Şeriatçıların "Sivas Yorumu"
37 kişinin ölümüyle sonuçlanan Sivas
cankırımı, islamcı cephenin çeşitli fraksiyonlarında değişik yorumlara
ve değerlendirmelere yol açtı. Bu yorumların en uç örnekleri ise, radikal
şeriatçı İBDA - C örgütünün yayın organı TARAF dergisinde görüldü.
Derginin çeşitli sayılarında, olayı açıkça savunan ve topluöldürümü
"Şanlı Sivas Kıyamı" olarak niteleyen yazılar yayımlandı. Bu
yazılardan birine, belgesel nitelik taşıdığı için burada yer veriyoruz.
Sağ kesimin Sivas olaylarına ilişkin farklı yaklaşımlarını ise, kitabımızın
sonundaki "Tepkiler" bölümünde bulacaksınız.
ŞANLI SIVAŞ
KIYAMI (*)
Kendini dünyanın en "zeki'', en
"cin" insanı ve Anadolu Halkı'nı da dünyanın "en aptal"
ve en "reaksiyonsuz" halkı sayan Soytarı, "bela"nın üstüne
üstüne gidiyordu uzun zamandır:
"Ben delikanlıyım, ben cesurum, ben
hiçbir şeyden korkmam, ben demokratım. Bu "Şeytan Ayetleri"ni ben
yayınlayacağım ve göreceksiniz, kimsenin gıkı çıkmayacak! Ben Allahsızım,
ben kitapsızım, ben sosyalistim, ben ilericiyim. Bütün Anadolu halkı, pısırık
aptallar sürüsü. Bunlar parmaklarını bile oynatamazlar, bunların sülalesi
gerici!"
Dünyada hangi halkın üzerine böyle
giderseniz, "cevabını" alırsınız! Bunu bilmemek için, Soytarı
gibi su katılmamış ahmak olmak gerekir.
İnsan psikolojisinden, toplum
psikolojisinden pay sahibi bir insan için, Sivas Kıyamı hiç de şaşırtıcı
değil. Hadiseler, "Arayan, Mevla'sını da bulur, belasını da" ve
"Kurunun yanında yaş da yanar" atasözlerinin, yüzyılların tecrübesinden
süzülüp gelmiş hikmetleri çerçevesinde gelişti ve beklenen oldu: Sivas'ta
halkın öfkesi tek bir yumruk oldu ve işgalci hainliğinin simgesi
Soytarı'nın beyninde patladı!..
Patlamanın böylesini lügatta karşılayacak
en uygun kelime, "şanlı" kelimesidir ve bu yüzden biz, Sivas halkının
bu haklı kıyamına "Şanlı Kıyam" diyeceğiz...
Soytarı, yazmaktan okumaya fırsat bulamamış
bir şeddeli cahil olduğundan, hâlâ kıvranıyor: "Gericiler ayaklandı,
paşalarımız uyuyor mu? Menemen, 37 Mart!......."
Fert ve toplum psikolojisine uygulanabilen
bir fizik kanunu var: Etki - Tepki Kanunu! Yani, ne kadar etki, eşittir o kadar
tepki!
(*) Kıyam: Ayağa kalkma, kalkışma, ayaklanma. (Redaksiyon)
Ancak, fert ve toplum psikolojisinde bu
kanun, her zaman "etki eşittir tepki" şeklinde formüle edilemiyor.
Bazen tepki, etkiden fazla, bazen etki tepkiden fazla, ama her halükârda, her
etkinin bir tepkisi var!..
İşte Soytarı, kendini kilitlediği otel
odasında 8 saat boyunca, o inanmadığı cehennemden küçük bir numune yaşayıp,
korkudan dili dişi kilitlendiği saatlerde, topluluk psikolojisinde bu kanun işliyordu!
Bakın, topyekûn "ahmak" saydığı
Anadolu halkı, yüzyıllar öncesinden bunu ne güzel formüle etmiş:
"Etme bulma dünyası!" "Eden bulur!"...
Sivas'ta ne gericiler ayaklandı, ne yeni
bir "Menemen" yaşandı; olan şu: Sivas halkı, Soytarı'nın küstahlığına
karşı öfkesini tek bir yumruk haline getirdi ve vurdu! Vurduğu yer de yandı
bitti, kül oldu! Halk vurdu mu, işte böyle vurur ve "Halkın dili, Hakk'ın
dilidir" ölçüsünün tedaisinde, bu olayda halkın eli "Hakkın
eli" olmuştur. Bir ismi Muntakim, bir ismi Cebbar, bir ismi Kahhar olan ve
her bir ismine kurban olmaya amade olduğumuz Hakk'ın eli!...
Eee, Soytarı, "hava nasıl
oralarda"?
Bu hadiselerde ölen 36 kişinin katilleri
aranacaksa, bu katiller bellidir: Soytarı ve Aydınlık gazetesi!
Niçin?
Çünkü bu hadise, Soytarı ve Aydınlık'ın
hedef saptırmaya çalıştığı gibi, bir "Alevi - Sünni çatışması"
değildir ve hadise, Soytarı'nın Sivas'taki konuşmasından çıkmamıştır.
Hadisenin kökeninde, Soytarı ve Aydınlık gazetesinin aylardır "Şeytan
Ayetleri"ni vesile ederek bu halkın mukaddeslerine kin kusması vardır.
