Tarih 15 Haziran 1970: Marmara ve Trakya bölgesinde çalışan işçiler, işbaşı yapmaz Tarih 16 Haziran 1970: İşçi direnişi başlar. İstanbul ve Kocaeli'nde sıkıyönetim ilan edilir
Bir şafak vakti, karanlığın kenarından
Onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman
En âlim aynalara en renkli şekilleri
aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok söz edildi onlara dair
Ve onlar için
'Zincirlerinden başka kaybedecek
şeyleri yoktur' denildi.
Nâzım Hikmet
Türkiye'de çağdaş anlamda sendikalaşma ile ilgili çabalar sanayileşme
hareketlerinin olduğu 1800'lerden sonra ülkenin değişik bölgelerinde başlamıştı.
27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra 1961 Anayasası'nın sağladığı özgürlükler
sonucu, Türk-İş'in yaptıklarının işçinin çıkarına ters düştüğünü
söyleyen Türk-İş bünyesindeki bazı sendikacılar, 13 Şubat 1961'de Türkiye
İşçi Partisi'ni (TİP) kurarak haklarını siyasal düzeyde de elde etmeyi
amaçlamışlardır.
Bu arada, yeni anayasaya uygun olarak 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu, 24 Temmuz 1963'te yayımlanarak yürürlüğü girmiştir. Bazı sendikalar ve konfederasyonlar, bu nedenle 24 Temmuz tarihini, ''İşçi bayramı'' olarak kutlamaktadır.
DİSK'İN KURULUŞU
Türk-İş'in tutumundan rahatsız olduğu için ayrılan bazı sendikalar ile kurulan yeni bazı sendikalar bir araya gelerek 13 Şubat 1967'de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nu (DİSK) oluşturdular.
Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu kadar özgür hareket eden halkın bu hak arama mücadelesinden, toplumun geleceği için karar alma sürecine katılmasından rahatsız olanlar vardı.
1965'te, 27 Mayıs Anayasası'na karşıt güçlerin temsilcisi olan Adalet Partisi (AP), tek başına iktidar olduktan sonra Türkiye'deki işçi sınıfının hak arama mücadelesine yönelik baskı ve engellemeler artmış, bu nedenle antidemokratik yasalar çıkartılmaya çalışılmıştır. Örneğin, AP hükümeti, 1969 yılının şubat ayında, parlamentoya, ''Anayasa Nizamını Koruma Kanunu'' tasarısını sunarak toplumun hak ve özgürlüklerini kısıtlamaya çalışmış, ancak, tepki sonucu tasarıyı geri çekmişti.
GÜÇLENEN SOSYALİST HAREKET
Sosyalist ve ilerici hareketin örgütlenip güçlenmesi, bu arada, Türkiye'deki ekonomik-toplumsal buhranın derinleşmesi sonucu egemen güçler tarafından yeni baskı yasaları gündeme getirildi. Sonuçta, 274 sayılı Sendikalar Yasası ile 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası'nın değiştirilmesi için AP tarafından yeni bir Sendikalar Yasa Tasarısı hazırlandı ve 3 Şubat 1970 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) sunuldu.
Tasarı, ''Bir sendikanın Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için, o işkolu işçilerinin üçte birini temsil etmesini'' öngörüyordu. DİSK'e bağlı sendikalar ile bağımsız birçok sendika bu nitelikten yoksundu. DİSK'e bağlı Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekili Rıza Kuas da, aynı konularda iki değişik yasa tasarısını, 26 Şubat 1970 günü TBMM'ye sunmuştur.
DİSK yönetimi, 18 Mart 1970'te toplanmış ve AP milletvekilleri tarafından hazırlanan yeni sendikal yasa tasarıları hakkında görüşmeler yaptıktan sonra bazı kararlar almıştı.
