FRANSIZ SOSYALİSTLERİ
THOMAS FERENCZI
Fransa'daki Sosyalist Parti'nin üç başkan adayının her biri sosyalizmin üç farklı şeklini temsil ediyor. Aynı şekilde onlar Avrupa yapılanmasının üç farklı yaklaşımının da temsilcileri. Özellikle Türkiye konusu farklılıklarını belirliyor. Türkiye AB'ye girmeli mi? Avrupa'nın bununla güçleneceğini düşünen Dominique Strauss-Kahn, "evet" diyor. Avrupa'nın bu üyelikle zayıflayacağını düşünen Laurent Fabius ise "hayır" . Müzakere sonuçlarını beklemek isteyen Ségolène Royal 'ın yanıtı ise "belki". Bu yanıtların her biri Avrupa'ya yönelik farklı bir vizyonu tarif ediyor. Strauss-Kahn, Akdeniz çevresinde oluşmuş büyük bir birliğin, ABD, Çin ve Hindistan gibi güçlere kafa tutabileceğini öne sürüyor. Fabius bunun tam tersini; Avro bölgesiyle şekillenmiş çekirdek bir Avrupa'nın dış ülkelerle bağları olmasını, yani Türkiye'ye ayrıcalıklı ortaklık verilmesini öngörüyor. Royal, Fransızlar isterse Türkiye'yi AB'ye almaya hazır ve bundan ötesi konusunda da öneride bulunmuyor. Bu farklılıklar sınırlarını sorgulayan AB'ye sunulan seçeneklerin çeşitliliğini ortaya koyuyor. Strauss-Kahn'ın görüşü Michel Rocard gibi pek çok Avrupalı yetkilinin görüşünü andırıyor; federal bir Avrupa rüyası birliğin tüm kıtaya yayılmasıyla olanaksız hale geldi. Onlara göre Avrupalılar hukukun çatısı altında geniş bir barış alanı yaratarak büyük iş başardılar, ancak bu gerçek bir siyasi ortaklık anlamına gelmiyor. Bu durumda Türkiye gibi yakın devletleri dışarda bırakmanın bir nedeni bulunmuyor. Kuşkusuz, Strauss-Kahn, Rocard'dan farklı olarak 2004'te Komisyon'a, Avrupa siyaseti projesinden vazgeçmediğini, birliğin "kuzey buzullarından güney çöllerine kadar yayılmasının" ortaklık bağlarını zayıflatacağı görüşünü iletmişti. Fabius'un korktuğu çözülme de bu. Fabius Avro bölgesindeki ülkelerle işbirliğini güçlendirerek yeni bir Avrupa fikrini başlatmayı hedefliyor. Bu ilk çemberdeki birleşme "Avro-istekli ülkelerin ortak proje çevresinde birleşmeleri ve küreselleşmede ortak bir eylem belirlemeleri" şeklinde ortaya konuyor. Diğer çemberlerin ise diğer üyeler ve çevre ülkelerden oluşması öngörülüyor. Bu anlayış geniş bir "Avrupa Devletler Örgütü" içinde "Avrupa Birleşmiş Devletleri'nin" kurulmasını öneren Belçika Başbakanı gibi en federalciler tarafından savunuluyor. Royal sosyalist projeyi ele aldığında daha sınırlı bir yaklaşımla, ilk dönemde "aday ülkelerin ölçütlere uymasına bakılması" ve diğer ülkelerle de "stratejik ortaklık" öngörüyor. Tutumlar birbirinden uzak değil. Özellikle zaman konusunda farklılık gösteriyorlar. Strauss-Kahn uzun, Fabius orta, Royal ise kısa vadeli tutum belirliyor. Üçüne bakarak Sosyalistlerin Avrupa'nın yarınıyla ilgili yeniden yapılanmadaki farklı aşamalar konusunda iyi bir tablo ortaya koydukları söylenebilir.
(Le Monde, Fransa, 17 Kasım)
Fransızcadan çeviren: Elçin Poyrazlar
20.11.2006 Cumhuriyet