ÖMER LAÇİNER’E CEVAP:
‘Adın ne mülayim, sert olsan ne yazar?’

Nuray Mert
14.01.2006 BİRGÜN

Birgün gazetesinde 17 Aralık 2005 tarihli yazımda, AB-Türkiye ilişkileri konusunda merkezin solunda yer alan tavır konusundaki görüşlerimi, Ömer Laçiner’in ‘AB ve Sosyalist Sol’ (Birikim) başlıklı yazısını vesile ederek ifade etmek istemiştim. Laçiner’in, Birikim’in Ocak ayı sayısında yazıma verdiği cevabı büyük bir üzüntüyle okudum. Ömer Laçiner gibi, saygın bir ismin tartışmayı döktüğü mecra ve düzeyi son derece kaygı verici buldum.

Öncelikle, kim kendine nasıl bir üslubu yakıştırıyor olursa olsun, hiç bir şeyin, beni, bu ve başka bir konuda tartışmadan uzak durma konusunda durduramayacağını belirtmek isterim. Sorduğum sorulara, yönelttiğim eleştirilere, efendice cevap verilmesi ve tartışmanın bu mecrada gelişmesi mümkün ve benim amacım da bu. Nitekim, Laçiner’in öfkesine yenik düşmemiş olsa, bana verilecek, zihin açıcı cevapları olduğundan emindim, ancak bu noktadan sonra, kendisi ile AB veya başka bir konuda ciddi siyasi bir tartışmaya girmenin imkânsız olduğunu görüyorum.

Birgün gazetesini şahsi polemik zemini haline getirmek istemezdim, sol siyasetlere ilişkin konuları tartışmanı n en uygun alanının burası olacağını düşündüğüm için ard arda iki yazı yazmıştım. Nitekim, ikinci yazımda doğrudan tartışma konusu ettiğim hiç bir şahıs veya yazısı yer almıyordu. İmkânlar dahilinde, burada bu tartışmalara devam etmek isterim. Ancak, mademki, birinci yazımdan dolayı, şahsıma yöneltilmiş bir takım itiraz ve hakaretler söz konusu, bunlara ilişkin bir kaç şey söylemek durumundayım.

Dahası, bu olay, benim yazım, ona verilen cevapla sınırlı bir olay değil. Türkiye’de, siyasi-düşünsel tartışmalar sıklıkla, şahsi kavgalara, kişisel meselelere dönüşüyor. Bunun, siyasi-düşünsel tartışma alanını tıkamak anlamında çok ciddi bir sorun olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan, siyasi bir tartışmanın çekildiği zemini, açıklıkla sergilemek ve bu olayın kendisini bir düşünce sorunu olarak tartışmak istiyorum. Türkiye’de düşünce özgürlüğü, demokrasi mücadelesi verenlerden birçoğunun, kendi düşünceleri eleştirildiğinde ne kadar tahammülsüz ve üslupsuz olduklarına, bir çok vesile ile tanık olduk. İşin tarihçesine girip, örnekler vererek, yeni polemik ve kavgalar başlatmak istemiyorum. O nedenle, sadece bana verilen cevabı irdeleyerek işin vehametini dikkatinize sunmak istiyorum.

Laçiner, öncelikle, Birgün’de yayınlanan yazımın, bir nevi ısmarlama yazı olduğuna işaret etmiş. Ona göre, Birgün gazetesi, kendisine yöneltilen eleştirilere ‘başka bir gazetenin köşe yazarı’ ile cevap vermiş oluyormuş. Takdir edersiniz ki, böyle bir şey söz konusu değil. Ben başka bir gazetenin sadece köşe yazarıyım, malı mülkü değil, gazetem dışında birçok yerde yazı yazıyorum, bunlar arasında, Birikim’de vardı. Birikim’de yazı yazmam nasıl bir ortamda gerçekleşti ise, Birgün’de yazı yazmam da aynı şartlarda gelişti. Dahası, Birgün’de benim görüşlerime katılandan çok, katılmayan görüşler olduğunu düşünüyorum, bu ne benim burada yazı yazmamı, ne de onların yazımı yayınlamasını engelleyecek bir durum değil, olmaması da gayet tabi.

Gelelim, benim ‘sosyalist sol’a ilişkin düşünce ileri sürmeye yetkin olup olmadığım itirazına. Hayatımda, bu kadar tuhaf bir itirazla karşılaşmadığımı itiraf etmek zorundayım. Birincisi, sosyalist sol veya başka bir siyasal tavır konusunda fikir yürütmek için, o mensubiyette olmak gerekmiyor, bu herkesin teslim edeceği bir gerçek olsa gerekir. İkincisi, söylediklerimin, ‘sosyalist sol’ sıfatı taşımayan, taşımaması da normal olan birinin söyleyebileceği yüzeysel tespitler’ olduğu ifadesi, başlıbaşına sorunlu bir itiraz. Bir kere, ‘Sosyalist sol’ Laçiner’in tescilli markası değil. Sonra, sosyalist sol sıfatı taşımamam neden ‘normal’? ‘Bu şahıs zaten kendini sosyalist olarak tanımlamıyor’ denebilir, ‘öyle tanımlı yor ama söyledikleri tutmuyor’ denebilir, ama bu sıfatı taşımaması ‘normal’ lafı ne demeye geliyor, anlamak mümkün değil. Son olarak, sosyalist sol sıfatı taşımayanların tüm söyledikleri neden ‘yüzeysel tespitler’, ‘üzerinde durulmaya değmez laflar’ olsun?

