Hasret’in
bağlaması... / Ferhat TUNÇ
On bir yıl önceydi... Yaşandı ve bitmedi...
Hasret’in bağlaması bende...
Elimden bırakmam mümkün olmadı...
Hasret’in bağlaması...
FERHAT TUNÇ
On Bir yıl önceydi... Yaşandı ve bitmedi...
Kanımızı donduran o görüntüler hala hafızalarımızda...
Silinmesi mümkün olmadı...
***
Hayatını müzikle doldurmuş, umutlu ve heyecanlı bir delikanlıydı
Hasret.
1987’nin yazında tanışmıştım... Tanışmadan önce dinlediğim
“Hasret Gültekin”nin yetişkin biri olduğunu sanıyordum. Oysa şimdi
karşımda duran Hasret, bıyıkları yeni terlemiş liseli bir delikanlıydı.
Ve ben şaşkınlığımı gizleyememiş, bu minval üzere derin bir sohbete
dalmıştım.
O karşılaşmamız kısa sürede bir paylaşıma dönüştü; yeni aldığı
ve daha sonra bana verdiği ve benim tam onbeş yıldır kullandığım bağlamayla
yeni bestelerini çalmış, bağlamadaki ustalığı bende derin bir hayranlık
uyandırmıştı.
O ana kadar bağlama deyince aklıma Arif Sağ geliyordu, ama ondan sonra Arif
Sağ’ın yalnız olmadığını gördüm. Ve o genç, o yaşta gösterdiği
bağlama ustalığıyla beni imrendirmişti.
Koçgiri aşiretinden olduğunu ve kökenlerinin Dersim’e dayandığını,
Dersim ve Koçgiri isyanlarının kendisinde derin izler bıraktığını
anlattı bana. Ve büyüklerinden bu konuda dinlediği ağıtlardan
etkilenerek bağlama çalmaya, türkü söylemeye yöneldiğini...
O zaman Kadıköy’de özel bir lisede okuyordu. Ancak okuldan çok müziği
düşünüyor ve kendini geleceğe hazırlamanın, iyi bir bağlama ustası
olmanın telaşını yaşıyor ve bunu gizlemiyor, benimle paylaşıyordu.
Paylaşımımızın giderek artmasındaki nedenlerden biri de benim sürekli
yasaklanmam ve gözaltına alınmamdı. Bu durum, onu bana daha da yaklaştırıyordu...
O yoğun mücadele yılları Hasret’te aynı zamanda derin bir sorgulama ve
kendini tanımlama süreci de başlatmıştı. Özellikle İstanbul’da verdiğim
konserlerde hep yanımda buluyordum ve onun bu ilgi ve sevgisi bende karşılıksız
kalmıyordu.
Uzun yıllar süren dostluk ilişkimiz, Hasret’in çalışmalarını
Almanya’ya kaydırmasıyla birlikte eski yoğunluğunu kaybetti. Hasret’i
sadece yurtdışı konserlerimde ve Türkiye’ye geldiğinde görebiliyordum
artık.
***
Sonra bir gün, İstanbul’da karşılaştık ve her zaman gittiğimiz kokoreççiye
gidip karnımızı doyurduk. Tarih, Haziran 1993’tü. Hasret orada, Pir
Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmam için beni ikna etmeye çalışıyordu.
Çünkü ben, önceden kararlaştırılmış bir başka kentteki konsere
gitmek zorundaydım. Bu yüzden Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılamıyordum.
Öyle de oldu...
Oldu ama, o gün TV ekranlarında naklen izlediğim o görüntüler sırasında
orada olmadığım için duyduğum pişmanlığı anlatamam. Orda, o alevlerin
arasında, sevgili Hasret’le, Muhlis Akarsu, Nesimi baba ve diğerleriyle
olamadığım için kendime ne kadar kızdım, kızıyorum, bilemezsiniz...
Yani onlar orada yanıyordu, ben bulunduğum yerde!..
***
On bir yıl önceydi... Yaşandı ve bitmedi...
Kanımızı donduran o görüntüler hala hafızalarımızda...
Silinmesi mümkün olmadı...
***
O zamanki koalisyon hükümetinin bir kanadı sosyal demokrattı. Ve Başbakan
Yardımcısı Erdal İnönü, katliamın arkasındaki gerçek güçlerin
yakalanıp yargılanmalarını en kısa sürede sağlayacaklarını söylemiş,
bunun bir “namus meselesi” olduğunu belirtmişti.
Ama dönemin DGM Başsavcısı Nusret Demiral da “Olayda örgüt yok tahrik
var” demişti.
Şimdi ise iktidarda AKP hükümeti var ve katliamda tetikçilik yapanların
affedilip salıverilmesi için formül arıyor...
Ve son olay...
Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say’ın, şair Metin Altıok için hazırladığı
oratoryonun sahnelenmesi sırasında göstermek istediği üç dakikalık
Sivas katliamı görüntüleri sansürlendi.
Kim tarafından?..
Kültür Bakanlığı...
Tablo bu kadar net işte. On yıl sonra dönüp etrafımıza bakıyoruz, değişen
bir şey yok; kafalar karakol, karakollar kafa olmaktan çıkmıyor ve yobaz
zihniyet katliamı sürdürüyor.
Bu böylece, acılarımızın tazelenmesini yeğliyor...
***
On bir yıl önceydi... Yaşandı ve bitmedi...
Hasret’in bağlaması bende...
Elimden bırakmam mümkün olmadı...