Kararlar özetle şöyleydi: ''Ülkede devrimci muhalefeti yok edemeyen egemen sınıflar, yeni tasarılarla çalışma hayatındaki devrimci sendikaları kapatma yolunu tutmuştur. DİSK'e bağlı sendikalar bu tasarıların yasalaşmaması için anayasanın tanıdığı bütün hakları en son sınırına kadar kullanacaktır. Tasarılar, yeni ulusal sendikalar kurulmasını önlemek, DİSK'in varlığına son vermek için düzenlenmiştir. Buna karşılık emperyalizme ve kapitalizme bağlı sendikacılak yasa zoruyla ayakta tutulacaktır. Kaldı ki işçi sınıfı anayasal direnme hakkını bilinçle kullanarak iktidara karşı tüm devrimcileri uyarmasını ve işçi sınıfına karşı işlenecek cinayetleri önlemesini başaracaktır.''
TOKER'İN AÇIKLAMALARI
Değiştirilmek istenen sendikal kanun tasarılarını desteklediğini açıklayan Türk-İş, 8. genel kurulunu, 11 Mayıs 1970'te Erzurum'da toplar. TBMM Çalışma Komisyonu Başkanı, eski çalışma bakanlarından AP'li Turgut Toker, 15 Mayıs 1970 günü, Türk-İş Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, ''Sendikalar kanun tasarısının yürürlüğe girmesiyle, Türkiye'de Türk-İş'ten başka işçi konfederasyonu kalmayacağını'' açıkladı ve ''Yeni değişiklik tasarısı ile DİSK'in çanına ot tıkanacaktır. DİSK varken genel grev hakkını tanımamız mümkün değildir'' dedi. Bu konuşma ertesi gün DİSK'e bağlı sendikalar ile bağımsız sendikaların sert tepkisine yol açmıştır.
ANKARA'YA UYARI HEYETİ
Tepkilere karşın, 274 sayılı Sendikalar Yasası'nda değişiklik yapma kararlılığı içindeydi AP hükümeti. DİSK Yönetim Kurulu, 3 Haziran 1970 günü toplandı basına şu açıklama yapıldı:
''1- DİSK'i ve devrimci örgütleri görev yapamaz duruma getirmek için girişilen anayasaya aykırı tasarıları kanunlaştırma yolunun doğuracağı sonuçları anlatmak için Ankara'ya bir Uyarı Heyeti gönderilecektir. Genel Başkan Kemal Türkler 'in başkanlığında kurulan heyet, tasarılar kanunlaştığı takdirde doğacak sonuçları birer birer anlatmak üzere Cumhurbaşkanı'nı, Başbakan'ı, Ana Muhalefet Partisi Genel Sekreteri'ni ziyaret edecektir.
2- Tasarıları kınamak amacıyla değişik yerlerde ve kentlerde girişilecek eylemleri saptamak ve uygulamak üzere bir Eylem Komitesi seçilmiştir. Komite başkanlığına Kemal Nebioğlu getirilmiştir. Öteki üyeler şunlardır:
Hilmi Güner (Maden-İş), Salih Çetin (Hür Mensucat-İş), Celal Bayaz (Lastik-İş), Avni Erekalın (Kimya-İş), Mustafa Baştan (Basın-İş), Şinasi Kaya (Maden-İş).''
DİSK Eylem Komitesi'nin planlayacağı eylemleri kesin karara vardırmak üzere DİSK Yönetim Kurulu, 5 Haziran 1970 Cuma günü, genel merkez binasında yeniden olağanüstü toplantı yaptı. Görüşmelerden sonra Türkler, Nebioğlu, Rıza Kuas, Kemal Sülker, Celal Bayaz, Ehli İman Tuncer 'den oluşan DİSK Uyarı Heyeti'nin Ankara'ya gitmesine ve genel sekreterlikçe hazırlanan ''Muhtıra''nın ilgili makamlara verilmesine karar verilmiştir.

