100 DJ’li 35 parti Avrupa ideali için yeter mi?
Ferai Tınç
26.03.2007 Hürriyet
Avrupa Birliği 50’nci kuruluş yılını, kamuoyuna damardan iştah şurupları zerk
ederek kutluyor.
Berlin’de 35 diskotekte düzenlenen partilerde 100 DJ, Avrupa gençliğine,
unutulmaz bir hafta sonu geçirterek Avrupa idealinin keyfini yaşatmaya
çalışsalar da elli yıllık geçmişin, elli yıllık geleceğe nasıl kefil olacağı
belirsizliğini koruyor.
Dün Avrupa Birliği, sessiz film oynar gibi anayasa sözcüğünü telaffuz etmeden,
kamuoyuna önündeki en kritik adımı anlatmaya çalıştı.
Bu tuhaftı. Anayasa imzalanırken Türkiye’yi Roma’ya davet etmiş ve "geleceğimiz
ortaktır" mesajı vermiş olan Avrupa’nın 50’nci yıldönümünde, kamuoyunu
ürkütmemek içi Türkiye’yi dışarıda bırakması da tuhaftı.
Ne Avrupa idealine uydu bu tutum ne de Avrupa Birliği’nin temellerini atan
kurucularının siyasi irade ve cesaretlerine eşdeğer bir tavırdı.
* * *
AVRUPA Birliği’nden, 50’inci yıldönümünde yüzleşmesi gereken
konuları yok farz ederek, popülist bir kolaycılık, konserler, danslar ve
Komisyonun bütçesinden milyonlarca euroluk partilerle günü geçiştirmek yerine,
daha anlamlı bir kutlama beklerdim doğrusu.
Ne yazık!
Yazık çünkü 2007, Roma Antlaşması’nın imzalandığı 1957 ile siyasi irade
açısından büyük farklar sergiliyor.
Eğer bu siyasi irade Avrupa’ya geri dönmezse, Türkiye’nin üyeliği, genişlemenin
nasıl devam edeceği, Avrupa’nın kendi içindeki Hıristiyan olmayan nüfusuyla
entegrasyonu, bölgesel güç olup olmayacağı ve tabii ki bütün bunları
gerçekleştirecek kurumsal değişimi yapıp yapamayacağı sorularına olumlu yanıtlar
üretilmesi mümkün değil.
Avrupa ideali, Türkiye’yi kapı arkasına saklayarak gelecek nesillere
aktarılamaz.
40 küsur yıldan beri Türkiye ile Avrupa arasında adım adım örülen kader
birliğini sanallaştırmak mümkün değil.
Eninde sonunda birilerinin çıkıp, "yalandı" demesi gerekecek.
Bütün sözler yalandı, kararlar yalandı, anlaşmalar yalandı.
* * *
25 Mart 2007, sadece Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde değil,
Avrupa tarihinin de bir yüzleşme noktası olarak değerlendirilecek ileride.
Bunun siyasi yansımaları Avrupa’nın hiçbir idealine uymuyor.
"Biz daha önce olmadığı gibi bugün birbirimizi seviyoruz. Biz Avrupa Birliği
vatandaşları, ortak çıkarımız için birleştik" diye başlayan ve "ırkçılık ve
yabancı düşmanlığı bir daha geri dönmesin" diyen Berlin deklarasyonunu
hazırlayanlara sormak isterdim.
Türkiye’yi dışlamak, Türk korkusuna, son yıllarda gelişmekte olan ırkçılık ve
yabancı düşmanlığına prim vermek demek değil midir? Yabancı düşmanlığıyla
uzlaşmak Avrupa idealini gelecek nesillere nasıl taşıyabilir?
Türkiye ile ilişkiler, birleşme sürecinde ısrar, yükselen ırkçılığa ve yabancı
düşmanlığına karşı en doğru siyasi mücadele biçimidir.
Türkiye kadar Avrupa Birliği için de bu ilişkinin derinleşmesi halkları gerçek
Avrupa idealleri etrafında birleştirecek, barış, demokrasi ve insan hakları,
farklılıkların uyum içinde yaşamasını sağlayacak.
Yoksa yüz değil bin DJ’li partilerde her gece dans edilse de barışın ve yeni bir
dünyanın coşkusu yakalanılamaz.