Ergin Yıldızoğlu
23.05.2007 Cumhuriyet
CHP-DSP liderliğinin, AB üyeliği sürecinin halen geçerli biçimine yönelik olarak da AKP'den farklı bir yaklaşım geliştirmesi gerekiyor. Var olan süreci sürdürmeye çalışmak, hem hatalı, hem de ülkedeki "havaya" e ters düşmek olacak.
Birincisi, Brüksel bürokratlarına, ülkenin içişlerine karışmalarına olanak verecek kadar inisiyatif tanıyan teslimiyeti; AB ilişkisinde, adeta yalvaran bir konuma gelmiş olmayı, AB üyeliğini bizde olmayan "iyiliklerin" kazanılması için zorunlu görmeyi kastediyorum: Ekonomik refahtan, demokratikleştirilmeye, Kürt sorununda tılsımlı çözümlere kadar bir seri "mücevher" , adeta AB kapısının öbür tarafında bizi bekliyor.
Halbuki, üye olmak için her türlü tavizi vermeye gönüllü olduğumuz "uygarlık projesi" fantezisinden başımızı kaldırıp etrafımıza bir baksak, iç çelişkileri gittikçe derinleşirken Ortadoğu'dan Afrika'ya, Orta Asya'ya kadar, Rusya, ABD ve Çin gibi büyük güçlerle rekabet içinde, kendi payını koparmaya çalışan, içindeki büyük devletlerin, ulusal egemenliklerini yeniden konsolide etmeye başladığı bir emperyalist kargaşa göreceğiz
İkincisi, yenilik sandığımız gelişmeler, hem sanıldığı kadar yeni hem de kalıcı olmayabilir. Örneğin Sarkozy ile birlikte, Fransa'nın yeni bir yola girdiğine ilişkin bir algı var. Deniz Baykal'ın, "piyasalara" güven vermeyi amaçlarken dile getirdiği, Sarkozy'nin ekonomik programına ilgi duyduğunu ima eden ifadelerinin nedeni de sanırım bu algı.
Ama süreci yakından izleyenlerin yargısı daha nüanslı. Bu bağlamda, Financial Times 'ın, AB büyük sermayesinin nabzını tutan yazarlarından Wolfgang Munchau 'nun kaygıları öğretici. Munchau, inanması zor gelebilir, ama Sarkozy'nin geçici bir olgu olduğuna inanıyor. Sarkozy, ağırlıklı olarak 60+ yaş grubunun oylarıyla seçilmiş. 70+ yaş grubu içinde oy oranı % 68, 60-69 yaş grubu içindeyse %61. Buna karşılık 18-59 yaş arası ağırlıklı olarak (%55-60) oranında Segolene Royal 'e oy vermişler. Munchau, sol siyasetin, yapısal üstünlüğünün, 1968 kuşağının emekli olmaya başlayarak, bugünkü 68 öncesinden kalma muhafazakâr emeklilerin yerini almasıyla iyice konsolide olacağına inanıyor. Munchau'ya göre, Almanya'da da benzer koşullar var; Yeşillerin ve Sol Parti'nin önemli ilerlemeler kaydettiği son Bremen seçimlerinin sonuçları da bu koşullarla ilgili. Munchau Eurointelligece sitesindeki bloğunda, The Independent 'tan Lichfield de yorumunda, Sarkozy'nin korumacılığa, ulusal onura, "yurtseverliğe" yaptığı vurguların resmi karmaşıklaştırdığından yakınıyorlardı (15-17/05).
Diğer taraftan ilk bakışta bir "blok" izlenimi veren AB, süreçten hoşnutsuz üyelerinin giderek artan didişmelerinin basıncını hissetmeye başlıyor. Tek bir para politikasının farklı ekonomik dinamiklere sahip ülkelere uymayacağını, bir ekonomik kriz anında büyük sorun yaratacağını savunmuştuk. Sanırım o gün geldi ve çattı. Avro'nun düşük faiz oranları, sürekli artan değeri, üretkenliği, rekabet gücü yüksek Almanya gibi ülkeleri çok fazla etkilemezken İspanya, Portekiz, İtalya gibi ülkelerde ekonomik dengeleri allak bullak ediyor. Örneğin, geçen dönemde düşük faizler, İspanya'da inşaat sektörünü etkileyen bir kredi köpüğü yaratırken Avro'nun değerlenmesi cari açığın hızla büyümesine yol açtı. Şimdi faizler yükselirken bu köpüğün patlayarak bir banka krizine yol açması gündeme gelirken, İspanya'nın döviz rezervleri hızla eriyen Merkez Bankası 80 ton altın sattı. Bank AIG 'nin global stratejisti Bernard Conolly 'e göre gündemde resesyon, deflasyon, iflas dalgası var. Yunanistan da adeta İspanya'nın bir kopyası ( The Daily Telegraph ,17/05/07). Almanya-Fransa gibi ülkelerle, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve İtalya gibi ülkelerin aynı ekonomik birlik içinde bulunmaya devam etmeleri giderek zorlaşıyor.
Siyasi çelişkiler de sertleşiyor. AB-Rusya ilişkileri zorlaştıkça, eski Doğu Avrupa ülkeleriyle, Rusya ile enerji işbirliği oluşturmaya çalışan Almanya ve Fransa arasındaki gerginlik artıyor. ABD bu gerginlik üzerinde oynamaya devam ediyor. Balkanlar bir başla sorun alanı. Kosova'nın geleceği AB ülkeleriyle Rusya'yı karşı karşıya getirdi, ama İspanya, İtalya, Yunanistan, Romanya ve Avusturya gibi ülkelerin Kosova'nın bağımsızlığına kuşkuyla bakıyor olması resmi daha da karmaşıklaştırıyor. Sarkozy'nin Akdeniz Projesi' yse, AB, Kuzey Afrika ülkeleri ve İsrail tarafından ilgiyle karşılandı, ama Afrika'da yeni bir komutanlık kuran ABD'nin çıkarlarıyla, çelişmesi kaçınılmaz.
Toparlarsam, AB dalgalı sulara girdi; küresel bir resesyonun getireceği fırtınadan ne biçimde çıkacağı meçhul. Üyelik sürecini bu koşulların ışığında, AB'nin ekonomik ve siyasi olarak Türkiye'ye gereksinimin giderek artacağını hesaplayarak, yeniden düşünmek gerekiyor.