Tarih, geçmiş, bugün ve gelecekten oluşmaktadır. Hiçbir şey birdenbire oluşmamıştır. Bugün Türkiye'de bazı hak ve özgürlükler veya yasaklamalar, baskılar varsa geçmişten bugüne kalan mirastır. '68 denince çoğunluğun aklına gençlik liderlerinin öncülük ettiği ve üniversite çevresinde meydana gelen olaylar gelir. Oysa, '68 diye anılan 1961-1971 döneminde çok önemli işçi, köylü, memur hareketleri de meydana gelmiş, Türkiye sosyal mücadeleler tarihine önemli katkıları olmuş, hakların korunması, savunulması ve gelişmesinde kazançlar sağlamıştır. 1961-1971 döneminde, yüzlerce işçi hareketi yaşandı. Türkiye'de işçi sınıfı hareketi bazı kayıplar verdi ama bu mücadelesi sonucu çok haklar da elde etti. Günümüzde bunlar yeterli değildir. İşsizlik ve yoksulluk artmış, sendikalara üye sayısı azalmıştır. Eskisinden daha iyi hakların elde edilmesi gerekmektedir. Ülkenin sorunlarının çözümünde ve geleceğinde örgütlere büyük görevler düşmektedir.
DİSK Uyarı Heyeti, başta Başbakan Süleyman Demirel olmak üzere tüm ilgililerden şunları isteyecektir:
''Tasarılar geri alınmalıdır. Sendikalar ve toplusözleşme yasaları değiştirilecekse tüm konfederasyon ve sendikalarla bilim adamlarının ortak çalışmalarıyla ele alınıp aksaklıklar, eksiklikler belirlenmelidir. Hiçbir şekilde sendika seçme özgürlüğü yok edilmemeli, grev uygulaması öncesinde o işyerinde yapılacak gizli oy, açık sayımla işçilerin görüşü alınmalı ve bunun gibi toplusözleşme yetkisini alma aşamasında da işçilerin çoğunluğunu temsil ettiğini iddia eden ikinci ve daha çok sendikanın başvurusu olursa, o vakit işçilerin yine gizli oy, açık sayım ilkesiyle hangi sendikaya üye oldukları saptanmalı, yani referanduma başvurulmalıdır. Bu temel ilkeler belirlendikten sonra yasaların öteki hükümleri bunlara göre değiştirilebilir.''

34 yıl önce bugün, fabrikalardan çıkan kadınlı erkekli işçiler,
gösteriye katılır. 115 işyerinde 75 bin işçi yürüyüşe geçer...
ANAYASAL DİRENİŞ KOMİTELERİ
DİSK Uyarı Heyeti, 10 Haziran 1970 Çarşamba günü Ankara'dadır. Demirel ile görüşemeyen heyet, CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit ve Milli Birlik Grubu (MBG) senatörleri ile görüşür. Ecevit, kendilerine destek olacağını belirtir.
Bütün karşı çıkmalara karşın 274 sayılı Sendikalar Yasası'nda değişiklik yapan yasa tasarısı, 12 Haziran 1970 Cuma günü Meclis'te oya sunulmuş, 4 rete karşılık 230 oy ile tasarı kabul edilmiştir.
Sendikalar Kanunu'nun kabul edilmesiyle, en az 1/3'i sigortalı işçi olmayan sendikalar federasyon kuramayacaklardı. DİSK, bu yasayı kendi örgütünü yok edecek bir karar olarak görüyordu.
Herhangi bir olumsuz gelişmeye karşı neler yapılacağına karar vermek amacıyla DİSK'e bağlı sendikalar, 14 Haziran 1970'te Lastik-İş Sendikası'nın genel merkezinde bir araya gelir. İşçi temsilcileri, her işyerinde kurulacak ''Anayasal Direniş Komiteleri'' yönlendiriciliğiyle bulundukları bölgelerde aileleri ile birlikte eylem yapma anlayışına varmışlardır.
Marmara-Trakya bölgesindeki işçiler, anayasaya aykırı buldukları sendika kanun tasarılarına karşı tepkilerini dile getirmek amacıyla, 15 Haziran 1970 Pazartesi günü 09.00'dan itibaren işbaşı yapmaz. Fabrikalardan çıkan kadınlı erkekli işçiler, ellerinde Türk bayrakları ve ''AP iktidarı bizim iktidarımız değildir'' , ''Ordu işçi el ele'' , ''274. kanun maddesine hayır'' , ''Zincirimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok'' gibi pankartlarla yürüyüş ve direniş yapar.
