Gelecek arayışı
AB liderleri, Birlik'in kuruluşunun 50. yıldönümü nedeniyle Berlin'de
yayımladıkları ortak deklarasyonda genişleme dahil AB'nin geleceğini
ilgilendiren önemli konuları es geçtiler
Güven Özalp - Brüksel
26.03.2007 Milliyet
AB
üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanları, AB'nin kurucu belgesi
niteliğindeki 25 Mart 1957 tarihli Roma Anlaşması'nın 50. yıldönümünü kutlamak
için toplandıkları Berlin'de yayımladıkları ortak deklarasyonda "Avrupa
Anayasası", "genişleme" ve din gibi dikenli konuları baypas ederek Birlik'in
geleceğiyle ilgili sorunların üstesinden gelmek için gerekli siyasi iradeye
sahip oldukları izlenimini vermekte başarısız oldular.
Türkiye faktörü
Berlin Deklarasyonu'na AB Dönem Başkanı Almanya'nın Başbakanı Angela Merkel, AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans Gert
Pöttering imza attı. Her zaman olduğu gibi üyeler arasında yapılan sıkı
pazarlıkların ve gözetilen dengelerin ürünü olarak ortaya çıkan belge, özellikle
üyelik arayışı içinde olan ülkeler için hayal kırıklığı yarattı.
Genişlemeyi AB'nin gelmiş geçmiş en önemli başarısı olarak gösteren liderlerin
bu konuya somut olarak değinmemelerinde Avrupa kamuoyundaki olumsuz yaklaşımın
etkisi büyük. Her ne kadar açıkça dile getirilmekten çekinilse de genişleme
konusunun geçiştirilmesinin ana nedenlerinden birini Türkiye oluşturuyor.
Genişleme, deklarasyonda "AB refahını, dışa açıklığıyla artırmayı sürdürecek"
ifadesiyle yer aldı. Bu yüzeysel ve zoraki vurgulamanın netlik ayarını ise
Barroso'nun bir Alman gazetesine verdiği demeç yaptı. Barroso, AB'nin
sınırlarını suni olarak belirlemenin ve bunu sonsuza kadar korumanın bir anlamı
olmadığını belirterek "Avrupa'nın stratejik çıkarı, şartlar el verdiği ölçüde
büyümektir" dedi.
Belgede, din konusuna değinilmemesi de dikkat çekti. Polonya'nın bastırmasına
karşın Fransa gibi laik sisteme sahip ülkelerin ağırlığını koymasıyla dini köken
vurgusu metinde yer almadı. Ancak Vatikan ve bazı Katolik ülkeleri memnun edecek
açıklama Merkel'den geldi. Merkel yaptığı açıklamada, AB'yi oluşturan temel
değerlerin Avrupa'nın Hıristiyan ve Yahudi kökenlerine dayandığını ifade etti.
'Yenilenmiş ortak temel'
AB'nin kendisini yenilemesi gereği üzerinde de duran deklarasyonda, Nice
Anlaşması'nın yerini alacak belgenin 2009'daki AP seçimlerine kadar hazırlanması
hedefine dikkat çekildi. Bu vurgu, İngiltere'nin başını çektiği bir grup ülkenin
etkisiyle "anayasa" kelimesi kullanılmaksızın "yenilenmiş ortak temel" olarak
ifade edildi.
Suya sabuna dokunmadılar
Soldan sağa, Almanya Cumhurbaşkanı Hans-Gert Pöttering, Almanya Başbakanı Angela
Merkel ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Berlin'deki Alman Tarih
Müzesi'nde yuvarlak ifadelerle bezeli "Berlin Deklarasyonu"nu imzalıyorlar
(üstte). Almanya Başbakanı Merkel, "AB'nin 50. Yılı" anısına çıkarılan posta
pullarını gösteriyor.
ANALİZ
Orta yaş krizi AB'yi zorluyor
Avrupa Birliği'nin geçmiş 50 yılda sergilediği performans hayli başarılı ancak
asıl sorun bundan sonraki dönemde aynı seviyenin sürdürülebilmesi. 27'ye ulaşan
üye sayısıyla gerçek bir kimlik bunalımı yaşayan ve bir bakıma orta yaş krizi
geçiren AB'nin, mevcut sistemle kendisinden beklenen ilerlemeyi kaydetmesi ise
şüpheli görünüyor.
Bundan 50 yıl öncesine bakıldığında "Birlik ruhunun" egemen olduğu net bir
şekilde görülse de son yıllarda ulusal çıkarların Birlik çıkarlarının önüne
geçmesi AB'nin içinde bulunduğu sıkıntılı durumun en önemli nedenlerinden birini
oluşturuyor. AB gündeminin halktan neredeyse tamamen koptuğu, ilerlemeyi
sağlayacak siyasi iradenin varlığının sorgulandığı bir ortamda, AB'nin
üstesinden gelmesi gereken ana sorunlar ise şu şekilde sırlanabilir:
AB, genişlemiş yapının işlemesini sağlayacak yeni bir kurumsal
uzlaşıyı 2009'a kadar bulmak zorunda.
Birlik yaşlanan bir nüfusa sahip. Bunun sosyal güvenlik sisteminde krize
neden olmaması için acil reform şart.
AB, yaşlanan nüfusla birlikte ortaya çıkacak işgücü açığının kapatılması
için göçmenlere kapılarını açmak zorunda kalacak.
Globalizasyonun etkilerini yakından hisseden AB, rekabetçi gücünü tamamen
yitirmemek için daha esnek bir çalışma rejimine geçmenin baskısını hissediyor.
Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve güvenli aktarımının sağlanması da
kısa vadede halledilmesi gereken sorunlar arasında.
AB, uluslararası alanda tek sesle konuşmayı başarıp "siyasi cüce"
yakıştırmasından kurtulmanın yollarını aramak durumunda.
Genişleme ve özellikle Türkiye konusu AB açısından önemli bir sıkıntı
kaynağı olmayı sürdürecek. AB'nin Türkiye'nin üyeliğine öncelikle kendisinin
inanması sonra da halkını ikna etmesi gerekiyor. Süreçte net mesajlar verilmesi
Ankara için olduğu kadar global bir aktör olmak isteyen Brüksel için de önem
taşıyor.