Soytarı'nın Sivas konuşması ise, belki bardağı taşıran son damla olmuştur,
hepsi bu! Sivas halkı, "Kahrolsun Aleviler" diye değil, "Sivas,
Soytarı'ya mezar olacak" diye şahlanmıştır. Halk düşmanı Soytarı,
şahlanan Sivas halkının öfkesinden kurtulmak için otele sığınmış ve
halk onu cezalandırmak için otele yönelmiştir. Soytarı, iddia ettiği gibi
"cesur" ve otelde ölenler ise "masum" ise; o zaman bu
"cesur" Soytarı, kendini otel odasına kilitleyip, titreyerek ölümü
bekleyeceğine ve kendisiyle beraber otelde kalan diğer kişilerin ölümüne
seyirci kalacağına, "erkek" gibi ortaya çıkıp, "Ey aptal ve
gerici Sivaslılar, sizin aradığınız benim. Oteldekiler masumdur. Beni alın
ve bunları bırakın" diyebilir ve mesele biterdi! Ama, attığı zaman
mangalda kül bırakmayan bu sahte kabadayı, kendi canını kurtarmak pahasına,
36 kişinin ölmesini tercih etmiştir. Tabii ya, bu ülkenin tek akıllısı o!
Gerisi nasılsa aptallar sürüsü!.. Öyleyse, kurban olsunlar Soytan'ya!..
Bu olayda ölen 36 kişi, Soytarı'nın
sahte kabadayılığı ve Aydınlık'ın tiraj hesaplarına kurban olmuştur!
Hesap sorulacaksa, işte bunlar ortadadır ve telaşla kendi suçlarım örtmek
için bu halka iftira etmeye devam etmektedirler.
Asker ve polis, kabaran halk öfkesinin önüne
geçmemekle akıllılık etmiştir. Tersini yapmak, ölü sayısını artırmaktan
başka bir işe yaramazdı... içişleri Bakanı, hadiseyi doğru tahlil etmiş
ve sorumluları doğru teşhis etmiştir. Sorumluların olaydan sonraki "şirretlikleri"
ne pabuç bırakmazsa iyi eder.
Generallerin Sivas'a gidişine bir mâna
veremedik. Sınırları kevgire dönmüş, her gün bir askerî karakolun yerle
bir edildiği, her gün kendilerine emanet edilen onlarca Anadolu çocuğunun
cenazelerinin evlerine döndüğü bir ülkede generallere yakışan, Sivas gibi
bir "iç güvenlik" meselesini vesile edip gövde gösterisine girişmek
değil, -şayet niyetleri buysa- onlara yakışan, savaş elbiselerini giyip Güneydoğu
sınırları boyunca "tetkik ve incelemelerde bulunmak" ve kendi
karakollarını koruyamayan bir ordu görüntüsünden kurtulmanın çarelerini
bulmaktır. Ordunun birinci görevi, "laikliği" değil "sınırlan"
korumaktır. Ve şayet "laiklik" diye korunması gereken bir şey
varsa, bu görev generallerin değil, Emniyet Genel Müdürlüğü'nündür.
Vali ve Emniyet Müdürü'nün kendilerini
vilayete kilitledikleri bir hadisede, RP'li Belediye Başkanı'nın deli danalar
gibi koşuşturup "asayişi" sağlamaya çalışmasına da bir mâna
veremedik doğrusu! Bari, yaranmak istediği çevrelere yaranabilseydi!..
RP yönetimi, her şanlı halk hareketinde olduğu gibi, kendine biçilen "pasifist ajan" rolünü kusursuz oynadı; hemen halk düşmanlarına, kendilerinin ne kadar "zararsız" olduklarını ispata giriştiler ve şanlı kıyamı, "provokasyon ve provokatörlük" olarak karalamaya yeltendiler! Böylece, onlara yönelttiğimiz eleştirinin haklılığının ispatçısı oldular! Halis RP tabanı, şu sorunun cevabını kendi vicdanında aramalıdır: "Bu tıynetsiz, ödlek ve hımbıllar seçim kazanıp iktidara gelseler ne olur?" Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu, K. Maraş'ın dağ köylerinden birinden inip, şehirde şapşallaşan saz şairi Karakoyun'un akıl hocalığında sağlamayı düşündüğü "milli mutabakat" ve "Büyük Birlik"in akıbetini yeniden düşünmelidir. Türkiye'nin hızla değişen ve karmaşıklaşan siyasî yapısında "Müslümanca" politika yapmak, köy kahvelerinde saz elde "atışma", "dudak değmez", "muamma" tıngırdatmak kadar kolay değil ve Mümtaz Türköne gibi çapsızların kılavuzluğunda, burnundaki "bok" kokusundan kurtulmak mümkün değil! Yazıcıoğlu, "Büyük Birlik"m peşindeyse, önce eteğindeki bu çakıl taşlarından kurtulmanın bir yolunu bulmalıdır. Yoksa, Sivas örneğinde çok açık görüldüğü gibi, ayak altında kalmak ve gürültüye gitmekten kurtulamaz...
Bu halkın 70 yıldır biriken öfkesi,
"liderlik" verine "engelcilik" yapanları da çiğneyip geçecektir.
"Kendinen zuhur" şeklinde ortaya
çıkan şanlı Sivas kıyamından alınacak ne çok ders var herkes için! Biz
sadece çok azının altını çizebildik! Sivas'taki "Cuma’da ani
zuhur"dan, son olarak altını çizmek istediğimiz husus şu: Halk, hakkına
sahip çıkıyor ve 70 yıldır kendisine hayatı zindan eden işgalci laiklere
karşı "kısas"ın hayat veren soluğuna sığınıyor! Artık TC'de
hayat, yalnız Müslümanlar için zor olmayacak, işgalci laikler için de zor
olacak! Sivas, sadece küçük bir haber! Herkes safını doğru seçmekle mükellef!
Bizden söylemesi!
Gerisi: "Mevlam görelim neyler /
Neylerse güzel eyler!"
(Faruk AKINCI Taraf, l Ağustos 1993)