DİSK Basın Temsilcisi, 15 Haziran 1970 Pazartesi akşamı özetle şu açıklamayı yapmıştır: ''115 işyerinde 75 bin işçi yürüyüş ve gösteriye katıldı. İşbaşı yapmadı. Üyelerimizin bu antidemokratik tasarıya karşı giriştikleri direnmenin yarın ne şekle dönüşeceğini şu anda biz de bilemiyoruz.''
Üçü işçi beş kişinin yaşamını yitirdiği gösterilerden sonra, önce bir ay daha sonra iki ay sıkıyönetim ilan edildi. İşçi direnişi sonrasında DİSK ve TİP iktidarın boy hedefi oldu
Tarih: 16 Haziran 1970 Salı. Yer: Marmara-Trakya bölgesi, büyük sanayi işletmelerinin olduğu yerler. Sabahın erken saatlerinden itibaren işçiler, işbaşı yapmayıp direnişe başladılar. Yürüyüş boyunca ellerinde iktidarı ve Sendikalar Kanunu'nu kınayan pankartlar taşıyan ve ''Çoban sülü istifa'' , ''Demirel istifa'' , ''İşçiyiz güçlüyüz'' , ''Bağımsız Türkiye'' , ''Ordu işçi el ele'' , ''İşçi millet el ele'' , ''Süleyman başvekil, işçi, köylü, halk sefil'' , ''Patronlar devrile'' diye bağıran işçiler, çeşitli bölgelerden yürüyüşe geçtiler. İşçi direnişleri sürerken DİSK Yürütme Kurulu üyelerinden Genel Başkan Kemal Türkler , Genel Başkanvekili Kemal Nebioğlu ve Genel Sekreter Kemal Sülker'i, Harbiye'deki makamına çağıran 1. Ordu Komutanı Orgeneral Kemal Atalay , DİSK yöneticilerinden, eylemlerin sona ermesi için yardımcı olmalarını ister.
TÜRKLER'İN UYARISI...
Ayrıca, öğleden sonra DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ile TİP milletvekili Rıza Kuas , İstanbul Valiliği makamına çağrılarak olayların önlenmesi yönünde çaba göstermeleri için yeniden uyarılırlar. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, valilikten ayrılırken gazetecilere özetle şu açıklamayı yapmıştır:
''İşçi kardeşlerim! İşçi sınıfının bilinçli temsilcileri! Sizlere sesleniyorum! Beni iyi dinleyiniz. Anayasal haklarınız için direndiniz. Direniyorsunuz. Anayasamız her türlü toplantı ve yürüyüşün silahsız ve saldırısız olacağını emreder. Bizler anayasaya sımsıkı bağlı işçiler olduğumuzdan hiçbir hareketimiz anayasaya aykırı olamaz. Ne var ki, bizim aramıza çeşitli maksatlar güden kişiler, çeşitli kılıklara bürünerek girebilirler. Hatta kötüsü, gözbebeğimiz şerefli Türk ordusunun bir mensubuna kötü maksatla taş atabilir, tahrikler yapabilirler. DİSK Genel Başkanı olarak sizi uyarıyorum.''
ÖLÜMLER VE YARALANMALAR
16 Haziran 1970'te gün akşama devrilirken bilanço ağırdır. Kadıköy'deki olaylarda 23 yaşındaki polis memuru olan Hüseyin Kahraman , işçi Yaşar Yıldırım , işçi Mehmet Gıdak ile Kadıköy'de Deniz Lokantası ile Fenerbahçe İşkembecisi dükkânlarının sahibi 55 yaşındaki Abdurrahman Bozkurt ölmüştür.
Olaylarda yaralanan işçi Mustafa Baylan ile polis memuru kocası Hüseyin Kahraman'ın ölümüne üzülen Vediha Kahraman da, 18 Haziran 1970 Perşembe günü vefat etmiştir. Olaylarda işçi, öğrenci, emniyet mensubu, er ve subay olmak üzere toplam 204 kişi hafif ve ağır surette yaralanmıştır.