Hemen ardından, Laçiner ‘Mert’in siyaseten ve düşünsel olarak durduğu yerden, Birikim’de yapılanları kavramasını bekleyemeyiz’ demiş. Bu kez sondan başlayalım; siyaseten başka yerde duranlar Birikim’de yapılanları kavrayamaz mı? Birikim’de Kabala öğretisi mi tartışılıyor da dışında duranlar kavrama alanının dışında kalıyor. Birikim’de yazılan çizileni benim kavramam söz konusu değil ise, kimin kavraması söz konusu, dergi okuyucusunu özel sınavla mı seçiyor? Gelelim yine, benim ‘siyaseten durduğum yer’ meselesine.

Neymiş benim ‘siyaseten durduğum yer’? Benim ne konuda ne düşündüğüm gizli saklı değil, yazdıkları m, yaptıklarım ortada. Laçiner katılır katılmaz o ayrı şey, ama bu kadar net ve kestirilip atılacak, kamuoyuna işaret edilecek duruştan kastettiği nedir? Söylenemeyip, imalara yüklenen ‘müslüman’ olmam mı? Bu da bir itiraz olabilir. ‘Kendini müslüman diye tanımlayan birinin görüşleri, şu veya bu şekilde zaten sorunludur’ diye düşünülebilir, bu kendi içinde sonuna kadar haklı bir gerekçe olabilir. Ama, sadece açıkça söylenmesi koşulu ile. Dahası, burası İran İslam Cumhuriyeti değil, o halde, bu konu açıkça ve samimiyetle konuşulmak yerine neden imalarla geçiştirilir? Acaba, şöyle olabilir mi, hem solda müslümanlara karşı tepki gösterenlere mesafeli durulup, sonuna kadar demokratlık, geniş görüşlülük taslanacak, hem de yeri geldiğinde aba altından sopa gösterilecek. Gerekçe bu olabilir mi?

AB’YE İLİŞKİN İTİRAZLARIM
Yine, AB’ye ilişkin itirazlarımı neden ‘sağdaki AB taraftarlarına anlatıp, onları bu tutumlarından caydırmaya uğraşmalıyım? Bir kere, kimseyi AB taraftarlığından caydırmaya falan çalışmıyorum, benim sorunum tam da bu, işin futbol takımı ‘taraftarlığı’na dönmüş olması.

Diğer taraftan, ben, sağ siyaset yelpazesinde AB taraftarlığı yapanların kendi içlerinde daha tutarlı olduklarını düşünüyorum. Bırakın liberal sağı, milliyetçi sağ bile bu konuda AB fikrine yakın düşebilir, zira, onların temel meselesi, nihayetinde Türkiye’nin ‘zenginler kulübüne’ kapağı atması, dünya yansa Türkiye’nin bir kalbur samanının yanmaması, kalabalıklara neye mal olursa olsun egemen sınıfları n işlerini yürütebilmesi. Bana ne bu adamların AB taraftarlığından? AB taraftarlığı uğruna, sağcılarla, savaş çığırtkanları ile, emperyalizm borazanları ile ikide bir kol kola giren, AKP’yi bir nevi sol parti ilan eden ben değilim. Bunu yapanlar, bu nevi ittifaklara girmeden de, demokrasi ve özgürlükler mücadelesi yapmak yerine işin kolayına kaçanlar düşünsün!

Son olarak, Laçiner’in yazısının bütününe sinmiş şahsi hakaret faslına gelelim. Gelelim, çünkü, bu üslup, terbiye meselesi olmanın ötesinde, düşünce tartışmalarının önünü kesen bu kabadayı tavrı, bir çokları için, özellikle de bizleri okuyan gençler açısından kolaylıkla yıldırıcı olabilir. Bakı n, size hakaret ifadelerinden bir demet; ‘Mert, habersiz olduğu şeyin var da olmadığını sanan mutlu kişilerden biri olduğu için’, ‘cazgırca cümleler’, ‘bu ipe sapa gelmez cümleler’, ‘saçma sapan cümle’, ‘kendi idrak sığlığı’, ‘Mert’e bırakılamayacak kadar ciddi ve derinlikli’. Düzey ortada, söylenecek bir şey yok, sadece herkese tavsiyem, meydanı bu tür ucuzluklara bırakmamaları.

Diğer taraftan, üslubu, terbiye ve nezaketi bir yana bırakalım, merak ediyorum, insan düne kadar birlikte şu kadar oturup kalktığı, yiyip içtiği, siyasi tartışmalara katıldığı, Doğu Konferansı vesilesi ile seyahat ettiği birine bu kadar öfkeyi nasıl biriktirir? Bu kadar itirazı ettiği birine neden bugüne kadar tek laf etmez, içine atar? Zira farklı görüşte olmak başka, birinin bazı düşüncelerine katılmamak başka, dün tek laf etmezken bugün idraksiz, cazgır, vs. demek başka.

MADEM DOSTLUK BİTTİ
O halde, madem, dostluk hukuku sona erdi, bitirmeden ben de, bu mecrada, bir kaç laf edeyim. Laçiner, düşünce yazısı olmaktan ziyade hakaret bahanesi olarak kaleme aldığı yazısının bir yerinde, benim için, ‘olmayan haddini bilmesi gereken Mert’ demiş.

Hemen uyarayım, benim haddimi bildirmek kimsenin olmadığı gibi, onun da işi değil. Bugüne kadar, kendisine, çevresinde racon kesme alışkanlığına uygun ortam sağlayanlar olmuş olabilir, ben onlardan biri değilim.

Dahası, ‘Mert bu tartışmada kendisini ciddiye almadığıma dua etmelidir’ demiş. ‘Ciddiye almamak’ bahanesi, lafı tükenenlerin sıklıkla sığındığı bir ucuzluktur, o bir yana, buyursun dua falan etmiyorum. Ciddi veya değil, ne söylemek istiyorsa açıkça söylesin. Kısaca, kendisine ‘adın ne mülayim, sert olsan ne yazar’ demek isterim.