|
|
28/03/2007
Radikal2Charles Grant / The Guardian
AB genişledikçe, içinde yaşayan insanlar için birliğin üzerine inşa edildiği ortak değerleri idrak etmek daha önemli hale geliyor. Bu yüzden birliğin 50. yaşgünü için düzenlenen özel zirvede yayımlanan Berlin bildirisinin Avrupa değerleri ve ilkelerini vurgulamasından memnuniyet duydum.
Rus korkusunu paylaşan
çıkmadı
AB'nin kapıları açık tutmasını ve günün birinde hazır olduklarında Batı
Balkanlarla Türkiye'yi, hatta belki Ukrayna, Beyaz Rusya ve Moldova'yı da
kucaklamasını umuyorum. Fakat genişleme, bazı sorunlar da getiriyor.
Birincisi, son gelenlerden bazılarının siyasi kültürü arzu edilen düzeyde değil.
Polonya ve Slovakya özgür ve demokratik ülkeler. Fakat bu ülkeleri yöneten
partilerdeki bazı önde gelen isimler, diğer bazı orta Avrupa ülkelerinde olduğu
gibi demokratik içgüdülerden yoksun gibi görünüyor; daha ziyade demagojik
içgüdülere sahipler. Parti çizgisine uymayan memurların görevden alınması, kilit
önemdeki devlet kurumlarına ve şirketlerine niteliksiz parti yandaşlarının
getirilmesi ve bağımsız düşünceli sivil toplum örgütlerine mali desteğin geri
çekilmesi... Bunların tümü bakanların her zaman çoğulcu sivil toplum değerlerine
rağbet etmediğinin göstergeleri. Bunun ötesinde bölgenin büyük bölümü yetersiz
adli sistemden ve ciddi boyutta yolsuzluktan mustarip. Ne var ki bu ülkelerdeki
yönetim, birliğin dışında değil de içinde kaldıkları ve birlik kurallarına tabi
oldukları müddetçe iyiye doğru gidecektir.
İkincisi şu: Birlik bugün coğrafi anlamda birbirinden uzak ve çok farklı
tarihsel deneyimlerden geçmiş ülkeleri kapsıyor. Coğrafya belli bir ölçüde
çıkarları da belirliyor. Tarihsel deneyimse ulusal çıkar algısını
şekillendiriyor. Bu yüzden de daha geniş bir birlik içinde üye ülkelerin ortak
politikalar ve yaklaşımlar sergilemesi daha zor hale gelebiliyor.
Sözgelimi füze savunma sistemine dair son tartışma, üye ülkelerin yükselen Rus
otoriterliğine ne kadar farklı tepkiler verebildiğini gösterdi. Bir Rus generali
füzelerini, ABD'nin füze savunma sistemi kurma önerisine sıcak bakan Çek
Cumhuriyeti ve Polonya'ya doğrultma tehdidinde bulunduğunda, eskiden Sovyet
tahakkümünde yaşamış olan üye ülkeler alarma geçti ve dayanışma gösterdi. Ancak
Rusya'ya uzak ülkeler bunu bir tehdit saymadı. Almanya, Çek Cumhuriyeti ve
Polonya'yla dayanışma beyanında bulunmadı, bunun yerine tartışmadan dolayı
suçladığı Washington'ın bu konuda Rusya'yla daha fazla istişarede bulunmuş
olması gerektiğini savundu.
Avrupa kıtasının bir ucundaki halklar, diğer uçtakilerden çok farklı
düşünebiliyor. Ukrayna'nın 'turuncu devrim' deneyimini, Polonya ve Baltık
ülkeleri sanki kendileri yaşamış gibi hissetti. Çok daha uzakta olan ve Kuzey
Afrika'ya daha fazla odaklanan İspanyollarınsa umurunda olmadı. Batı Avrupalılar
Bulgaristan ve Romanya'ya pek az yakınlık besliyor; Batı Avrupa hükümetlerinin
büyük bölümünün Bulgarların ve Romenlerin çalışma hakkını kısıtlamasının bir
nedeni de bu.
Çok fazla ve çok hızlı genişleme, AB'yi bir tutan 'tutkalı', yani topluluk olma
hissiyatını zayıflatabiliyor. Birlik, malların, hizmetlerin, emeğin ve
sermayenin serbest dolaşımı, Avrupa hukuku karşısında bütün vatandaşların
eşitliği ve daha zengin ülkelerden daha yoksul olanlara hatırı sayılır mali
transfer ilkeleri üzerine inşa edildi. Fakat çok sayıda Avrupalı, birliğin diğer
kesimlerindeki insanlarla pek az noktayı paylaştığını düşünürse, bazı AB
politikalarını yürütmek haliyle zorlaşır.
Bazı federalistlere göre genişleme AB'yi zayıf kurumlara sahip bir 'Anglo-Sakson'
serbest ticaret bölgesine dönüştürdü. 27 üyenin pek azının, ulusüstü kurumlar
yoluyla daha güçlü bir birlik inşasını öngören federalist amaçtan yana olduğu
doğru. Böyle düşünenler belki de Belçikalılar, Lüksemburglular, Almanlar,
İtalyanlar ve Hollandalılardan ibaret.
Fakat bugünlerde Avrupa ülkelerinin büyük bölümünün birliğe yönelik 'araçsal'
bir bakışı var. Birliği güçlü bir kararlılık gerektiren soylu bir davadan
ziyade, tek piyasa, küresel ısınmaya karşı önlemler, komşular üzerinde nüfuz
kazanmak gibi ulusal hükümetlerin tek başına ulaşamayacağı faydaları elde
etmesine yarayan bir araç olarak görüyorlar.
Pragmatik bir Britanyalı olarak, bu değişimden kısmi bir rahatlama duyuyorum.
Fakat kıtamızdaki insanların büyük kısmının benzer değerlere sahip çıktığına da
inanıyorum. İnsanlara bu olgu güzel bir şekilde anlatılabilirse, diğer Avrupa
vatandaşlarına daha fazla dayanışma hissedecekler ve AB de daha düzgün bir
biçimde işleyecek. Berlin bildirisi işte bu yüzden önemli.
Avrupa sosyal, laik ve liberal
Bence, basitçe Batılı veya evrensel değerler diye ifade edilemeyecek Avrupa
değerleri var. Bunların büyük bölümünü Amerikalılar ve dünyanın diğer
bölgelerindeki insanlar da paylaşıyor. Fakat yine de farklı olan üç alan var.
Avrupa değerleri daha sosyal; Amerikalılarsa devlet, sendika ve eşitliğe daha
kuşkulu bakıyor. Bu yüzden Berlin bildirisi dayanışmayı bir Avrupa ilkesi
mahiyetinde zikrediyor. Avrupa değerleri ayrıca daha laik ve liberal:
Amerikalılarsa idam cezası, silah kontrolü, kürtaj ve embriyon araştırmaları
gibi konularda iç tartışmalarını çözmüş değil. Nihayet, Avrupalılar küresel
yönetim sisteminde hukuka uygunluk ve güçlü uluslararası kurumlar fikrini
destekleme eğiliminde. Birçok sağcı Amerikalıysa istedikleri gibi, istedikleri
zaman hareket etme özgürlüklerinin kısıtlanmasını istemiyor. 50. yaşında AB
genişleme ve avro gibi başarılarını kutlamalı ve değerlerinden gurur duymalı.
(Londra'daki Avrupa Reform Merkezi'nin (CER) yöneticisi, 25 Mart 2007)