmekte. Üye ülkelerle Türkiye'nin halklarını
bir araya getirecek araçlar yaratılmalı ve bu çerçevede endişeler ve yargılar
dürüst ve açık bir biçimde tartışılabilmeli. Bu kültürel, dinsel farklılıklar,
göçle ilgili konular, azınlık haklarına dair kaygılar ve terörizmle
ilgili diyaloğu da içermekte. Sivil toplum, AB tarafından hayata geçirilmesi
gereken bu diyalogda en önemli rolü üstlenmeli. Komisyon, gelecekte böyle
bir diyaloğun nasıl destekleneceğine dair öneriler sunacak.
Yukarıdakilerin ışığında Komisyon'un vardığı sonuçlar ve önerileri şöyle:
1) Türkiye, Katılım Ortaklığı belgesinde belirlenen önceliklerle uyumlu
olarak son birkaç yıl içinde zorlu anayasal ve yasal değişiklikleri gerçekleştirerek
siyasi reform sürecinde büyük bir ilerleme sağladı. Buna rağmen, Dernekler
Kanunu, yeni Türk Ceza Kanunu ve Temyiz Mahkemeleri'ne ilişkin yasalar henüz
yürürlükte değil. Ayrıca, Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu, adli kolluk
kuvveti teşkilatı kurulmasına ilişkin kanun ve Ceza İnfaz Yasası hâlâ
kabul edilmeyi bekliyor.
2) Türkiye bu reformların hayata geçirilmesi için büyük çabalar
harcamakta. Buna rağmen, uygulama daha da ileri götürülmeli ve genişletilmeli.
Bu çaba özellikle, işkenceyle ve kötü muameleyle mücadelede uygulanan 'sıfır
tolerans' yaklaşımıyla ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, kadın
hakları, sendika hakları ve azınlık haklarının uygulanmasına yönelik hükümlerin
hayata geçirilmesinde sürdürülmeli.
3) Reformların uygulanması alanındaki genel görünüş ve Türkiye'nin 1.
paragrafta dikkat çekilen çarpıcı yasal değişiklikleri dikkate alındığında
Komisyon, Türkiye'nin gerekli siyasi kriterleri yerine getirdiğini düşünerek
üyelik müzakerelerinin başlatılmasını önerir. Reform sürecinin geri dönülmezliği,
bu sürecin özellikle temel özgürlükler alanında uygulanmasının, uzun bir
süreçte teyit edilmesi gerekmektedir.
4) Bu aşamada üç sacayağından oluşan bir strateji izlenecek. Birincisi, özellikle
Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin uygulanmaya devam edilmesini sağlamak amacıyla
Türkiye'deki reform sürecinin desteklenmesi için işbirliğinin sürdürülmesi
olacak. Reform sürecinin geri dönülmezliğini ve sürdürülebilirliğini
garanti altına almak için AB, siyasi reformları yakından izlemeye devam
etmeli. Bu, Katılım Ortaklığı belgesi yeniden gözden geçirilerek ve
gelecekte yapılacak reformlara ilişkin öncelikler belirlenerek yapılacak.
Siyasi reform süreci, 2005 yılı sonundan başlamak üzere her yıl düzenli
olarak gözden geçirilecek. Bu çerçevede, Komisyon ilk raporunu Aralık
2005'te Avrupa Konseyi'ne sunacak. Reformların hızı, müzakerelerdeki
ilerlemeyi belirleyecek.
5) Komisyon, birliğin temellerini oluşturan özgürlük, demokrasi, insan
hakları ile temel hak ve özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin sürekli
ve ciddi şekilde ihlal edilmesi halinde, AB Anlaşması ve Avrupa Anayasası çerçevesinde
üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını tavsiye edecek. Konsey böylesi
bir tavsiye karşısında salt çoğunlukla karar alacak.
6) İkinci sac ayağı, Türkiye ile yapılacak üyelik müzakerelerine nasıl
yaklaşılacağıyla ilgili. Üyelik müzakereleri, kararların oybirliğine
dayalı olarak alındığı Hükümetlerararası Konferans çerçevesinde gerçekleştirilecek.
Müzakereler karmaşık olacak. Müzakerelerin her maddesi için Konsey,
maddenin geçici olarak kapatılması ve gerekli olduğu hallerde açılması için,
yasal düzenleme ve müktesebatın uygulanmasına ilişkin değerlendirmeleri de
kapsayacak şekilde dayanak noktaları koymalı. İlgili maddelerin görüşülmeye
başlanması öncesinde, müktesebata uyum için gerekli olan yasal yükümlülükler
tamamen yerine getirilmeli. Uzun geçiş dönemlerine ihtiyaç duyulabilir. Buna
ek olarak, yapısal politikalar ve tarım gibi alanlarda belirli ayarlamalara
ihtiyaç duyulabilir ve işgücünün serbest dolaşımı için ise kalıcı
tedbirler düşünülebilir. Türkiye'nin üyeliğinin mali ve yapısal etkisi
önemli olacak. AB, müzakereler tamamlanmadan önce 2014 yılı için mali
perspektifini tanımlamak zorunda kalacak.
7) Üçüncü sacayağı ise, AB üyesi ülkeler ile Türkiye halklarını bir
araya getirmek için güçlendirilmiş siyasi ve kültürel diyalog geliştirilmesine
dayanmakta. Bu diyalogda sivil toplum en önemli rolü üstlenmeli ve bunun düzenlemesi
de AB tarafından yapılmalı. Komisyon bu diyaloğun nasıl desteklenmesi
gerektiğine ilişkin teklifler sunacak.
8) Komisyon, müzakere sürecinin Türkiye'deki reformların yönlendirilmesinde
hayati önem taşıdığı konusunda ikna oldu. Doğası gereği bu süreç,
sonucu daha önceden tahmin edilemeyecek açık uçlu bir süreç. Müzakerelerin
ve onay sürecinin sonuçlarına bakılmaksızın, AB ile Türkiye arasındaki
ilişkilerin, Türkiye'nin Avrupa değerlerine bağlı kalmasını garanti edeceğinden
emin olunmalı. Türkiye'nin üyeliği, 50 yıllık Avrupa entegrasyonu sürecinde
elde edilen kazanımlarla sorunsuz uyum için tamamen hazırlanma gerektirmekte.