BİR AY SÜRE İLE SIKIYÖNETİM *
16 Haziran 1970 Salı günü, İstanbul ve Kocaeli illeri dahilinde, bir ay süre ile sıkıyönetim ilanına karar verilmiş ve saat 21.00'den itibaren yürürlüğe sokulmuştur. Sıkıyönetimle ilgili Bakanlar Kurulu kararının durdurulması isteğiyle Danıştay'a üç, Anayasa Mahkemesi'ne bir dava açılır. Cumhuriyet tarihinde ilk defa böyle bir davaya bakan Danıştay Dava Daireleri Kurulu, 28 Haziran 1970 Pazar günü, İstanbul ve Kocaeli'nde ilan edilen sıkıyönetimle ilgili Bakanlar Kurulu kararının iptali davasını görüşür. Danıştay Dava Daireleri Kurulu, 3 Temmuz 1970 tarihinde, bu davalarla ilgili görevli olmadığına dair karar vermiştir. TİP ve CHP tarafından sıkıyönetimin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne iptal davaları da açılmıştır. Anayasa Mahkemesi de, 17 Kasım 1970 tarihinde, TİP ile CHP'nin açtığı davaları görevsizlik gerekçesi ile reddetmiştir.
İlk önce bir ay ilan edilen sıkıyönetim, Bakanlar Kurulu'nun 15 Temmuz 1970'te aldığı kararla iki ay daha uzatılmış ve 16 Eylül 1970 tarihinde sona erdirilmiştir. İşçilerin iki gün boyunca direniş yaparak karşı çıktığı yasa tasarıları ise Senato'da oylanıp kabul edilmiş, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylandıktan sonra 22 Ağustos 1970 günü 13577 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe sokulmuştur. Yeni Sendikalar Kanunu'nun iptali için önce TİP, daha sonra CHP, Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuş ve yasanın bazı maddeleri Anayasa Mahkemesi tarafından 19 Ekim 1972'de iptal edilmiştir.
İstanbul'da iki gün süren direnişlere elebaşılık ettikleri iddiasıyla İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı'nca hazırlanan listeye göre işçi ve öğrenciler gözaltına alınmaya başlanmış, 162'si tutuklanmıştır. 19 Haziran 1970 gününden itibaren sıkıyönetim bölgesinde yapılacak bütün grevler iptal edilmiş ve ertelenmiş, patronlar, toplam 422 işçiyi işten atmıştır.
BÜYÜK DİRENİŞ
15-16 Haziran 1970 günleri işçilerin yarattığı direnişler, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu döneme kadar, başta DİSK yöneticileri olmak üzere, devlet kurumları dahil hiç kimsenin beklemediği büyüklükte işçi direnişi olmuştur. Sadece DİSK değil Türk-İş'e bağlı işçilerin de katıldığı ve iki gün süren direniş, her kesimi olumlu veya olumsuz kendi açısından etkilemiş, yol ayrımına sokmuştur.
İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu , 17 Haziran 1970 günü, Meclis'te yaptığı konuşmada, olayları İstanbul tarihinde en esef verici bir olay olarak nitelemiş, ''Bu kanunsuz olay demokratik rejimi yıkmak heveslisi olan ideolojik felsefenin provası idi. Sokaktan geçenler 'Halk savaşı başladı' diye bağırıyorlardı. Bu bir isyandır, ayaklanmadır, fevkalade bir olaydır. Bunun üzerine örfi idare kararı verdik'' demişti.
SAĞDA YOL AYRIMI...
Yeni Türkiye Partisi (YTP) Genel Başkanı Tahsin Banguoğlu da yaptığı açıklamada, ''Komünistlerin Türkiye'de tertipledikleri ilk büyük sokak hareketi'' değerlendirmesini yapmıştı. 15-16 Haziran direnişine, sol kesimden bütün parti ve hareketler güçleri oranında katılmış, bazı eylemlere öncülük yapmışlar, ama hiçbir grubun bu işçi direnişinin bütününe egemen olup yönetmesi söz konusu olamamıştır.
15-16 Haziran direnişinin o dönem için etkisine gelince; birçok siyasi hareketin görüşünün değişmesine yol açmış, belki de en önemlisi egemen güçlerin daha tedbirli hareket etmesini ortaya çıkarmıştır.
15-16 Haziran olayları çok şeyin dönüm noktasıdır. Sadece solda yol ayrımı olmadı. Sağda da yol ayrımı oldu. 24 Haziran 1970 günü yapılan bir açıklamada, Milli İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) kurulduğu belirtiliyordu.
15-16 Haziran olayları nedeniyle tutuklu bulunan tüm DİSK yöneticileri,
26 Eylül 1970 tarihinde tahliye edildi. DİSK hakkında açılan dava ile
ilgili dosya, sıkıyönetim 16 Eylül 1970'te kaldırıldığı için 4. Ağır
Ceza Mahkemesi'ne devredildi. Ancak, 1971'de yeniden ilan edilen sıkıyönetim
ile dava dosyasının sıkıyönetim askeri mahkemesine iadesi istendi. Buna
itiraz edildi. Anlaşmazlık, Uyuşmazlık Mahkemesi'ne intikal etti. Uyuşmazlık
Mahkemesi kurulmadığından ve 1974'te Af Yasası ilan edildiğinden DİSK yöneticilerinin
yargılanması tamamlanamadı, o dönem DİSK açısından bu şekilde sona
erdi. TİP, Anayasa Mahkemesi tarafından 20 Temmuz 1971 tarihinde kapatıldı.
1961 Anayasası, 2 Temmuz 1971, 22 Eylül 1971 ve 20 Mart 1973'te olmak üzere
üç kez değiştirildi. 12 Eylül 1980'den sonra da yeni bir anayasa yapıldı.
Anayasa ve yasaların değiştirilmesi çalışmaları ve tartışmaları bugün
de devam etmektedir.
İki gün süren işçi hareketleri sonrasında başta DİSK ve TİP boy hedefi haline gelmişti. Eylemlere öncülük yaptığı iddiasıyla aralarında işçi ve sendika liderleriyle işçilerin bulunduğu toplam 162 kişi tutuklanmış, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde yargılanmaya başlanmıştı.
Milli Güvenlik Kurulu, 12 Temmuz 1970 Pazar günü saat 10.00'da İstanbul Valiliği'nde Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın başkanlığında toplanır. 5 saat aralıksız süren toplantıdan sonra Başbakan Süleyman Demirel, ''Milli Güvenlik Kurulu'nun gündemindeki maddeleri görüştüğünü, gelecek toplantının 29 Ağustos 1970'te olacağını'' bildirmiş, başkaca bir açıklama yapmamıştır. Gazetelerde, Milli Güvenlik Kurulu'nun yaptığı toplantı hakkında değişik haberler ve yorumlar yapılmıştır. 4 Ağustos 1970 tarihli gazetelerde, ''Ordu anayasa değişsin diyor'' başlıklı bir haber yayımlanmıştır.
'ANARŞİ ORTAMINA DOĞRU...'
Haber özetle şöyledir: ''Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç 'ın ekonomik gelişmenin çok ilerisine geçen sosyal hak arama cereyanları karşısında milliyetçi nizamın demokratik usullerle sağlanabilmesi için anayasada değişiklik istediği, Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında, Başbakan Süleyman Demirel'e, 'Her düzensizliğin içine asker sokmayınız. Bunun doğuracağı menfi neticeleri dikkate alınız' dediği öğrenilmiştir. 1961 Anayasası'nın getirdiği temel demokratik hürriyetlerle ilgili ilkelere dokunulmaksızın, sadece Türkiye'nin ekonomik gelişimi ile nispetsiz olarak kuvvetlenmiş bulunan sosyal gelişmenin doğurduğu karışıklığın önlenmesini isteyen Org. Tağmaç'ın bu gerekçe ile anayasa değişikliği taraftarı olduğunu ifade eden yüksek seviyeden askeri kaynak, 'Bugün Türkiye'de en açık suç işleyenler bile bir yolunu bulup cezasız kalmaktadırlar. Bu da gelişmeleri anarşi ortamına doğru itmektedir' demiştir.''